Ana Sayfa / Uncategorized / KUR’AN-I EHL-İ BEYTE SORUN

KUR’AN-I EHL-İ BEYTE SORUN

KUR’AN-I    EHL-İ   BEYTE    SORUN

Bu  yazımda  Hz. Peygamberimizin (s.a.v.)  Ehlibeytine  bağlı  olduklarını  sanan  Müslümanlara  ve özelikle  sünnet  ehline  sorular  soracağım. Bunlar  öyle  ki, kendilerinden  başka olan Müslümanları  inkar  etmek  isterler. Daha da  ileri  giderek  kendilerinin  dışında  ki  Müslümanlara  küçültücü  adlarda  takarlar.

Ben  tüm  Müslümanlara  diyorum  ki, İslam’ın  temeli  olan  Allah’ın  kitabına  ve  yüce  peygamberin  soyuna  bağlanmadıktan  sonra, sizlere  ne  cennet, ne  kurtuluş, ne  birlik  ve  ne  mutluluk  vardır. Çünkü  kurtuluş  gemisine  ulaşmak  için, kesinlikle  Hz. Peygamberin  soyu  olan  Ehl-i  Beyte  başvurmak-sığınmak  gerekir. Bu  görüş  ise bizim  icadımız  olmayıp  yüce  Allah’ın  ve  sevgili  Peygamberi’nin sözüne-kelamına, Kur’an-ı  Kerim ve  nebevi  sünnetlerin  özüne  dayanır. Müslümanlar, birlik  olmak  ve  güç  kazanmak  istiyorlarsa, iki  prensiple  ortak  bir  tutumla  yola  çıkmak  zorundadırlar.

Müminlerin  Emiri  diye  adlandırılan  Emevilerde, kin  ve  saygısızlık  o kadar  artmış  ki, Cami  minberlerinde  Ali’ye  ve  Ehl-i  Beyte  sövmekten  başka, uydurma  bin  sünnet  ve  Emirlendi, Halkın  da  sövgünün (Haşa) Hz. Peygamber’e  de  ulaşacağını  Bulaşacağını  bildikleri  halde  yapıyorlar. Bu  durum  karşısında  Halk  çaresizdi. Çünkü  sövgüye  katılmayanlar, işkenceyle, katl  ediyorlar  ve  çarmıha  çekip  cezalandırıyorlardı.

Burada  hatırlanması  gereken  konu, ilk  üç  halifenin  Ebu Bekir, Ömer  ve  Osman’ın  Peygamber  Hadislerinin  yazılmasını  ve  konuşulmasını  yasak  etmiş  olmalarıdır.

Bundan  çıkarılacak  sonuç  açıktır. Çünkü  Resul’ün  Hadis’leri  açıklanır-anlatılırsa, Ebu Bekir  ile  Ömer’in  Halifeliğinin (Haklılığı)  düşecektir. Bu  durumda, kendi  mevkilerinin  sarsılmaması  için, Peygamber  hadislerinin  yasaklanması  gerekiyordu. Hadisleri  yasaklamaktan  başka  çareleri  de  yoktu-kalmamıştı. Hadisler, onların  gaspçı  olduklarını  ortaya  çıkaracaktır. Hilafetin  gerçek  sahibinin  Hz. Ali  olduğunu  anlaşılacaktır.

Ömer’in  tutumuna  şaşılır  ki, bir  bakarsınız, halkı  zorlayarak  Ebu  Bekir’i  hilafete  getirdiği  için  sıkıntıya  düşer, yaptığı  bu  işin  kötü  olduğunu söyler.  Bir  bakarsınız, kendinden  sonraki  halifeyi  seçmek  için  Altı  kişilik  bir  kurul  tayın  eder.

Bunu  yaparken  de: Eclehi  seçersiniz  ( bununla  saçı  dökülen  Hz. Ali’yi  demek  istiyor)  onun  ciddiyetti  zorlar  demeyi  ihmal  etmez.

Bu  sözleriyle  Ömer, hak  sahibinin  tek  Hz. Ali  olduğunu  itiraf  ediyor. Ali  ise, yönetimi  ciddiyetle  götüreceğini  söylüyordu.  Amma, bunu  bildiği  halde, Ali’nin  seçilmesi  önüne  engeller  koyuyor  ve  Abdurrahman  bin  Avf’ı  üstün  bir  konuma  getiriyor.

Biraz  geriye  gidersek, Hz. Peygamberin  ölümünden  önce,  ibni  Abbas’ın  Talisiz  Perşembe  diye  adlandırdığı  Perşembe  gününde, Hz. Peygamberin, bana  kağıt  kalem  getirin  isteğine  karşı  dikilen  Ömer, Peygamber-e  sayıklamayı  yakıştırdığını  görüyoruz. Onun:  Allah’ın  kitabı  var.. o  bize  yeterli.. dediğini  unutmuyoruz. Bu  olayı  Buharı, Müslim, ibni  mace,  Nisayi, Ebu  Davut  ve Ahmet  bin  Hambel’in dışından  daha  pek  çok  tarihçi  anlatıyor.

Sevgili  Peygamber’imiz  ölüm  döşeğinde  iken  Kur’an’ın  ayetleri  kulaklarda  çınlıyordu: Peygamber  ölür  yada  öldürülürse, siz  değişeceksiniz, gerçek  yüzünüz  ortaya  çıkacaktır. Bu  ayeti  indiren  Yüce  Allah, bunların  elbette  iç  yüzlerini, ne  tezgahladıklarını, desise-fitnelerini  ve  yalanlarını  bilecektir. Ancak  Allah, bu  dönemin  sorumluluğunu, Hz. Peygamber’e  yüklemiştir.

Bunu  açıklayan  Furkan suresi- 27-28-29-30-31. Ayetleri  (mealenO  gün  zalimler, ellerini  ısırarak  diyecekler  ki, ne  olurdu, Resul’le  birlikte  bir  uyum  içinde  kalsaydık. Keşke  falancayı  dost  edinmeseydik. Zikir-Kur’an  bize  geldiği  halde, onu  dinlemedik, saptırdık, Şeytan, insanlar  için  rezil  edicidir. Resul  de  diyecek  ki, Ey  Rabim, bunlar  Kur’an-ı  sahiplenmediler. Böylece, Peygamber’lere, birer  günekar  olarak  musallat  oldular. Ancak, Rabbinin  desteği, sana  yeterlidir  diye  buyurur.

Burada  açıklanması  gereken  önemli  bir  nokta  var  ki, o  da  Ömer’in  cesaret  vermesi  olmasaydı, Ebu  Süfyan  ve  onun  oğlu  Muavye  Allah’n  Resulü  ve  onun  Ehli  Beyti-ne  bu  kadar  dikilemezdi, bu  ölçüde  karşı  gelmezlerdi. Vahyin  indiği  her  vesi  ile  Ömer’in  sevgili   Peygamber-e  karşı  gelmesi, bir  alışkanlık  haline  gelmişti.

Onların  bu  davranışlarından  beklentileri, Yüce Peygamber’in  kişiliğini  zedelemek, Peygamber’i  her  hangi  bir  kişi  gibi  göstermek  idi.

Birinci: (Ebu Turab)  namıyla  anılan  Hz. Ali’nin  önemini  silmek, hatta  küçültmek  ve  bu  arada, üç  halifeyi  üstün  bir  konuma  getirmek.

İkincisi: Peygamber-e  karşı, ilk  üç  halifenin  gelebileceklerini, Emirlerine  ve  bu  arada  vasiyetini  dinlemediklerini  ve  bunun  normal  bir  olay  olduğunu  göstermektir. Bunu  yaparken  de,  kendine  bir  gerekçe  hazırlamak  ve  buna  göre, Hz. Ali’ye  karşı  gelmenin  bir  sakıncasının  olmayacağını  ortaya  koymaktır.

Ömer’in  davranışları, Hudeybiye  Barışından, Talisiz  Perşembeye  kadar, Rıdvan  Bey’at  seceresini- Ağacını  kestirmesinden  Hz. Peygamber’in  amcası  Hz. Abbas’ın  adını  sildirmesine  kadar, hep  Yüce  Peygamber-e  karşı  sergilenen  olaylardır. Peygamber’in  adının  anılmamasını  istiyordu.

Ömer’in  hiç  de  iyi  olmayan  bu  kişisel  hareketleri  İslam-a  çok  zarar  vermiştir. Düşmanlık  ve  bölücülük  tohumlarını  ekmiştir. İslam’ın  gücünü  düşürmüştür. Bundan  cesaret  alan  İslam’ın  karşıtlarını  harekete  geçirmiştir. Bunlar, Muhammed’in  bir  daha  kabiliyetiyle, dedelerinin- Atalarının  taptığı  putları  kırıp  kaldırdığını, amma  putların  yerine  ancak  kara  bir  taş  (Hacer-i Esved)  koya  bildiğini, (Haşa) alaylı  bir  tonla  yaymağa  başlamışlardır.

Bunların  başında  Ömer, Hadis  yazımını  yasaklamasında,           yazılmışların  yakılmasında, sahabeleri  hapse  tıkmasında  ve  bu  arada  kendini  öne  sürmesinde  önemli  çalışmalar  yapıyordu.

Bu  gayretlerin  gerisinde  Ömer’in  Hz. Ali’yi  neden  ablukaya  aldığı  sebebi  daha  iyi  anlaşılıyor.

Hz. Ali’nin  hiç  bir  görevin, bir  sorumluluğun, teklif  edilmemesi, Fatimatüz-Zehra’nın  fendek  mirasından  yoksun  bırakılması, Bütün  gelir  kaynaklarının  kesilmesi  bir  tesadüf  esri  olmazdı.

Tarihçiler, bu  davranışların  nedenlerini  yazıyorlar. Hz. Ali, harp  meydanlarında, onların  yiğitlerini  dağıtmişti. Hayallerini  yıkmıştı. Erdemlikte  kimse  onun  düsegine  ulaşmamıştı. Yüce  Peygamber’in  öz  amcası  oğlu, en  yakını, kadınların  yücesi  Fatima’nın  eşi  Cennet  ehli  olan  Hasan  ile  Hüseyin’nin  babaları, ilk  Müslüman  ve  İslam’ın  direği,  bilgi  kentinin  kapısı  idi.

Şehitlerin  sultanı  Hz. Hamza, Ali’nin  amcası, Caferi  Tayyar, aynı  anadan  aynı  babadan  kardeşi, çölün  büyük  adı, Peygamber’in  kefili  ve  koruyucusu  Ebu  Talib, Ali’nin  babası  idi.

On  iki  İmam Hz. Ali’nin  özünde  gelmiştir. Hz. Ali, zamanla  yarışıyordu. Allah’ın  Aslanı,  Resul’ün  kimseye  güvenmediği  beraatın  emini, yüce  Peygamber’in  en  yakını, Hakkın  sarıldığı,  batılın  kaçtığı, zahir  ilmin  ışığı, sönmeyen  ateşi-aydınlığı, gerçek  müminlerin  sevgilisi, münafıkların  korkusu, ilim  kentinin  kapısı  ve  ulaşılmayan  İslam’ın  yücesidir.

Allah’ın  ona  verdiği  onur  üstünlüğünü  kıskandılar. Ali, her  olayın  başlangıcı  ve  her  olayın  sonucu  idi. Onun  ışığını söndürmeğe  uğraştılar, başaramadılar.

Ali, sonunda  ortada  kalkınca, meydan  Muaviye  boş  kaldı. Cami  minberinde, Ali’ye  sövgü  diye  bir  sünnet  uydurdu. Sövgüleri  Camilere  soktu. Bu  bağlamda, Ali’yi  gözden  düşürmek  için, Peygamber’e  de  saldırmayı  ihmal  etmedi. Böylece  sövgüler, iki  hedefi  birden  amaçlıyordu.

İkinci  neden:  Yüce  Peygamber’in  değerini (Haşa)  düşürmekten  amaç, Emevilerin  icraatlarından  kaynaklanan  kötülükleri-zülümleri   unutturmaktır. Amma, Tarih unuturmu.Tarih  her  şeyi  tescil etmiş durumdadır.

Yüce  Peygamber’in  kişiliğini  zedelemek  için  akla  gelmeyen  öyküler  icat  etiler.

Evet, Emeviler  ve  bunların  başında  muaviye  olmak  özere, Hz. Peygamber’i  sevmezdi. Hilafetin  devr  edilmesine  sıra  gelince, içlerinde  ne  varsa  kustular. Hakları  olmadığı  halde, taraftarlarını  göklere  çıkardılar, hazine  kesesinden  nimetlere  boğdular. Onurunu  koruyan  ve onurun  doruğunda  olan  Peygamber  tarafına  eziyet  etikçe  de  eziyet  ettiler.

Bu  konuda  kullandıkları  tek  ölçü  ise, Muhammed  ve  onun, Ehl-i  Beyti  olan  Ali, Fatıma, Hasan  ve  Hüseyin’e  karşı  düşmanlığı  derinde  körüklemektir. Onlara  destek  verip  saldırı  yolunu  seçenlere  en  üstün  görevleri  ve  en  tatlı  kaynakları  açmaktır.

Bu  sıralarda, Harun’un  Musa’ya  olan  konumunda, Resulü  seven  ve  Resulün  sevdiği  Hz. Ali  ise, mescit  minberlerinde  sövülüyordu  Allah’tan  da  Peygamber’den  de  korkmadan, seksen  yıl  müddetle  bu  sövgüyü  açık  olarak  sürdürüyorlar.

Peygamber  soyunun  özü  ve  Ehli  cennet  Ehli  Hasan  ile  Hüseyin  ise, hakaretlere, baskılara  zehirlenmelere, öldürülmeğe, hapislere  layık  görülmüşlerdir.

Hz. Ali  ise  her  zaman  Ayşe’nin  babasına  yeni  üstünlükler  kazanıyor, Yüce  Peygamber’in  sevgisinde  rakipsiz  kalıyordu.

Ayşe, babasının  Hayber  savaşında  yenilgiye  uğradığını, savaş  meydanından  kaçtığını  biliyordu.

Ayşe  başka  bir  şey  biliyordu. O  da, Hz. Resulün  kendisinden  sonraki  hilafet  için  amcası  oğlu  Hz. Ali’yi  tayin  etiğini-atadığını, bunun  için  bir  tören  düzenlediğini  ve  bu  törende  bulunan  babası  Ebu  Bekir’in  herkesten  önce,  Ali’yi  kutladığını,  ona:  müjdeler  olsun, bundan  böyle  sen, kadın  olsun, erkek  olsun  her  müminin  Mevlası  oldun  dediğini  de  çok  iyi  biliyordu.

Ayşe  sunuda  biliyordu  ki, Hz. Peygamber (s.a.v.)  onun  babasını, 17  yaşındaki  genç  Usame’nin  komutası  emrine  verdiğini. Bu  sıkıntılar  içinde  babasının  derdini  taşıyor  ve  hilafet  için  dönen  dolapları, kuşku  ile  izliyordu. Bundandır  ki, Hz.Ali’ye (Selamül-lahi  aleyh)  Fatıma’ya  kin  besliyor  ve  bu  arada  babasına  zemin  hazırlamağa  çalışıyordu.

 ALİ’NİN ALEHİNDEKİ   AYŞE

Ayşe’nin  Ali’ye  olan  tutumu  şaşırtıcıdır. Bunun  sebebi, kıskançlık  ve  Ehl-i  Beyt’e  beslediği  nefrettir. Ayşe’nin  Ali’ye  olan  tiksintisi, korkunç  boyutlara  varmıştı. O  kadar  ki  Ali  adının  anılmasına  katlanamıyordu. Onu, hiç  görmek  istemiyordu. Osman’ın  katlinden  sonra, Ali’nin  hilafet  makamına  oturduğunu  duyunca, Hz. Ali  halife  olacağına, keşke  gökler  benim  özerime  yıkılsaydı, diyerek  nefretini  dile  getirmişti. Onu  devirmek  için, kurmadığı  tezgah  kalmamıştı. Onunla  savaşmak  için, gayretlerin  her  türlüsünü  göstermiş. Orduların  başında, yüzlerce  kilometre  yürümekten  kaçınmamıştı. Ali’nin  ölüm  haberini  de  alınca, Allah’a  şükür  sevinç  secdesine  varmıştı.

Oysa  yüce  Peygamber (s.a.v.)  ya  Ali, seni  ancak  müminler  sever, münafıklar  işe, senden  nefret  eder, demiştir. Kızı  Fatıma  için  Hz. Peygamber  Fatıma  benim  özümde  bir  parçadır. Onu  kıran  özen, beni  kırmış-özmüş  olur. Beni  kıran-kızdıranlar  ise,  yüce  Allah’ı  kızdırmış  olurlar.

Bu  kanıtlar, Allah  ve  Resulün  Ebu  Bekir’e  kırgın  olduklarını  göstermiyor-mu.  Olaylar, ne  kadar  örtbas  edilirse  edilsin. Hiç  şöpe  yok  ki, gerçek  kesinlikle  su  yüzüne  çıkacak, kimin  yüzü  ak  ve  kimin  yüzü  kara  beli  olacaktır.

Bir  gün, Hz. Peygamber  (s.a.v.)  Ali  ile  uzun  bir  söyleyişe  dalmışlardı  Ayşe, onların  arkasından  yürüyerek  izliyordu. Onlara  yaklaşıp  aralarına  girmiş  ve:  sohbeti  uzattınız  ne  konuşuyordunuz. Deyince, Peygamber  bu  harekete  öfkelenmişti.

Hz. Peygamber’in  bu  sözleri  de  kanıtlanmıştır. Ali’yi  seven, beni  sever  ve  Ali’den  nefret  eden, benden  de  nefret  eder.

Doğrusu, Ayşe’nin  dışından  kalan  esler, Peygamber’in  emirlerine  sadık  kalmışlardır. Ayşe  ise, ne  Allah’ın  emirlerine  ne  de  Peygamber’in  uyarılarını  da  dinlemiyordu. Kendin  keyfince  hareket  ediyordu.

Hz. Peygamber  Hakka  yürümeden  evvel  Eslerini  uyarmıştı. Hanginiz  Hav’eb  suyundan  geçerken  köpeklerin  havlamasına  uğrayacak. Hanginiz, devesine  binip  o  yerlere  gidecek. Diye  sorular  ortaya  atmıştı.

Ayşe  ise, kimseyi  dinlemeyerek  devesine  binmiş  ve  Hav’eb  suyundan  geçerek  köpeklerin  saldırısına  uğramıştı.

Mısırın  büyük  yazarlarından  Taha  Hüseyin  El- Fitnetül-Kübra  adlı  eserinde  diyor  ki:  yoldan  bu  sudan  geçerken  Ayşe, köpeklerin  havlanması  karsısında  kalmıştır. Sorup  suyun  Hav’eb  olduğunu  örgenince, Ayşe  irkilmiş-korkudan  titremiş  ve:  beni  geri  götürün. Beni  geri  götürün, diye  feryat  etmiştir. Bunun  özerine  Ayşe’yi  yatıştırmak  ve  dönüşünü  önlemek  amacıyla  Zübeyr’in  oğlu  Abdullah  elli kadar  sahte, yalancı  şahit  getirmiş  ve  suyun  Hav’eb  suyu  olmadığını  yemin  ettirmiştir. Bu  yemin, İslam’ın  en  büyük  yanlan  yemini  olarak  tarihe  geçmiştir.

Ali’yi  sevmeyenin  iman  sahibi  olması  mümkün  değildir.

Bir  başka  günde  de, Hz. Peygamber  (s.a.v.)’le  bir  arada  bulunan Ümmü  Seleme  ile  Ayşe’ye.  Hanginiz  deveye  binecek   ve  Hav’eb  suyundan  geçerken  köpeklerin  havlanması  karsısından  kalacak. Sorusu  özerine. Haşa  nasıl  olur, yanıtını  vermişlerdi. Yüce  Peygamber  ise, Ayşe’nin  sırtına  vurarak:  ey  Hümeyre,  sakın  sen  olmayasın  diye  şüphesini   dile  getirmiştir.

Bir  gün  Hz. Peygamber  (s.a.v.)  konuşuyordu, yeri  gelince, Ayşe’nin  evini  işaret  ederek, işte  Fitnenin  evi… İşte  fitne  buradadır. Diye  bu  sözü  öç  defa  tekrarlamıştır.  Kaynak  Buharı  tarihi  cilt. 4 – sayfa- 46 Kur’an-ı Ehlibeyte sorun  sayfa 96.

Ahzab. Suresinin  30  ayeti:  Ey  Peygamber’in hanımları, sizden  kim  kanıtlanmış  bir  edepsizlik  yaparsa,  kendisi  için  azap  iki  katına  çıkarılır. Bu  Allah  için  çok  kolaydır. Demektedir.

EHL-İ   BEYTİN   GÖRÜŞÜ

Hz. Ali  şöyle  diyor: Biz evin sahibiyiz. Biz kapılarıyla  birlikte  hazinelerin  kendisiyiz. Kapıların  dışından  evlere  girilmez. Girenlere  de  hırsız  derler. Kur’an’ın  kerameti  Ehl-i  Beyt’tedir. Onlar, Rahmanın  hazineleridir. Konuşurlarsa, doğrusunu  söylerler. Susarlarsa, her  şeyi  anlatmış  olurlar.

Hz. Peygamber’in  itreti-Ehl-i  Beyti, en  yüce  ehlidir. Dalları  en  hayırlı  ağaçtır. El  değmeyen  yerde  biter. Kolları  yüksek  ve  meyvesi  ulaşılmaz  bir  bahçede  gelişir.

Biz  Peygamber’liğin  ağacıyız, Resalenin  merkeziyiz. Doğuş  yeriyiz. Meleklerle  birlikteyiz. İlmin  madeniyiz. Hikmetin  kaynağıyız. Bizi  sevenler  yüce  Allah’tan  Rahmet  beklesinler. Bize  düşmanlık  edenler, Allah’ın  azabını  bulacaklar.

Bizim  soyumuzla, Peygamber’in  dallarıyız. Allah’ın  ipine  sarılırız. Yalancılar, iki  yüzlüler, şeytana  uyanlardır. Bizimle  düşmanlarımız  arasında  kalanlar  bizden  değildir.

Ehl-i  Beyt-e  dikat  ediniz. Onlar,  yüce  İslam’ın  teminatıdır. Onlardan  kopmayınız. Tuttukları  yoldan  şaşmayınız. Sizleri, Hidayete  götürürler. Kötülüklerden  uzaklaştırırlar. Onlar  oturunca, sizde  oturun. Onlar  yürürlerse, sizde  yürüyünüz. Amma  onları  aşmayınız. Onlardan  da  geri  kalmayınız. Aslında  bunu  yapmayanlar, helak  olacaklardır.

Size  iki  değer  bırakıyorum. Birincisi, Allah’ın  Kitabı  ki, gökten  uzanan  bir  iptir. Ona  sarılan, hidayeti  bulacaktır. Ona  yaklaşmayan, delalete  düşecektir. Bir  daha  tekrar  ediyorum  ve  diyorum  ki  Ehl-i  Beytimi  size  hatırlatıyorum. ( bu  üç  defa  tekrar  ediyorum ).

Ya  Muhammed  Ehl-i  Beyt  kimlerdir. Peygamber’in  eşlerimidir. Dedi ki: hayır,  kadın  boşanır, baba  evine  gider. Sonra  barışır, tekrar  koca  evine  döner. Ehl-i  Beyt  ise  köktendir. Temelden  gelen  bir  kutsallıkla, bunlar  değişmez. Bunlar, sadakanın  da  ne  olduğunu  bilmez.

Hz. Peygamber (s.a.v.)  münafıkları  Ali’ye  olan  düşmanlıklarıyla, tanıtmışlar.

Sünnet  ehlinin  yükseğe  çıkardıkları  sahabeler.  Ali’ye  olan  düşmanlıklarıyla  ünlüdürler. Ali  ile  savaşmayı, ona  küfür  etmeyi, ona  ve  onun, Ehl-i  Beyti’ne  saldırmayı, yakınlarını-çocuklarını  öldürmeyi, on  binlerce  Müslüman-ın  kanını   akıtmayı  bir  görev  haline  getirmişler, kutsal  sahabelerden  sayılacaklarmış. Sünnet  ehlinin  insafı, bu  kadar  ucuz  olmaz.

Kimi  zaman  bakarsınız, Peygamber  bazı  sahabelere  kızmıştır. Kimi  zaman, öfkelenmiştir. Usame  ordusuna  katılmayanlara  lanet  okumuştur. Kimi  zaman, sahte  sahabelere  saygınlık  gösterilmemesini  öğütlemiştir. Öyle  sahabeler  var  ki:  ibadetleri, oruçlar, okumaları  size  uymaz.  Bunlar  ok  gibi  perdeyi  deler  ve  boşluğa  döşer, iz  bırakmaz  diye  anlatmıştır.

Bu  gün  bile  bazı  Süniler. Biz  de, İmam  Ali’yi  severiz. Ali’yi  kim  sevmez  ki  derler. Bizde  onlara:  Bir  müminin  kalbinde, hem  Allah  velisinin  sevgisi  ve  hem  de  onun  düşmanlarının  sevgisi, bir  arada  barınmaz  diye  yanıtlarız. İmam  Ali  de  diyor  ki:  Düşmanlarımızla  bizi  eşit  tutanlar, bizden  değildir.

Peygamber’in  yaşamı   döneminde  ve ölümünden  sonra  davranışlarını  sergilediğimizde, bu  sahabelerin  içyüzleri  ortaya  çıkıyor. Aslında  tarih  kitapları, bu  dönek  sahabelerin  öyküleriyle  dolup  taşıyor.

Hz. Peygamber. Bunlar  Kur’an  okurlar. Amma  onun  sözleri  boğazlarından  içeri  geçmez, ok  gibi  hızlı  delerler,fakat  dedikleri  yerin  dibine  döşerler, bunlar  sahte  Müslümanlardır.

Hz. Peygamber  (s.a.v.)  Benden  sonra, büyük  sarsıntılara, büyük  sıkıntılara  uğrayacaksınız. Ona  dayanın  ve  sabırlı  olmasını  bilin. Çekişmeler, sizlerle  havuz  başında  buluşuncaya  kadar  sürecektir  diyor.

Hanı  nerde  Ömer  sahabelerin  en  yiğidi  idi, hanı, ondan  daha  karaman  yoktu. Hanı, İslam  onunla  yüceldi. O  Müslüman  olmadan, kimse  Müslüman  olduğunu  açıklamağa  cesaret  etmiyordu.

O  zaman, bir  daha  sormak  gerekir  ki, Ömer  uhud  savaşından  nasıl  oldu  da  kaçtı. Heyber  savaşından, neden  hezimete  uğradı. Kendisi  ve  onun  ordusu  neden  perişan  oldu.

Hüneyn  savaşında  da, kaçanlarla  beraber  kaçtı, ordusu  da  ardından  kaçmıştır. Hanı  Ömer, İslam’ın  en  karamanı  idi. Ebu  katade, savaş  meydanında, Peygamber (s.a.v.)  ortada  bırakıp  kaçan  binlerce  savaşçının  içinde, Ömer-e  raslanınca: Ömer, ne  oluyor. Nereye  böyle  kaçıyorsun  sorunca  o  da  Allah’ın  emri  diyor. Bu  nasıl  söz. Yüce  Allah, Ömer-e  kaçış  erminimi  verdi. İşte  Ömer-i  büyütmek  için  ne  kadar  büyük  yalanlar  uyduruluyor.   Kur’nı Ehlibeyte sorun  sayfa  129.

 PEYGAMBERİN  SAĞLIĞINDA  EMİRLER  KARŞISINDAN  SAHABELERİN  TUTUMU.

Buhari  Tarihi.  Hudeybiye  barışında  Ömer’in  karşı  gelmesi  ve  Hz. Peygamber’e  gerçekten  sen, Peygamber  misin. Demesi ve bu  usulle  şek-ü  şüphe  göstermesi  özerine  Buhari  Tarihi, diyor  ki: Barış  anlaşması  imzalandıktan  sonra, Hz. Peygamber  kurbanlarınızı  kesin  ve  saçlarınızı  tıraş  edin  diyince  de  kimse  yerinden  kıpırdanmamıştır. Bu  sözleri, üç  defa  tekrarladıktan  sonra, Ümmü  Selama  gidiyor  olayı  anlatıyor.

Şimdi  soralım: Peygamber’e  karşı, bu  bir  isyan  değimlidir. Üç  defa  söyleyecek, kimse  söz  dinlemeyecek. Bu Hareketin  adı  ne  alabilir.

Sonuç  olarak  Ali  Peygamber:  Ben  ve  ali  varken, mescitte  başkası  öne  geçmesin. Geçen  olursa, helal  olmaz  diye  buyurdu. Yanı  ben  ve  Ali’den  başka  kimsenin  ardından  ibadet  yapmayın  ibadetiniz  kabul  olmaz. Anlaşılıyor  ki  Ehl-i  Beyten  hariç  kimseye  ikrar  verilmez  ve  artlarından  ibadete  durulmaz.

Buhari  Tarihinde. Şöyle  diyor. Abdullah  bin  Abbas’tan  naklen  diyor  ki:  Hz. Peygamber  ölüm  döşeğinde  iken, Ömer’in  de  aralarında  bulunduğu  sahabelere. Bana, kağıt  kalem  getirin. Hiç  bir  zaman  şaşırmayacağınız  şeyler  yazacağım  diyor. Ömer, hemen  ortaya  atılıyor. Peygamber’in  ağrıları  artmıştır. Onu  rahatsız  etmeyin. Bir  şey  yazmasına  gerek  yoktur. Elimizde  Kur’an  vardır. Kur’an  bize  yeterlidir, diyor. Bunun  üzerine  kargaşa  başlıyor. Bu  gürültüden  sıkılan  Yüce  Peygamber  başımdan  gidin  diye  Ali’den  başka  hepsini  kovuyor.

Üzülerek  belirlemek  gerekir  ki, hilafeti  sırasında  Ömer  Peygamber’in  emirlerine  karşı  gelmiş, sünnetlerine  uymamıştır.

Tarihçilerin  yazdığına  göre, Yüce  Peygamber’i   en  çok  kızdıran olaylardan  birisi, sahabelerin  Usame  ordusuna  katılmamak  hareketiydi. Bu  orduya, Ebu  Bekir, Ömer, Talha, Zübeyir, Abdurrahman  bin  avf  ile  birlikten  Kureyş’in  bütün  ileri  gelenleri  görevlendirilmişti. Hz. Peygamber,  kendi  yakınları  olan  Hz. Ali’yi  ve  onun  tarafı  tutanlardan  hiç  birisi  bu  orduya  katmamıştır.

Onlara  deriz  ki, Muaviye, Hz. Ali’ye  söverken  Yüce  Peygamber-e sövmüş  sayılacağı  bilmek  gerekir. Çünkü  Hz. Peygamber  diyor  ki, Ali’ye  söven  bana  sövmüş  olur. Bana  söven  de, ( Haşa ) Allah’a  sövmüş  olur.

SAHABELERLE  İLĞİLİ  TARİHİN  ŞAHİTLİĞİ

Amma  Tarih, gerçekleri  evirip  çevirmelerine  rağmen, bu  gibilerin  maskelerini  düşürüyor, ve  gerçeği  su  yüzüne  çıkıyor.

Tarih, bu  sahabelerin  Hz. Muhammed’in  cenazesini  ortadan  bırakıp  hilafet  için  Sakife’ye  koşuşmalarını, orada  birbirleriyle  kavgalarını,  hayata  iken  Hz.  Peygamber’in  Ali’ye  olan  biyatını  nasıl  inkar  etiklerini, ayrıntılarıyla  yazıyor.

Bu  işlevde  büyük  bir  hız  ve  gayret  göstererek  Hz. Peygamber’in  cenaze  hazırlığıyla  uğraşan  beni  Haşim  ve  taraftarları  gelmeden  önce, fitneyi  önlemek  bahanesiyle  bitirmek  istiyorlardı.

Tarih, Yezidin  Peygamber’in  şehri  olan  Medine’yi  talan  ettirdiğini, insanlara  tecavüz  ettirdiğini  yazıyor. Kaldı  ki, vaktiyle  Hz. Peygamber: Medine-i  münevvere  benim  haremimdir. Ona  dokunacak  bir  kimse, Allah’ın  melekleri  ve  insanların  lanetini  Hak  etmiş  olur, diye  buyurmuştur.

Bunun  yanında, Mekke’ye  saldırıp  Kabe’yi  mancınıkla  dövmek-yıkmak, orada  yaşiyan  sahabelerden  seçtiklerini  bulup  öldürmek,  onun  işidir.

Tarih  Emevilerin,  müminlerin  emiri  ve  vasilerin  sultanı, Harun’un  Musa’ya  olan  yakınlığından  olan  Hz. Ali  karşı  kişisel  çıkarları  uğruna  düzenledikleri  Cemel, Siffiyn  ve  Nerivan  savaşlarını da  yazıyor.

Tarih, Cennet  ehlinden  İmam  Hasan’ın  Zehirle, İmam  Hüseyin’in, kesilerek  ve  Peygamber  soyunun  toptan  öldürüldüğünü  bildiriyor. İnsanın  ve  insanlığın  utanacağı  bu  tecavüzlerden  tek  İmam  Hüseyin’in  oğlu  İmam  Zeynel  Abidin  kurtulmuştur.

Kendine  sünnet  ve  cennet  ehli, diyenler  bu  utandırıcı  olayları  bildikleri  için  İslam  tarihinin  okunmasını-okutmasını  önlemeğe  çalışırlar.

Aleviler, Allah’ın  ve  onun  Peygamber’inin  gösterdiği  hak  yolundan  ayrılmamışlardır. Yevmüd-din  denilen  Yüce  Peygamber’le  buluşacak  o  güne  kadar, hiç  çekinmeden, korkmadan, eğilip  bükülmeden  bu  tutumlarını  sürdüreceklerdir.

Aleviler, bu  noktadan  hareket  ederek  Ali’yi  ve  onun  soyunda  gelen  İmamları  severler. Çünkü  Kur’an, akıl  ve  tarih, onlarda  bir  eksiklik, tespit  etmiştir.

ZİKİR – KUR’AN  EHLİNİN  KİMİ  SAHABELERLE  İLĞİLİ  SÖZLERİ

İmam  Ali  birinci  sınıf  sahabelerden  söz  ederken  diyor  ki :  savunmak  için harekete  geçtiğimde, sahabelerden  bazıları  ihanet  eti (Cemel savaşında  olduğu  gibi ) bir  kısım  sahabeler  kaçtı. ( Nerivan  savaşında  olduğu  gibi ). Sahabelerden  bir  kısım  da  yalana  saptı. (Siffiyn  savaşında  olduğu  gibi )

Bunlar  bu  sahabeler, Kur’an-ı  Kerim’in  kelamını  duymamışlar  mıdır.  Ahret  Dünyasını  istemeyenlere, fitne  ve  geçici   minetlerin  peşine koşmayanlara  veririz.

Hz. Peygamber  diyor  ki : münafık  üç  özeliği olandır. Anlatırsa, yalan  söyler. Söz  verirse, döneklik  yapar. Güvene  ihanet  eder.

Hz. Ali, Cemel  savaşına  koşan  Ayşe  ve  onun  arkadaşları  için  diyor  ki : Kadının  Askeri  ve  körlerin  kuyruğu  oldunuz.  Çağırdılar  kostunuz.  Savaşı  beceremeyince, kaçtınız. Ahlakınız, menfaat,  görüşünüz  bölücülük  ve  dininiz  nifaktır.

Hz. Ali, Fatıma’yı  defin  ederken, Yüce  Peygamber-e  sesleniyor. Kızın, her  şeyi  sana  anlatacaktır. Ona  sor, senden  sonra, çok  kısa  zamanda, neler  yaptıklarını  sana  söyleyecektir.

Yüce  Kur’an’ın  nassına ve gerçek sünnetlere  bakarsak, bu sahabelerin  önemli  bir  bölümünün  yalancı, fasık  gönakar, olduklarını  görürüz.

Şimdi, bunca  saygınlık  kazanmış  bu  şekçin  kadın  Fatımatüz-zehra’yı  Ebu  Bekir  nasıl  onu  yalanlar. Nasıl  güvensizlik göstere  bilir  ondan  şahit  üstüne  şahit  ister.

Doğrusu  Ebu  Bekir, Peygamber’in  soyuna   Ehl-i  Beytine  ilk  zülüm  eden  kişi  olarak, tarihe  geçmiştir. Bunları, en  büyük  Sünni  kaynaklardan, Buhari  Müslim’in  tarihlerinden  alıyoruz.

Buharı  ve  Müslim’im  her  ikisi  de, Ebu  Bekir’in  sıradan  her  hangi  bir  sahabenin  sözüne  güven  gösterdiğini  bildirirlerken, Ayni  Ebu  Bekir, Fatıma’yı  yalanlıyordu. Cennet  ehlinden olan  Fatıma’yı  reddederken, Ümmü  Eymen  ile  Ali’nin  şahitliğine  bakmıyordu  inanmıyordu.

Hz. Peygamber  size  bir  hadis  geldiği  zaman, kitaba  bakın. Ona  uygunsa  doğrudur.  Uygun  değilse, duvara  çalın  diye  buyurmuştur.

Aslında  Ebu  Bekir,  Ömer  ve  Osman  bilirler  ki, kıldıkları  Namazın  kabul  bulması  için, Ali  ve  Fatıma’nın  içinde  bulunduğu  Peygamberin  soyuna  (Aline)  sala  okuması gerekir.

İmam  Safi  der  ki:  peygamber’in  soyuna  salat  etmeyenin  namazı  kabul  olunmaz.

Büyük  Hakk sahibi  ve  Allah’tan başka  ilah  yoktur  diyen  Fatıma’nın  evini  yakmakla  tehdit  eden  ve  evin  çevresine  odun  taşıyan  Ömer’in  kendisi  idi.

Ebu  Bekir  Yüce  Peygamber’in  hadislerinden  çekiniyordu. Çünkü  bu  hadisler, onun  yaptıklarıyla  çelişiyordu. Bu  arada, gasp  etiği  Halifelik  de, tehlikeye  giriyordu. Bunun  çaresi, Hz. Peygamber’in  hadislerini  yok  etmekti. İşte  Ayşe, babasının  yaptığına  şahitlik  ediyor  ki: Babam, Resulün  hadislerini  topladı. Bu  hadisler, yaklaşık  Beş yüz  dolayında  idi. Babam  gece  boyunca  rahatsız  bir  uyku  geçirdi. Sebebini  sordum. Kızım, senden  ne  kadar  Hadis  varsa, hepsini  bana  getir  dedi. Hepsini  getirdik. Hepsini  oracıkta  yaktı.

Bir  gün, Ömer  halka  sesleniyor. Ey  Milet, sizden  Allah’ın  sevdiği  kitaplar  bulunduğu  haberi  alıyorum. Hepsini  bana  getirin. Onlara  bakacağım, diyor. Herkes, bu  kitapların  değerlendireceği  inancıyla, Ömer-e  getiriyor. Ömer  ise, hepsini  ateşe  atıp  yakıyor.

EBU  BEKİR  HİLAFETİ  ÖMERE  DEVREDERKEN  KURALLARI ÇİĞNEMİŞTİR

         İmam  Ali  diyor  ki: yemin  ederin  ki, Ebu  Bekir, haksız  olarak  bu  gömleği  giyindi. Şunu  iyi  bilsin  ki, benim  hilafetteki  yerim, değirmen  taşının  göbeğiyle  olan  ilişkisi  gibidir. Seller  üstünde  kayar. Kuşlar, duruktaki  yerime  varamaz. Onun  üstüne  gitmedim. Ona, çalınmış  bir  malın  durumuna  baktım. Döşündüm: Ya  vuracaktım, ya  da  sabır  edecektim. Savaşım  öyle  bir  savaş  ki, büyükler  tükenecek, küçüklerin  saçı  ağıracaktır. Bir  daha  döşündüm, sabır  etmek  daha  doğru  olacaktır. Sabır  etmeyi  terci  ettim. Amma  malımın  yağmalandığını  gördüm. Birincisi  tükenip  dünyadan  göç  edince, Ömer-i  seçti. Nasıl  bir  tutum  ki, kendisi  ayrılırken, ucunu  başka  birisine  bağlıyor. Ona, iki  kolu  ile  öyle  yapışmış, kendine  mal  ediyor. Onu, kaba  bir  mülke, çirkin  bir  yönetime, dokunulmaz  ve  onarılmaz  bir  yapıya  çevrilmişti.

Ebu  Bekir’in  ölüm  döşeğine  gelelim. Ebu  Bekir  ölmeden  önce,  üç  acı  itiraftan  bulunur.

Birincisi : Keşke  Ali’nin  ve  Fatıma’nın  evine  saldırmasaydım.

İkincisi:  Sakiyfe  gününde  keşke, o  iki  adamın  (Ebu  Ubeyde  ve  Ömer’in)  Teklifini  kabul  etmeseydim. Hükümranlığı  ona, vezirliği  kendime  alsaydım.

Üçüncüsü:  Keşke, esir-tutsak  olarak  getirdiğim  Zil-Füca’yi  ateşin  içinde  yakmayıp  onu  boğazlatsaydım, yada  serbest  bıraksaydım.

Biz  Ebu  Bekir-e  diyoruz  ki; Keşke, Fatıma’nın  evine  saldırmasaydın. Evin  etrafına  odun  yıkıp  yakmasaydın. Ve  onu  kırmasaydın.

Evet, hilafeti  kabul  etmeyip  onu  asıl  sahibine  verebilseydin  bugün, İslam  dünyası  bu  parçalamaya  düşmezdi. İslam  Dini, Allah’ın  vaadi  gereğince  dünyayı  saracaktı. İslam’ın  eli, her  gücün  üstünde  bir  yer  tutacaktı.

Evet  Es-selemi’yi  yakmasaydın. Amma  keşke,  Asıl  Hz. Muhammed’in  nebevi  sünnetleri  yakmayıp  onların  gösterdiği  yolda  hareket  etseydin. Ondan  bir  şey  alıp  öğrenseydin.

Ve  sonunda  sen  ölüm  döşeğinde  iken, keşke  Hakkı  sahibine  iade  etseydin. Sen  ki, Ali’nin  erdemliğini, gücünü, soyunu, kabiliyetini, takvasını  en  iyi  bilensin. O  Ali  ki, haksız  olarak  hilafetin  sana  tesliminde, Müslüman  kanı  akmasın  diye, hiç  bir  sorun  çıkarmadı. Ali’nin  İslami  doruk  noktasına  götürebileceğini  bildiği  halde, sası  çıkar  uğruna, bunu  görmezden  geldin. O  zaman, gösterdiğin  pişmanlığın  ardında, seni  üzen  başka  durumlar  olmalıdır.

Yüce   Allah:  Allah’ın  Peygamber’ine  eziyet  edenlere  büyük  azap-işkence  görecekleridir, diye  buyuruyor.

ÖMER   ALLAH’IN  KİTABINA  KARŞI  GELİYOR.

İkinci  halife Ömer. Kur’an  ayetlerine  ve  Peygamber’in  sünnetlerine  karşı  gelen  içtihatları, tarih  kitaplarını  doldurmuş.

Oysa, yüce  Kitap. Ahzab  suresi  ayet- 36 – (mealen)  Allah  ve  Resulü, bir  işe  hüküm  verdiklerin  de, inanmış  bir  erkek  ve  kadının  o  işte,  kendi  isteklerine  göre  bir  seçme  hakları  yoktur. Her  kim  Allah ve Resulüne  karşı  gelirse, apaçık  bir  sapıklığa  düşmüş  olur.  Diye  buyurur.

Maide  süresi  ayet .44.45.47, (mealen)  Kim  ki, Allah’ın  indirdiğiyle  hükümleriyle. Hükmetmezse, işte  onlar  kafirlerin  ta  kendileridir. Kim  ki,  Allah’ın  indirdiğiyle  hükmetmezse, işte  onlar  zalimlerdir. Kim ki,Allah’ın  indirdiğiyle  hükmetmezse, işte  onlar  fasıklardır. Diye  buyuruyor.

Biz  burada  Ömer’in  nasslar  üzerine  yaptığı  hataları  açıklayacağız. Yanlışlar  bilmeyerek, yapılmışsa  daha  kötüdür. Çönkü, bilmeyen  kişilerin  helal ve  haram  üstüne  hüküm  vermeleri, halkı  yönetmeleri  daha büyük  günadır.

Nahl  suresi  ayet  116. (mealen)  Dilerinizin  uydurduğu  yalana  dayanarak  bu  helal, bu  haramdır, yemeyin. Çünkü, Allah’a  karşı  yalan  uyduranlar, kurtuluşa  ermeyeceklerdir. Diye  buyurur.

Cahilin, ümmeti  yanı  devleti  ve  dini  yönetmeye  Hakkı  yoktur.

Yunus  suresi  ayet  35. (mealen) Hakk  yolunu  gösterenlerin  peşindemi  gitmek  doğru. Yoksa  Hakkı  bilmeyip  kendisini  hidayete  ihtiyacı  olanların  peşine  takılmakmı, daha  doğrudur. Size  ne  oluyor. Siz  nasıl  böyle  yanlış  hüküm  ediyorsunuz. Diye  buyurur.

Kureyşin  büyüklerinden  kıskananlar, Ali’nin  küçük  yaşını  bahane  ediyorlardı. Aşirette  60  yaşını  bulanlar, henüz  30  yaşını  bulmamış, Ali’yi  istemiyorlardı. İşte  Hz. Peygamber, 17 yaşını  bulmamış, bıyıkları  terlememiş, Usame’yi  Ali’ye  nazire  olarak  üne  çıkarıyordu.  Her  Müslüman’ın  itaatla  mükellef  olduğunu  hatırlatmak  istiyordu. Kaldı  ki, Usame  bin  zeyyad  bin  harise,  Müminlerin  emiri, vasilerin  büyüğü  ve  Allah’ın  galip  aslanı, Muhammed’in  Harunu  Ali’nin  yanında  nedir.  Ne  olabilir.

Sahabeler  ise, Usame  ordusuna  katılmayı  reddettiler. Hz.  Peygamber’e  karşı  geldiler. Ona  itaat  etmediler.

Kur’an-ı  Kerimde  bunlarla  ilgili  ayetler  okuyalım.

İbrahim  suresi  ayet. 46. (mealen)  onlar, tuzaklarını  kurmuşlardı. Amma, Allah  katında  da, onlar  için  tuzak  vardır. Onların  tuzakları, eritecek  türden  de  olsa, ne  çıkar.  Diye  buyurur.

Usame’nin  komutanlığına  karşı  gelmeleri, Peygamber-i  son  derece  kızdırmıştı. Çünkü  onların, Allah’a  ve  Peygamber-e  imanlarının  olmadığını  anlamıştı.  Onların  bir  tuzak  peşinde  olduklarını  düşünmüştü.  Bu  nedenle, son  Lanetini  muhalif  olup  orduya  katılmak  istemeyenlere  yönetmişti.

Bu  hareketiyle, bütün  Müslümanlara, bu  yaptıklarının  önemini  anlatmak  istemişti.

Müslüman, eğer  sadece  şahadeti  getirecek  ve  sonra  Müslümanlığın  emri  ve  görevlerine  uymayacaksa  itaat  etmeyecekse  laneti  hak  eder.

Kur’an-ı  Kerim’de  Bakara  süresinin  ayet. 159. (mealen)  indirdiğimiz  açık  delillerle  mesajları, biz  kitapta  insanlara  gösterdikten  sonra,

bunu  gizletenlere, hem  Allah  lanet  eder, hem  de  diğer  lanet  okuyanlar  lanet  eder, diye  buyuruyor. Bu  durumda, Hakkı  salkıyanlara  Yüce  Allah  lanet  ederken, Hakka  karsı  duranlara  ve  hatta  onu  iptal  edenlere  ne  yapılacak.

Birde  talisiz  Perşembe  gününde  Hz. Peygamber  bana  kağıt  kalem  (yada  yazılacak  bir  şey)  getirin  demesine  karşılık  Ömer’in  Allah’ın  kitabi, bize  yeterlidir  çıkışmasında, bir  başka  saldırı  vardı  çünkü  onlara  göre  Peygamber’in  dönemi  bitti. Ona  da, size  de  itiyacımız  kalmadı  kapalı  tehdidi  bulunuyor.

Böylece  Ebu  Bekir, Ömer’in  düşüncelerini  tamamlıyor. Muhammed-e  ibadet  edenler  bilsinler  ki  Muhammed  öldü, demekle  Muhammed  ile  ilgili  dönemin  bitiğini  ilan  etmek  istiyorlardı. Ebu  Bekir  ve  Ömer, bu  kargaşalıkları. Çıkarmakla  övündüğünüz  ve  bize  ötsün  tuttuğunuz  Muhammed, işte  bitti. Ona  gerek  kalmadı. Allah’ın  kitabı, bize  yeterlidir  sözleriyle  Muhammed-i  kutsallaştıranlarla  alay  ediyorlardı.

Daha  sonra  Ömer  kimi  sahabenin  çok  değer  verdiği  ve  ziyaret  edilen  bir  mekan  haline  dönüşen  Rıdvan  Bey’atının  şeceresini, (ağacını)  kesmiştir. Ora  da  hiç  bir  izin  kalmamasına  özen  göstermişti.

Ebu  Bekir’e  bey’at  etmeyenlerin  sayısı  epey  kabarık  idi. Bunlar, Ali’nin  evinde  toplanıyorlardı. Bunun  üzerine  Ömer, evin  çevresine  odun  yığarak. Ya  Bey’at  edersiniz, ya  da  içindekilerle birlikte  evi  yakarız, diye  tehdit  ediyorlardı. Bu  konuda, tek  hedefleri, Ali  ve  Peygamber’in  kızı  Fatıma  idi.

Hedef  seçtikleri  bu  iki  insandan  daha  büyüğü  varmıydı. Birisi  kadınların  en  kutsalı  ve  insanların  sultanıdır. Diğeri  işe, vasilerin  en  büyüğü  ve  hakkın  tek  sahibidir.

Ömer’in  desteğiyle  Ebu Bekir, hilafet  makamına  oturunca  Usame’den, Ömer’in  kendisine  yardımcı  olarak  bırakılmasını  istedi. Oysa  Yüce  Peygamber, Usame  ordusuna  katılmayanlara, Lanet  etmiştir.

Böylece, Ömer ile  birlikte  diğer  büyük  sahabeler, orduya  katılmamak  fırsatını  bulmuş  oldular.

Yüce  Peygamber’in  sünnetleri, Ali’nin  üstünlüğü  ve  hilafet  özerindeki  hakk  ve  gerçekleriyle  dolu  olduğu  gibi, kendi  uygulamalarının  sünnetlere  ters  döşen  yönlerini  ortaya  çıkarıyor.

Bu  nedenle,  Peygamber  hadislerinin  yazılmasını  ve  anlatılmasını  istemiyorlar.

FATIMA, BİR  SESLENİŞLE, EBU  BEKİR  VE  ÖMERE:

Allah’ın  adına  soruyorum, doğru  söyleyiniz, Peygamber  benim  için  ne  diyordu. Fatıma’yı  razı  eden  beni  de  razı  etmiş, Fatıma’yı  kızdıran  beni de  kızdırmış  oluyor. Kızım  Fatıma’yı  seven  beni de  seviyor, Fatıma’yı  sevdiren  beni  de  sevindirmiş  olur. Fatıma’nın  kalbini  kıran, beni  de  kırmış  olur, dememiş-midir. İkisinin  verdiği  cevap: Evet, Hz. Peygamber, bunları söylemiştir. Fatıma: Allah  şahit  olsun  ki  her  ikiniz  beni  kırdınız,  beni  özdünüz  ve  beni  memnun  etmediniz  diyorum. Bilesiniz  ki  Peygamber’le  karşılaşırsam  her  ikinizi  şikayet  edeceğim, demiştir.

Bir  gün  Peygamber  Ali’ye  işaret  ederek; ( Ali’yi  görüyorsunuz, benim  kardeşimdir. Bende  sonra  da  benim  vasim  ve  halifemdir. Onun  emirlerine  uyun  ve  ona  itaat  ediniz )  demiştir.

Ehl-i  Beyt  yolu  hakk  yoludur. Bu  yol, çetin, engellerle  dolu, asılması  kolay  olmayan  bir  yoldur. Vaktiyle  birisi  Peygambere  gelmiş. Ey  Allah’ın  Peygamber-i, seni  çok  seviyorum, demiş, Hz. Peygamber, Bekle  çok  bela  göreceksin, sana  ancak  bunu  müjdeleye  bilirim. Cevabını  vermiş. Adam. Bir  daha  amcanın  oğlu  Ali’yi  de  seviyorum  demiş, Peygamber  bu  söze de, o  halde  çok  düşmanın  olacak. Bu  kadarını  ancak  sana  müjdeliye  bilirim, demiştir. Adam  yılmamış, Hasan  Ve  Hüseyin-i  de  seviyorum, ilavesinde  bulunmuş. Peygamber  bu  sefer  fakirliğe  ve  zülme  şimdiden  kendini  hazırla. Cevabını  vermiştir.

Bu  yolda  yürümenin  bedeli  ağırdır. Bu  bedeli  önce,  Hz. İmam  Hüseyin  ile  ailesi  ve  akrabalarıyla  ödemiştir. Ondan  sonra, Tarih  boyunca  hatta  bu  güne  kadar, Şiiler, Aleviler, Ehl-i  Beyte  bağlılıklarını  faturasını  çok  ağır  ödemeye  devam  ediyorlar.

Sonuç  olarak  deriz   ki. Ebu  Bekir  ve  Ömer, hilafet  konusunda  Allah’ın  kitabına  ve  Peygamber’in  vasiyetini  tutmamışlardı.

Ayşe  ki, Hz. Ali’nin  ölüm  haberini  alınca  şükür  secdesine  varıyor.  Peygamber  Ali’ye  verdiği  değeri  unutuyor.

Peygamber (s.a.v.)  bir  hadisin  de  (Yahudiler  yetmiştir, Hıristiyanlar. Yetmiş  iki  ve  benim  ümmetim  yetmiş  üç  fırkaya  bölünecektir. Bunlardan  bir  fırka  hariç, gerisi  tümüyle  Cehenneme  gidecektir.)

         Kaynaklar-  Kur’an-ı  Ehlibeyte  sorun. Dr. Muhammed  el  tiyacanı. Buhari  Taberi  ve  müslümü  Tarihlerinden  alınmıştır. İslam’ın en  büyük  tarihleridir.  

Hakkında Cemal SEVİN

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir