Ana Sayfa / MİSYON VE VİZYON

MİSYON VE VİZYON

İNANÇ VE ÖĞRETİLERİMİZ ÜZERİNE BAŞLIKLAR

er

Ehlibeyt İnanç – Eğitim ve Kültür Vakfı, Alevi – İslam Felsefesi’ni gelecek kuşaklara doğru bir şekilde aktarabilme, Atatürk İlke ve Devrimlerinin mevcudiyetinin sürdürülebilmesi için gerekli çalışmaları yapma misyonuyla kurulmuş önemli bir teşkilattır.

Bu teşkilatın önemli bir ayağı olan Limontepe Cemevi, Hacı Bektaşi Veli’nin “Eline, beline, diline sahip ol” ve Yunus Emre’nin “Yaratılanı severiz, yaratandan ötürü” sözlerinden hareketle vakfın sahip olduğu misyonu, edep – erkân ve insan sevgisi marifetleriyle zenginleştirerek Alevi canlara yayma gayreti içerisindedir. Tüm Alevi canlarımızın eğitim, cenaze, kurban, yemek ve ibadet gibi temel ihtiyaçlarını da karşılayan Cemevimiz, Hz. Ali Efendimizin “Bana bir harf öğretinin kırk yıl kölesi olurum” sözünü ilke edinerek bilinçli Alevi kitlesi yaratma gayesindedir.

Gençlere ve kadınlara çeşitli kademelerde ve etkinliklerde görev verilerek Cemevimizin faaliyetlerine dinamizm kazandırılmaktadır. Limontepe Cemevi, bünyesinde bulunan tecrübeli büyüklerin deneyimini ve gençlerin dinamizmini aynı potada buluşturarak bilinçli, eğitimli ve dinamik bir vizyona sahip kuruluş olma yolunda emin adımlarla ilerlemektedir.

Limontepe Cemevi, hedef olarak belirlediği gayeleri hayata geçirebilmek için gereken özverili çalışmalarını sürdürmeye devam etmektedir. İnancımız odur ki; Cemevimiz en kısa zamanda misyonu ve vizyonuyla ön plana çıkan, İzmir’in ve Türkiye’nin örnek kuruluşlarından birisi olacaktır.

CEMEVİ

Bakıp cemali yare
Çağırırım dost dost
Dil oldu pare pare
Çağırırım dost dost.

Mescitte meyhanede
Hanede viranede
Kabede puthanede
Çağırırım dost dost.

Gördüğüm hep dost yüzü
Ondan ayırmam gözü
Kabedir dostun yüzü
Çağırırım dost dost.

Gelmişim dost ilinden
Koklayarak gülünden
Niyazinin dilinden
Çağırırım dost dost.

CEMEVİ

Hepinize aşk-ı niyaz ediyorum.

Kuran’da ibadethane olarak, “secde edilen yer” anlamına gelen ”mescit” sözcüğü geçer, cami ve cemevi olarak geçmez. İlk mescit, Hz.Peygamber Efendimizin Mekke’den Medine’ye hicretinde kurulmuştur. Medine girişinde konakladığı Kuba Köyü’nde yapılmıştır. Peygambe-

rimiz Hz. Muhammed Medine’de “tef” çalınarak karşılanır ve devesini serbest bırakır; deve iki yetim çocuğa ait olan bir yerde konaklar. Bu yere “Peygamber Mescidi” yapılır. Daha önce

Peygamberimiz ibadetlerini evinde veya Ashab-ı Kiram’dan olan Erkan Bin Ebu’l Erkan’ın evinde yapardı. Medine’ye hicretinden hemen sonra ashabıyla birlikte bina, :Mescid-i Resul, Mescid-i Şerif, Mescid-i Saadet ve en çok bilinen ismiyle “Mescid-i Nebevi” adlarıyla anılmıştır. Mescid-i Haram ve Mescid-i Aksa’dan sonra yeryüzündeki mescitlerin en faziletlisidir. Bu mescide bitişik olarak gündüzleri bir eğitim, öğretim yeri, geceleri ise evsiz kimseler ve misafirlerin barınması için “Suffa” denilen üzeri kapalı bir bölüm eklenmişti. İşte burada Hz.Muhammed dersler veriyordu.Yeni gelen insanlara okuma yazma bile öğretiliyordu, buranın ihtiyaçları da sahabelerce karşılanıyordu. Buna göre Medine’de inşa edilen bu mescit ve Suffa bölümü; gündüzleri bir eğitim yeri, geceleri evsiz kimselerin ve misafirlerin barındığı yer, devlete ait bütün faaliyetlerin yürütüldüğü merkez, Hz.Muhammed’in ashabıyla sohbet ettiği yer, savaş ve barış kararlarının alındığı, yabancı ülkelerin elçilerinin kabul edildiği salon, savaşa çıkacak orduların teçhiz edilerek yola çıkarıldığı ve topluma ait bütün meselelerin çözüme kavuşturulduğu mekândı. Medine’de bir evi ve ailesi olmayan fakir kimseler de Suffa’da yatıp kalkıyor,

ihtiyaçları buradan sağlanıyordu. İşte ilk mescit ve içinde yapılan görevler bunlardı. Peki Alevi İslam inancında cemevinin işlevi nedir, ona bakalım; sonra da cemevinin kelime anlamı olarak neyi ihtiva ettiğini anlatarak tarihçesine göz atalım ve cemevine kimler giremez, onu anlatarak Kuran’daki ibadet mekânlarıyla ilgili ayetleri de size aktarmaya çalışayım. Cemevinin işlevi nedir?

– İbadethanedir. Edep-erkân meydanıdır.

– Sorgu-sual ve karar yeri olarak dar meydanıdır.

– Semah yeri olarak “Kırklar Meydanı”dır.

– İkrar yeri olarak er-bacı meydanıdır.

– Musahipliğin, yani ahret/yol kardeşliğinin kabul ve onay yeri olarak birlik meydanıdır.

– Ortak kararların alındığı meclis mekânıdır.

– Pirin isteklerini tebliğ ettiği ferman yeridir.

– Tasavvuf eğitiminin yapıldığı okuldur.

– Dualı lokmaların yenildiği aş evidir.

– Dertlere derman aranılan derman meydanıdır.

– Yer bulduğu mekân olarak sevgi meydanıdır.

– Yola uymayanların alınmadığı seçkinler meydanıdır.

– Hizmetlerin ortak yapıldığı himmet yeridir.

– Eline-diline-beline sahip olanların güven yeridir.

– “Ölmezden evvel ölmenin” yeridir.

– Yeniden doğum yeridir.

– Mevkii ve makam ayrılığı olamayan eşitlik meydanıdır.

– Herkesin lokmaları ile katıldığı kara kazan yeridir.

– İrfan meclisidir.

– “Dört kitap ve kırk makamın anlamı Elif’tedir diyenler için insanlık mekânıdır.

– Gerçekler meydanıdır. Bu meydanda da yalnızca “Gerçeğe Hû” vardır. Kırklar Cemi’nden günümüze kadar, Alevilerin ibadet ettiği yere “secde edilen yer” ve “toplanma” anlamında “cemevi” denir; bir olma, bütünleşme yeri, Yaratan’la bir olma, bütünleşme anlamında. Cemevi, Alevi İslam inancında ibadet yeridir. Geçmişte de tekke, zaviye, dergâh olarak adlandırılmıştır. Farsçada “dayanma” anlamına gelen “tekke” (“tekye”) sözcüğü İslamda inançsal etkinliklerin yürütüldüğü yapıyı anlatmak için kullanılır. Tekke, insanlığın mekânıdır; gönül gözünün aydınlandığı, kalp gözüyle görülmeye başlandığı yerdir. Tarihimize baktığımızda, Ahmet Yesevî Dergâhı’nda, Hacı Bektaş Dergâhı’nda ve 1207 tarihinde yapılan Seyit Gazi Dergâhı’nda “Kırklar Meydanı” veya “Meydan Evi” olarak anılan “cemevi”ni göreceğiz. Bu dergâhlara “cami” sonradan eklenmiştir. Ahmet Yesevi Dergâhı’nda hâlâ cami yoktur.

İbadet yerlerimize “cemevi” denmiştir. Cem, birliğin ve beraberliğin adıdır. Cemin yapıldığı cemevi ise sadece ibadet amaçlı kullanılmamış, geçmişin mescidinin işlevini yerine getirmiş ve getirmeye de devam etmektedir. Aynen mescit gibi çok amaçlı olarak kullanılmaktadır. Cemevleri, salt tapınma maksadı ile kullanılmamış ve kullanılmamaktadır. Alevi topluluğunun tapınma gereksinimi dışında toplumsal, bireysel sorunların çözüme kavuşturulduğu bir meclis işlevi de görmüş ve görmektedir. Bu durumda ibadet mekânı da olan ceme ve cemevlerine kimler giremez? Belirtildiği gibi, kötü insanlardan ayıklanması gerekir. Bunun için de;

– Nefsi için eşini boşayanlar,

– Dedikodu edenler,

– Yalancı şahitlik yapanlar,

– Adam öldürenler, can incitenler,

– Haram kazanç sağlayıp kul hakkı yiyenler,

– Komşu hakkı, ata hakkı bilmeyenler,

– Verdiği ikrardan dönenle,

Kısaca, yaramaz fiiller içerisinde olanlar ceme alınmayarak zararlı insanlardan arındırılmış olur. Demek ki kutsallık, seçkin insanlarla riyasız olarak yapılan ibadete bağlıdır. Kuran’da Hac Suresi’nin 67. ayetinde buyurulur ki: “Her ümmet için biz, bir ibadet şekli/bir ibadet yeri belirledik, onlar onu izlerler. Artık bu iş konusunda seninle çekişmesinler.” Şimdi de Kuran’daki ve Hz. Peygamber’in ibadet mekânlarıyla ilgili ayetler ve hadislere bakalım. Hz. Peygamber Efendimiz “Yeryüzü benim mabedimdir” diye buyurarak her yerin ibadet mekânı olması gerektiğinin altını çizmektedir. Tanrı’yı konuk etmek veya O’nunla birlik olmak için mabede ihtiyaç yoktur. Çünkü “Tanrı mekândan münezzehtir” ve Âdem’i yaratmakla da kendisine en güzel mekânı yaratmıştır. O mekânın mimarı da bizzat kendisidir. Hakk âşığı Harabi ne güzel söylemiş:

“ Daha Allah ile cihan yok iken

Biz onu var edip ilan eyledik

Hakk’a hiçbir layık mekân yok iken

Hanemize alıp mihman eyledik.”

Demek oluyor ki kutsal olan, ibadettir, Tanrı ile birlikteliktir, yani “Tevhit”tir. Mabedi kutsallaştırmamak lazımdır. Kutsal olan mabet değil, içindeki varlıktır, eylemdir. Hz. Mevlana da der ki: “Ahmaklar! Secde edilen mescide hürmet gösterirken, secde edenin kalbini kırmaya çalışırsın. Gerçekteyse ey aptallar! O mecaz, bu Hakikat’tir. Asıl mescit, ariflerin gönül evidir. Velilerin gönlü, temiz kişilerin secde ettiği bir mescittir” (“Mesnevi”, 2 / 31 – 39 – 41). Her mabede kutsallık verirsek Hz. Peygamberimizin “Dırar” Mescidi’ni yıktırdığını nasıl ifade edeceğiz. Tevbe Suresi’nin 107-108. ayetlerinde, “Bir de şunlar var: Tutup bir mescit yapmışlardır. Zarar vermek için, nankörlük için, inananları fırkalara bölmek için, daha önceden Allah ve Resulüyle savaşmış kişiye gözetleme yeri kurmak için ‘İyilik ve güzellikten başka bir şey istemiş değiliz’ diye gerile gerile yeminde edecekler. Allah şahittir ki, onlar kesinlikle yalancıdırlar. Böyle bir mescitte sakın namaza durma. Daha ilk gününde takva üzerine kurulan bir mescit, içinde namaz kılman için çok daha uygundur. Temizlenmek arzusu taşıyan erler vardır o mescitte. Allah temizlenenleri sever.” Bu mescit Hz. Peygamber Efendimizin emriyle yıkılmıştır. Kutsallık, kullanılış amacına bağlıdır ve kutsal olanda ibadettir. Bakara suresinin 115. ayetinde Kuran’ın buyurduğu gibi, “Doğu da, batı da Allah’ındır. Ne yana dönerseniz Allah’ın cemalinin görüldüğü meydanıdır. Cemevinde yön aranmaz. Zira Hakk’ın evveli, ahırı, altı, üstü, sağı, solu yoktur.” Cemevleri” konuşan Kuran meydanıdır. Orada kavlince cemal cemale kıble olmak vardır. Evet kıble tertip için, düzen için gereklidir, ibadet etmek için kıbleye yönelmenin mantığı yoktur. Ancak topluluk halinde yapılan ibadetin kuralları ve şekli olmalıdır. Cemevine “edep, erkân” üzere gelinir. Temiz giysiler giyilir ve bedenin temizliği yapılarak, seyir için değil, Hakk için gelinir. Muhiddin-i Arabi der ki: “Alınan nefes sayısı kadar Allah’a giden yol vardır.” Yine “Ne yana dönerseniz, Allah’a giden yol bulursunuz diyor” ve devam ediyor: “Cümle kullarını taklitte, gösterişten öteye geçmeyen itikattan saklaya, bu gibi şeylere bağlı kalmaktan koruya” der. Konuşmamı uzattım, bunun için hepinizden özür dileyerek, Yüce Allah, bizleri gerçeği görenlerden ve gerçeği görenlerden ve gerçeğe erenlerden olmamızı nasip eylesin.

“Aç çeşmini kendi özüne bak

Hakk sende sun’unu ikmal eyledi

Şayet sen Hakk ben kul olsam

İkilik girer araya.”

Dostça kalın diyor, hepinize aşk-ı niyazlarımı sunuyorum

Gerçek aşıklara sala denildi
Dertli olan gelsin dermanı buldum.
Ah ile vah ile cevlan ederken
Canımın içinde cananı buldum.

Akar gözlerimden yaş yerine kan
Zerrece görünmez gözüme cihan
Deryalar nuş edip kanmaz iken can
Aşıklar kandıran ummanı buldum.

Aşıklar meydana doğru varırlar
Erenler cem’olmuş verip alırlar
Cümle evliyalar divan dururlar
Cevahir bahş-olan dükkanı buldum.

Açılmış dükkanlar kurulmuş pazar
Canlar mezad olmuş dellalde gezer
Oturmuş ümmedin beratın yazar
Hakka mahbub olan sultanı buldum.

Emir Sultan der ne hoş pazar imiş
Aşıklar meydan edip gezer imiş
Cümlenin maksudu ol didar imiş
Hakk’a karşı duran divanı buldum.

Cem ibadeti Aleviliğin temel kurumlarındandır. Bu sadece dinsel değil sosyal içeriğe de sahiptir.Alevilerin ibadetlerinin temeli bu cem törenlerine dayanır. Dedelerin en önemli işlevlerinden biri de, cem törenlerini yönetmesinde kendini gösterir.Ocakzade dedeler, her yıl düzenli bir şekilde kendilerine bağlı köylerdeki taliplerini ziyaret ederler. Dedelerin bu ziyaretleri, hasat zamanı geçtikten sonra yapılır. Dede bir yere geldiğinde peyik (davetçi) adı verilen bir kişi ev ev dolaşarak dedenin geldiğini ve cem töreni yapılacağını canlara haber verir. Köydeki evlerden biri cem töreni için hazırlanır. Bunun için cemaatin sığabileceği büyük bir salon seçilir. Bazı köylerde bu hep belli yerlerdir. Bu cem töreni (görgü cemi) cuma akşamı, yani perşembeyi cumaya bağlayan gece yapılır. Eğer görgü cemi olacaksa tarîk ve kurban hizmeti de mutlaka vardır. Bazı ocaklarda ise tarîk yerine pençe ile cem görülür. Bunlar daha çok çelebilere bağlı dede, baba veya vekillerdir. Cem ibadetinde Oniki hizmet ve bu hizmetlerin ayrı ayrı sahipleri vardır. Oniki sayısı Hz. Muhammed’in soyunu, yani kızı Hz. Fatıma ile amcasının oğlu Hz. Ali’nin soyundan gelen Oniki imamı simgelemektedir. Cem ibadeti Kırklar Cemi’ne dayanmaktadır. Alevilerce Cem, “HAK-MUHAMMED-ALİ DİVANI” dır. Cem ibadetinin bir diğer adı da “halka namazı”dır. Cem’deki halkada esas olan namaz deyişiyle kastedilen Buyruk’taki ifadeyle niyazdır, (M. Yaman 2000: 23) Allah’a yalvarmaktır, dua etmektir. Cem’e ayrıca; Ayn-ül Cem, Ayin-i Cem, Cem âyini, Abdal Musa Kurbanı, Birlik Cemi, Dardan İndirme Erkanı, Koldan Kopan Erkanı, Ali Cemi, Görgü Cemi, İçeri Kurbanı, İkrar Cemi, de denir. Kış aylarında, özellikle Perşembe’yi Cuma’ya bağlayan akşam başlaması esastır. Muharrem ayı dışında Cem İbadeti yapılabileceğine dayanarak “Kırk sekiz Cuma haktır.” derler. Cem Kurumu’nun içeriği sadece dinsel değildir daha kapsamlıdır.

Cem olayının kökeni nereye dayanmaktadır. Geleneksel görüş Alevilikle ilgili temel toplumsal kurumların tümünü olduğu gibi Cem kurumunu Hz. Muhammed’in Mirac’ı sonrası yapılan “Kırklar Cemi”ne dayandırmaktadır. Buna göre Cem ibadetinin temelleri Kırklar Cemi’nde atılmıştır. Büyük Alevi Ozanlarının Cem’in Kırklar Cemine dayandığına ilişkin birçok deyişleri bulunmaktadır. Mesela Kul Himmet bir deyişinde (Aslanoğlu 1997a: 77) bunu
“Kırklar ile bile âyin-i cemde

Bu aşkın sırrına özendi Ali”

diyerek ifade etmektedir. Kırklar Cemi ile ilgili ayrıntılar hem Buyruk kitaplarında, (Aytekin 1958; M. Yaman 2000) hem de Alevilerin zihinlerinde önemli yer tutar. Özellikle yaşlı kuşak bu konuda oldukça bilgilidir. Gençler ise bu geleneksel bilgiler bakımından hem yaşamak anlamında hem de bilgilenmek anlamında oldukça yetersizdirler ve hatta bir bölümü anlatılanlara şüphe ile yaklaşabilmekteyse de son zamanlarda yaşanan bilgilenme süreciyle bu eksiklikler giderilmektedir.

Alevilerin sosyal yapısının ve kurumlarının kapalı yapısının doğal bir sonucu olarak Cem ibadetine yönelik küçümseyici ve ahlakdışılık yüklü birçok kulaktan dolma söylentinin ki -bu Sünni halk arasında mum söndü sözü ile ifadelendirilir- yavaş yavaş ortadan kalkmaya başladığı görülmektedir. Alevi olmayan gruplarca Alevilerin farklı bir islam yorumları olduğunun reddedilmesi, bu törenin Alevi olmayanlarca izlenememesi sonucunda Cemlerdeki işleyişin bir türlü anlaşılamaması ve Alevi-Sünni grupların karşılıklı önyargılarının bu söylentilerde rol sahibi olduğu söylenebilir. Ancak son zamanlarda bu konuda araştırmacıların verdikleri bilgiler, konunun yazılı ve görsel basında yeralması ve bu cemlerin kapalılıktan kurtulup kentlerde düzenli olarak yapılması sonucunda bu söylentilerin de dayanaksız olduğu anlaşılmaya başlanmıştır.

Cem kurumunun Alevi topluluklarında yüzyıllarca gördüğü işlevleri genel olarak ise şu şekilde özetleyebiliriz:

1. Dinsel işlevler, 2. Sosyal-Eğitsel işlevler, 3. Hukuksal işlevler

Cem kurumunun dinsel işlevi ön plandadır. Aleviliğin temel ibadeti bu yolla icra edilir. Cem kutsal bir ritüeldir. Cem’deki işleyişin de temeli Hz. Muhammed ve Hz. Ali’nin de katıldığı Kırklar Cemi ile atılmıştır. Cem, Alevinin inancını oluşturan düzenli bir ibadeti olmaktadır. Cemlerdeki dualar büyük ölçüde Türkçe’dir. Anadili kırmanci veya zazaca olan Alevi topluluklarda bile – istisnalar olmakla birlikte – Türkçe dualar ve Şah Hatayi, Pir Sultan Abdal, Kul Himmet vb. Alevi ozanlarının Türkçe deyişleri okunmaktadır.

Cem kurumunun bir diğer yönü de sosyal ve eğitsel işlevidir. Sosyal dayanışmayı sağlamasının yanısıra, orada gerçekleştirilen ritüel ve anlatılanlar inanca, tarihe gündelik yaşama ilişkin bilgiler de içermektedir. Geleneksel kır yaşamında bulundukları toplum içinde nisbeten daha eğitimli ve okumuş olan Dedeler Cemlerdeki sundukları bilgilerle uzun süre bu eğitsel işlevi yerine getirmişlerdir.

Aleviler’de hayat çok sıkı ve birbirini tamamlayıcı kurum ve kurallarla donatılmıştır. Bu sosyal yaşam en ince ayrıntısına kadar düzenlenmiştir. Dede talip herkes bunlara uymak zorundadır. Örneğin Dede her evde Cem bile yapamaz. Cem yapılacak evde ve evin sahibi ailede bazı özellikler aranır. “Muhammed-Ali Meydanı” ve “ölmeden önce ölünen yer” olarak da nitelenen Cem Meydanı her yönüyle kutsal kılınmıştır. Cem’ler bazı yörelerde sadece Dede evlerinde yapılmaktadır. Bu evlerde büyük bir odada Cem’ler tutulurdu. Hele bazı Dede ailelerinin evleri vardı ki uzun yıllar buralarda Cem yapılması bir gelenek halini almış buralarla ilgili menkıbeler de dilden dile yayılmıştır. Cem’in bu evlerde yapılmasında bir diğer neden de Cem’de Dede’nin görgü zamanı kullandığı “tarîk, erkân, zülfikar, serdeste” vb. adlarla anılan asanın bu evlerde bulunmasındandır. Kutsal olan tarîk asılı olduğu yerden indirilmek için dualar edilir, kurban kesilirdi.
Dede genellikle bu Cem yapılacak evde konuk olurdu. Ancak Dede’nin konuk olacağı ve Cem yapacağı bu evin Cem yapılabilmesine uygun bir odaya sahip olmasının yanısıra ev sahibi aile de yukarıda ifade ettiğimiz üzere titizlikle seçilirdi. Bu aile bireylerinin düşkün olmaması kapı komşularıyla sorunlu olmaması, lokmasının yenebilmesi, o köyde sevilen bir aile olmaları gerekirdi. Yoksa Dede o evde kalamaz Cem yapamazdı. Çünkü Cem’in amacı “eline, diline, beline ve aşına, işine, eşine sahip olmak” şeklinde özetlenebilecek doğruluk ilkelerinin toplulukta yaşatılması, benimsetilmesidir. Dede’nin köye gelişinden Cem’in yapılması ve sonrasına kadar her aşamada bu ilkelerin gözetilmesine önem verilir. Bu konuda titizlik gösterilmemesi topluluğun bu ilkelere inancının ve güveninin sarsılmasıyla sonuçlanabilir. Zaman zaman bu konudaki hassasiyetlere uymayanlarda olmuştur ancak bu yolun kurallarını bağlamamaktadır.

Cem’de Oniki hizmet ve bu hizmetlerin ayrı ayrı sahipleri vardır. Her hizmet sahibi Cem’deki işleyiş sırasında görevini yerine getirir. Her Alevi’nin görgüden geçmesi, hal ve gidişatının muhasebesini yapması, ikrarını tazelemesi ve gerektiğinde topluma hesap vermesi genel kuraldır. Ocakzade dedeler, her yıl düzenli bir şekilde kendilerine bağlı köylerdeki taliplerini ziyaret ederler. Dedelerin bu ziyaretleri genellikle, hasat zamanı geçtikten sonra yapılır. Dede bir yere geldiğinde peyik (davetçi) adı verilen bir kişi ve ev dolaşarak dedenin geldiğini ve cem yapılacağını köylülere haber verir. Köydeki evlerden biri cem töreni için hazırlanır. Bu cem töreni cuma akşamı, yani perşembeyi cumaya bağlayan gece yapılır. Cem’deki oniki hizmet sahipleri ve görevleri şu şekildedir: Dede, cem törenini yönetir. Rehber, cemde görgüsü yapılanlara yardımcı olur. Gözcü, cemde düzeni sağlar. Çerağcı, çerağı (mumu) yakar, meydanın aydınlanmasını sağlar. Zakir, saz çalarak deyişler söyler. Süpürgeci, her hizmetin sonunda, süpürge çalma görevini yerine getirir. Sakka, su dağıtır, lokmalar yendikten sonra temizlik için ibrik, leğen, havlu getirir. Sofracı, kurban ve yemek işlerine bakar. Pervane, cemevine gelenler ve gidenlerle ilgilenir. Peyik, cemin yapılacağını herkese haber verir. İznikçi, cemevinin temizliğine bakar. Kapıcı, cem yapılan yerin kapısında bekler. Hizmet sahipleri ve görevleri özetle bu şekildedir. (M. Yaman 1998)

Cem’deki işleyiş ise şu şekildedir: Cem töreni, dede tarafından görevlendirilmiş yukarıda adları verilen hizmet sahiplerince, dedenin yönetiminde, belli bir düzen içerisinde yerine getirilir. Dede, cem yapılacak yerin en üst tarafında ve ocak yanında önceden hazırlanmış, ceme katılanların hepsi tarafından rahatça görülebilecek ve duyulabilecek bir yerde bazan serilen postun üzerinde oturarak yönetir. (Aynı yönde bk. Şapolyo 1964: 283; Fırat 1970: 233) Dedenin oturduğu yer dede postu, pir postu olarak adlandırılır. Yanında diğer Dedeler veya zakir/aşık oturur. Bazı bölgelerde zakirlik görevini de Dedeler yerine getirdiğinden ayrıca bir zakir bulunmaz. Toplulukla dedenin oturduğu yer arasındaki meydan hizmetlerin bir bölümü için boş bırakılmıştır. Semah hizmetleri bu alanda görülür. Hizmet sahipleri dedenin karşısında dara durarak, dualarını burada alırlar.

Cem törenine düşkünler alınmazlar. Cem’de ibadet “cemal cemale”dir. İnsanı kabe olarak gören bir anlayış doğaldır ki cemal cemale ibadet edecektir. Oturuş ise halka şeklinde belli bir düzen içerisinde diz üstüdür. Dede zaman zaman destur verdiğinde rahat oturulabilir. Görgü cemi bütün taliplerin müsahipleri ile birlikte görülmesi şeklinde sürer. İfade ettiğimiz gibi oniki hizmet sırasıyla yerine getirilir. Her musahip görülmesinde dede, cemaatten razılık alır. “Bu canlardan razı mısınız?” diye sorar. Cem’de kurban hizmeti de görülür. Semah ve dualar (gülbâng) okunur. Musahiplerin görülmediği cemlerde de musahiplik hizmeti dışında diğer Oniki hizmetler yürütülür. Cem’de işleyiş, dedenin yönetiminde ve diğer hizmet sahiplerinin hizmetleriyle büyük bir disiplin içerisinde yürütülür. Her hizmet sahibi görevini bilir ve eskiden genellikle belli aileler belli hizmetleri yürütmekteydi. Mürşid (Dede) her yıl, geçmişteki Cem törenlerinde verilmiş derslerin ve öğütlerin uygulanıp uygulanmadığını denetlemek ve yeni derslerde bulunmak için cemaati toplar, Cem ibadetini yürütür. Bütün talipler Mürşid, Pir, Rehber huzuruna davet edilir. Bu daveti duyan canlar, musahipleri ile görüşür. Herkes evinde hazırlanıp en temiz elbiselerini giydikten sonra ev halkı ve musahibinin ev halkı ile birlikte, Dede’nin belirttiği zamanda Cem’e katılırlar.
Özetle bir Cem ibadetindeki hizmetlerde aşağıdaki sıra izlenir. Bu sırada yöresel bazı farklılıklar da olabilmektedir. Burada verilen uygulama Karaca Ahmet Sultan’ın oğlu olan Düşkün Ocağı Hıdır Abdal Ocağı’ndaki işleyiştir:

1. Dede, orada bulunanlara eğitici bir konuşma yapar. 2. Zâkirler, sazla deyiş çalıp söyler. 3. Süpürge(car) çalınır. 4. Post serilir. 5. Dargınlar barıştırılır, sorunlar çözümlenir, canlardan rızalık alınır. 6. Oniki Hizmet sahiplerinin duaları verilir. 7. Çerağ (delil) uyandırılır. 8. Tezekâr (ibriktar) tarîkat abdesti aldırır. 9. Kurban ve lokmaların duaları verilir. 10. Dede, yol-erkân konusunda canlara bilgi verir. 11. Gerekirse kısa bir mola verilir. 12. Cem mühürlenir (secde yapılır). 13. Üç Düvazimam okunur (secde yapılır). 14. Üç Tevhîd çekilir (secde yapılır). 15. Miraclama okunur, Kırklar Semahı yapılır. 16. İstek semahları yapılır. 17. Sakka suyu dağıtılır. 18. Mersiyeler okunur. 19. Lokma ve Kurban (Sofra) hizmeti sunulur. 20. Lokmalar yenilip sofra duası edildikten sonra Dede “Duran oturan…” duası verir. Bundan sonra da şu hizmetler yerine getirilir: Süpürge çalınır, post kaldırılır, Oniki hizmet sahiplerinin duası verilir, çerağ dinlendirilir ve cem ibadeti sona erer. (M. Yaman 1998: 11-12)

Görgüden geçen talipler, aynı zamanda daha önce yaptıkları hataları bir daha tekrarlamamak üzere Hak-Muhammed-Ali meydanında yemin ederler. Görgüden geçtikten sonra manen temizlenmiş olurlar. Ancak bundan sonra Cem’e katılanlar, görgü-sorgudan geçerek temizlenmiş olanların kurban lokmasını yiyebilirler. Ayrıca Cem ibadetinin, hukuksal boyutu yani düşkünlük, kente göç öncesi kırda yaşayan Aleviliğin sosyal yapısını koruyan ve sürdürebilmesini sağlayan en önemli faktörlerden biri olmuştur.

Alevilerde suç işleyen düşkün, bu durum da düşkünlük olarak adlandırılır. Düşkün olanlara suçlarına göre değişik cezalar verilirdi. Düşkünlere tarik çalınır, para vd. cezalar uygulanırdı ki, “Buyruk” kitaplarında bu cezalar her suç için ayrı ayrı belirtilmekteydi. Düşkün olanlar cem törenlerine katılamazlar, kurban yiyemez ve yediremezler, toplumdan dışlanırlardı. Ailesi bile o kişiyi bu yanlış davranışından dolayı koruyamazdı. Çünkü yanlış yapan kişiye sahip çıkan da düşkün ilan edilirdi. Ayrıca üç sünnet, yedi farz olarak bilinen esaslara uymayanlara uygulanacak cezalar da “Buyruk” kitaplarında bulunmaktadır. (Aytekin 1958: 114)

Eğer talibin suçu, büyük günahlardan (günah-ı kebair) ise dede’nin bu konuda yapabileceği bir şey yoktur. Buyruk’taki deyimle “Ancak onun davasını mahşerde Hak Taalâ icra eder.” (Aytekin 1958: 178) Oysa küçük günahların (günah-ı sagayir) cezalandırılma ve affedilmesine ilişkin koşulların belirlenmesi ve uygulatılmasında dede tam yetkilidir.

Özellikle kırdan kente göç olgusunun sonucunda 1980’lerin sonlarına kadar diğer Alevilik kurumlarında olduğu gibi Cem kurumunun da uygulanmamaya başladığı bilinmektedir. (Erdentuğ 1971: 43, 51; Shankland 1997: 30) Araştırmacılarca görüşülen Alevilerin çoğu kez “Nerede eski cemler” şeklinde eskiyi özlemle andıklarını ve bu eski cemlerde yaşananların zihinlerinde çok büyük izler bıraktığını gözlemlemek mümkündür. Bugün artık cem ibadetinin eski işlevlerinden daha farklı bir yapı kazandığını görüyoruz. Cem törenleri bugün, eskiden sahip olduğu işlevlere oranla daha dar işlevselliğe sahiptir. Yeni sosyo-ekonomik yapı içerisinde cemler özellikle inanç işlevini sürdürmektedir. Özellikle hukuksal boyutu tamamıyla devre dışı kalmıştır.
1990’larla birlikte Alevilik konusunda yaşanan canlanma geleneksel ibadetlere yönelik olumlu bir bakışı Alevi kitleler arasında yaygınlaştırmıştır. Alevilikle ilgili yayınlar, makaleler ve ilgilenenler artmıştır. Bu şüphesiz hem uluslararası hem de ulusal konjonktürle yakından ilişkilidir. Cem evlerinin ve Cem ibadetlerinin yaygınlaşması da bu gelişmelerin ardından yaşanıyor. Daha önce pek de dile getirilmeyen Dedelere olan gereksinim dile getirilmeye başlanıyor. Giderek Cemevlerinde, Karaca Ahmet Sultan, Şahkulu Sultan, Garip Dede, Erikli Baba, Okmeydanı Cemevi, Yenibosna Cemevi, Gazi Cemevi ve diğer cem evlerinde Dedeler görevlendiriliyor. Hatta Dede yetiştiren okulların kurulması konusu bile tartışmaya açılıyor.

Günümüzde Cemler kentlerde, ya müsait bir evde, ya bir salonda ya da Cemevlerinde yapılmaktadır. Özellikle son on yılda başlayan ve artık büyük ölçüde kentlerde yaşayan Alevilerin yeni gereksinimleri doğrultusunda cem evleri inşa edilmekte, buralarda Alevilerin özellikle inançsal ve kültürel talepleri giderilmeye çalışılmaktadır. Ancak yaptığımız araştırmalar çerçevesinde gördüğümüz cem evlerinin birçoğunun mimari yapılanmaları bu veya başka projelerin değerlendirmesi veya planlı olmaktan çok rastgele ve plansızdır. Özellikle İstanbul ve Ankara’da yoğunlaşan yoğun bir Cemevi yaptırma faaliyeti dikkat çekmektedir. Artık büyük oranda kentlerde yaşamakta olan Alevi nüfus Cemlere büyük ilgi göstermektedir. Tanınmış Alevi inanç merkezlerinde düzenli olarak hafta içi Perşembe akşamları veya hafta sonu Cem ibadetleri yapılmaktadır.

“Dinle oğlum, Tanrının öğütlerini iyice,

Saygı sağlar, mutlu olursun böylece”

Hz. Ali

Alevi ibadetlerinde “On İki Hizmet” vardır. Bu hizmetlere Nakiblik Hizmeti de denilmektedir. Hz. Musa’nın da, Hz.İsa’nın da On iki nakibi vardı. İslam’ın dışındaki diğer semavi dinlerde Ahd (İkrar) olayı, diğer bir deyimle Teslimiyet(1) olmadığı için, Hz.İsa’ya nakibleri ihanet edip çarmıha gerdirmişlerdir. Alevi İslam inancında Teslimiyetin adı İkrar’dır. Verilen ikrarın da geri dönüşü yoktur; Öl İkrar Verme / Öl İkrarından Dönme! ilkesi geçerlidir.

Kur’an buyurur ki: Allah, Peygamberlerinden – And olsun ki size Kitap ve Hikmet verdim. Sonra da size nezdinizdeki (O kitap ve hikmeti) tasdik eden bir Peygamber gelmiştir. Ona katiyen iman ve ona her halde yardım edeceksiniz diye- (Ahd ve) misak aldığı zaman dedi ki: “İkrar ettiniz ve uhdenize bu ağır yükümü alıp kabul eylediniz mi?” Onlar: -İkrar ettik. dediler. (Allah) dedi ki: -Öyleyse (Birbirinize ve ümmetlerinize karşı) şahit olun, ben de sizinle beraber (Bu ikrarınıza) şahitlik edenlerdenim.(2) Ayetde de görüldüğü gibi ruhlarımız Allah’a bezmi-elest’te(3) ikrar vermiştir. Yani ikrarlı doğmuşuz, bizlere düşende verdiğimiz sözü, ikrarı yaşamaktır.

Cemlerimizde yapılan on iki hizmet sahipleri kimlerdir? Tarihi ve Kur’anî kaynaklarıyla açıklamaya çalışacağım. Alevilikte icra olunan usul ve erkanın her biri Hanedân-ı Ehlibeyt‘ten kaldığına nispetle icra olunur.

Hizmet ve sahipleri şunlardır(4) :

1. Tarıkçı : Hz.İmam Hasan El- Müçteba.

2. Yatakçı : Hz.İmam Hüseyin-i Deşti Şehid-i Kerbala

3. Berber : Hz.Muhammed Hanefi

4. Zakir : Hz.Abdussamed

5. Sofracı : Hz.Abdulvahid

6. İbrikçi : Hz.Selman-ı Pak

7. Saki : Hz.Tayyip

8. Meydancı : Hz.Abdulmiuin.

9. Gözcü : Hz.Abdülkerim

10. Pervane : Hz.Abdullah

11. Çerağcı : Hz.Hadi-i Ekber.

12. Bevvap (Kapıcı) : Hz.Abdülcelil

Olmak üzere on iki hizmet ve sahipleri böyle sıralanmıştır.

12 hizmet sahiplerinin cemlerdeki görevleri: (Bu gün cemlerimizde var olan ve uygulanan hizmetlerdir.)

1-MÜRŞİT: Görev itibariyle manevi olarak Hz. Muhammed’i temsil eder. Çünkü Evlad-ı Resul’dur yani peygamber evladı ve sır bilen kimsedir. Cem’in mutlak hakimidir. Mürşid-i kamil’dir, iyilikleri ve güzellikleri temsil eder. İrşat makamıdır. İkrar alan odur. Cemi yöneten ve sorunları çözendir. “Mürşit-i kamil”e verilen ikrarın Allah’a verilmiş sayıldığını bizlere bildiren Kur’an’dır.(5)

Tarikat babında on iki hizmet

Fark edip bunları bilmeli imiş

Birinci mürşittir mümine sünnet

İkinci rehber olmalı imiş.

(Cem’de 12 hizmet sahiplerine okunan deyiştir.)

2-REHBER: Yol gösteren, kılavuzluk edendir. Yolun kurallarını, edep ve erkânını öğreten odur. Mürşidin yardımcısı konumundadır. Ayn-ül Cem de Musahiplik Cemi ikrar verecek musahiplerin hazırlanmasını ve ceme taşınmasının görevini yapar.

3-GÖZCÜ: Rehberin yardımcısı konumundadır. Cem’de edep, erkânı sağlar. Cem’in kurallarının uygun olarak yürütülmesinde birinci derecede sorumludur. Cem’in edep, erkânına uymayanları uyarır, cem’i batın manada gözetleyendir. Yol düşkünlerinin kısaca suçluların ceme girmesine izin vermez. “Cem erenlerindir/ Hakk’ı görenlerindir/ Cem’e eğriler girmez/ Doğru gelenlerindir. (Yunus) İşte o eğrilerin girmesini önleyen gözcüdür. Gözetleyen ve can gözüyle gören ve cemin düzenini sağlayandır.

Onuncu peyik’tir Mikail gibi

On birinci gözcü İsrafil gibi

Sultanlar katında dur gayın gibi

Mansur gibi darda kalmalı imiş.

4-ÇERAĞCI: Cem evindeki aydınlatma araçlarını yakandır. Çerağ (kandil), ışık veren, aydınlatan, fitil, mum anlamındadır. İşte bu hizmeti yapacak kişi çerağcıdır. Her hizmet bir semboldür. İçerdiği batın anlamları vardır. Cem evini aydınlatandır.

Altıncı sofracı kulundur kamber

Yedinci çerağcı Câbir-i Ensar

Sekizinci sâkiyi imam Hüseyin âb-ı Kevser

Şeraben tahûrû kanmalı imiş.

5-ZAKİR: İbadetlerde musiki aletlerini kullanarak zikir edendir. Zikir edebilmesi içinde sesinin güzel olması gerekmektedir. Sesi güzel olan ve musiki aletini kullananlar bu görevi yapabilirler. Kur’an okur, ilâhi okur, deyiş, duvaz, tevhid, mir’açlama ve mersiye sazıyla okuyandır.

Üçüncü zakir ola zikrede

Söyledikçe Hakk kelâmı virdede

Ehli irfân sohbetini sır ede.

Bir zaman bu hizmete ermeli imiş.

6-SÜPÜRGECİ: Cem evinin temizliğini yapan hizmet sahibidir. İbadet edilen yerin mutlak temiz olması gerekmektedir. Temiz olmayan mekanda ibadet olmaz.

Dördüncü hizmetçi Seyyid-i Faraş

Geçe Hakk’a vere ser ile baş

Beşinci pak ola Selman’a yoldaş

Pak edip kalbini silmeli imiş.

7-TEZEKKÂR:Tarikat abdestinin alınmasında hizmet yapandır. Sembolik olarak elinde leğen ve ibrik, omzunda havlu hizmet eder.

Gel gidelim hakikata

Kulak verelim tarikata

Sofu girdi itikata

Tezekkâra haber olsun.

8-SAKKA: Su Dağıtandır. Ayn-ül Cem’de ikrar veren canlara saki sunandır. Sözlük anlamı da: Saky: su içirme, Saky-i mâ: Su dağıtmadır.

Bu yola girer hasların hası

Müminler giyer hakikat libası

Doldur ver engür tası

Sakilere haber olsun.

9-LOKMACI: Kurban ve yemek işlerine bakar. Ceme gelen her can lokmasıyla gelir. O lokmaları eşit olarak halka sunan ve paylaştırandır. Paylaştırdıktan sonra: “Göz nizam el terazi, herkes oldu mu hakkına razı?” diyerek halkın rızalığını da alır.

Mümini çektiler meydana

Münkiri sürdüler zindana

Tekbir verildi kurbana

Kurbancıya haber olsun.

10-KAPICI: Cem evine ibadet için gelen canları karşılar, edep erkân içinde oturmalarını sağlar. Gözcünün yardımcısı konumundadır. İbadetin huzur ve ilâhi duygusallık içinde geçmesini sağlayandır.

Bu yola gider hacılar

Mümin Müslim bacılar

Cem kilidi kapıcılar

Kapıcıya haber olsun.

11-PEYİK: haberci anlamındadır. Cem’in yapılacağını tüm canlara bildirir ve herkesin cemden haberdar olmasını sağlar.

Hakk kuluna nazar eyler

Hakk’ın kelamını söyler

Mümin kullar Mürvet diler

Peyik sana haber olsun.

12-İZNİKÇİ: cem’e gelenlerin ayakkabılarını yerleştiren ve sahip çıkandır. Süpürge hizmetini yapanlara yardımcı konumundadır.

Şah Hatayi’m vârı geldi

Müminlerin kârı geldi

Haktan bize bergüzar geldi

İznikçiye haber olsun.

(Dörtlükler; Ahmet Uğurlu, “Alevilikte Cem ve Musahiplik” kitabından alınmış ve bu gün cemlerimizde uygulanan ve yaşanan hizmetler esas alınmıştır.)

“Halka hizmet, Hakk’a hizmettir.” Alevi İslam inancında talip, dedeye:

– Dede Himmet.

Dede de: – Oğul hizmet et, der.

Halka hizmet de fiili niyazdır.Eline, diline, beline sahip ol diyerek çok yüksek bir ahlak anlayışıyla hizmet, inancın temeline yerleştirilmiştir. İnsan,Hakk’ın tecellisi ve görünen yüzüdür. İnsan Kur’an-ı Natık’tır. Okunacak en büyük kitap insandır,öyleyse okumak için hizmet gereklidir. Hizmet etmeden himmet olmaz. Şöyle ki: Bir doktorun doktor olabilmesi için yıllarca tahsil yapması gerekir. Tahsilini bitirip diplomasını aldıktan sonra hizmete başlar. Hizmet, marifet kapısında olan insanların işidir. Halka hizmet kutsal bir görevdir. Onun için her insan Cem’lerde hizmetli olamaz. Alevilik’te, görünene sevgisi, saygısı, hizmeti ve himmeti olmayanın görünmeyene de olmaz. Halka hizmet, ona vücut, ruh ve suret veren yaratana hizmet olacaktır. Çünkü, “Külli Varlığa” ulaşmanın yolu “Cüzi Varlığa” hizmetle başlar.

Hz. Mevlana hizmetle ilgili olarak şöyle der: “Bir mum eriyip gideceğini bildiği halde etrafına ışık saçmaktan geri durmaz. Ey insan! sen ki yaratanın kudretiyle dopdolu iken neden geri durasın?” Bu sesleniş tüm insanlığadır. Hizmette olgun, insanı kamil olanların işidir. Hz. Mevlana devam eder: “Eğer insan birbirine yardım etmiyor, birbirinin mutluluğunu istemiyorsa ve olgun değilse o insan değildir.” Öyleyse hizmetin ibadet olduğunu bilmemiz gerekmektedir.

1 Ahzâb Sûresi, ayet 56, Nisa Sûresi,ayet 65
2 Âl-i İmrân Sûresi,ayet 81-H.B.Çantam, Kur’ân-ı Hakkim ve Meal-i Kerim, Cilt.1
3 Araf suresi, ayet 172
4 Prof. Dr. Cavit Sunar, Melamilik ve Bektaşilik, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi yay. s.165
5 Fetih suresi, ayet 10

Alevi dinsel törenine “Cem” denir. Cem; Alevilerin temel ibadet şeklidir. Cem ibadetinde; “ölmeden önce ölmek, hesaba çekilmeden önce hesabını vermek, ulu divana alnı açık yüzü ak olarak, kul hakkıyla gitmemektir. Kul kuldan razı olursa Allah da kuldan razı olur.” Ve “döktüğünüz varsa doldurun, ağlattığınız varsa güldürün” ilkesi gereğince; nefsi için ailesini boşayanlar, yalancı şahitlik edenler, hırsızlık yapanlar, haram kazanç sağlayanlar, vatan borcunu ödemeyenler, atasına evlatlık görevi yapmayanlar, komşusuna zarar verenler, kısaca zararlı kişiler ceme alınmazlar.

Ceme gelen can, en güzel giysilerini giyer ve ceme temiz ve pak bir şekilde gelir. Evi ve komşuları ile barışık olmalı, can incitmemelidir. Küskünlükler varsa barışılmalıdır ve ceme girmeden bu yapılmalıdır.

Bedenin abdesti su ile, nefsin abdesti gözyaşı ile, aklın abdesti ilim ile, ruhun abdesti aşk ve muhabbet iledir.

Canlar helal kazancından lokma yapar ya da ceme götüreceği bir yiyecek alır. Ve aile efradı ile ceme gelir, lokmasını lokmacıya, ayakkabılarını İznikçiye teslim eder. İçeri girerken de meydana niyaz eder, diz üstü oturur ve cümlenin niyazı yapılır. Cemde konuşulmaz, edep erkana uyulur. Ta ki dedenin destur verdiği cemin bitişine kadar..

Dedelerimiz derdi ki; Oturun izzet ile, dinleyin hürmet ile, söyleyin edep ile.

İbadetlerimizin kabulünün niyazıyla.

Kısaca Cemdeki hizmetlerin tanımlarına gelince:

NO- 2

DARA DURMAK

Dar Yüce Yaratıcının huzurunda durduğunu kabul ederek özünü, benliğini ortaya koyup, teslim olmanın adıdır. Yaratanın huzurunda Gizlilik, saklılık yoktur. O her şeyi bilen ve görendir. Bilineni bilenden saklamanın bir anlamı da yoktur.

Bu darda “ölmezden önce ölünür ve yaşamı sorgulanarak, pak insan olunur.” Ruhumuzu da arındırmamız lazım. Din, ruh fezasında yükselmenin adıdır. Öyleyse “Beytullah” dediğimiz öz, yani vicdani öz, kendini sorgulamalıdır

Aklı temizlemenin adıdır dar..

RAZILIK ALMAK

Razılık, bireye mahsustur, arınmaktır. Gönül kırdıysa özür dileyici olup, kırdığı gönlü onarmak, ağlattığını güldürmek, zarar verdiklerinin zararlarını ödemek yani, kul hakkını sahibine yaşıyorken vermektir..

Kur’an; “Şu bir gerçektir ki, müminler sadece kardeştirler. O halde kardeşleriniz arasında barışı sağlayın”, diye buyuruyor.

İnsanlar kendi gönlündeki huzuru yakalarsa, herkesle uzlaşırsa, dünya barışına giden yolun kapısını açar. Tüm yaratılmışla dost olur.

Kur’an;” Ey can! Razı etmiş ve edilmiş olarak sevgiyle dön Rabbine.”(Fecir; 27-28) der. Öyleyse birbirimizle barış içinde olmalıyız.

NO-3

BİSMİŞAH (ŞAHIN ADIYLA)

Hz. Mevlana’nın Mesnevisi de “BİŞNEV” yani “İŞİT” sözüyle başlar. Allah aşkı ile dolu olan bir Veli neden Besmele ile başlamamıştır?

Tasavvufçular araştırmışlardır. “Bişnev” sözü; B ile başlamaktadır. Bu besmelenin yerini tutabilir. Çünkü, Velilerin sözleri, sembollerledir. B Hz. Muhammed, noktası İmam Ali’dir.

Hz. İmam Ali:” Kur’an’da ne varsa Fatiha’da, Fatiha’da ne varsa Besmele’de, Besmele’de ne varsa başında ki B harfindedir. Ve ben de B’ nin altındaki noktayım. “İlim noktadır, cahiller onu çoğaltmıştır.” Diye buyurmuş ve bu şekilde açıklamıştır. Yani “Bismişah” besmeledir.

ALLAH – ALLAH

Allah kelimesi bir zikirdir. Bu zikir, her insanın haline uygun en ideal zikirdir. Çünkü Allah lafzı ilahı isim ve sıfatların tek kelimeyle özeti olup, onunla zikreden muhtaç olduğu tecelli neyse ona ulaşır.Kula düşen, yaratanın bütün isimlerini bünyesinde toplayan ALLAH lafzına sığınmaktır.

ALLAH, Cenabı Hakk’ın zatını, sıfatlarını, fiillerini hep birden ifade eder. Bütün Kemal sıfatları ondadır.

SU DAĞITMAK (SAKİ)

“Bütün canlıları sudan yarattık” (Enbiya 30)

“Ve Rableri onlara en temiz içeceklerden ikram edecek” (insan 21)

Su, can verendir, diriltendir. Su paklıktır, arılıktır. Alak suresindeki sudan yaratılışa ve mazlum Kerbela şehitlerinin anısına binaen su dağıtırız.

AMİN NO- 4

Öyle olsun, kabul ettik anlamındadır. Kim nasıl zikrederse Allah kabul eylesin.

ÇERAĞ YAKMAK

Nur suresinin 35 ve 36. ayetleri gereğince 3 mum yakarız.

Allah’ın, Nübüvvetin, Velayetin nurunu temsilen. Nur, ışıktır. Kandil nasıl ışık verip, karanlığı aydınlatıyorsa, bizlerde çerağ gibi ışık vermeliyiz. Bilimle donanmalıyız. İnsanlığa yararlı olmalıyız.

TÖVBE (TEVBE) ERKANI

Kul hakkının tövbesi olmaz. Kul hakkı da “Hakkı sahibine ödemekle” olur.

Kur’an, ibadetle ilgili bir yaptırımdan söz etmez, ancak insan haklarının ihlaline maddi yaptırım öngörür.

Bir hakkı bağışlamak veya ondan vazgeçmek yetkisi yalnız o hakkın sahibine aittir. Kur’an; “Allah’tan af dileyin” diye buyurur. İnsan, yaratıcı karşısında sürekli bir biçimde noksanlığını görmeli ve ondan yeterince olgunlaşamadığı için af dilemelidir. Sürekli boyut değiştiren benlik, bir önceki halindeki eksikliğe af diler.

Hz. Ali; “Tövbe, insanın kalbiyle pişmanlık duyması, diliyle bağış dilemesi, bedeniyle günahları bırakması ve bu günahları tekrarlamayacağına dair içtenlikle karar vermesi demektir.”

SECDE ETMEK

Secde, kulluğun en güzel göstergesi ve ibadetin de simgesidir. Teslimiyetin en güzel ifadesidir.Tevhid dininde ibadetin omurgasıdır. Yüce kitabımız da; ”SECDE ET VE YAKLAŞ” diye buyurur.

Secde, bir üst varlığa boyun büküştür. Hz. Ali; “Beden ve gönül secdesin den bahseder. Beden secdesi yedi şerefli azanın toprağa tekabülü, gönül secdesi ise dünyalıktan uzaklaşmaktır.

No- 5

Hz. Mevlana da: “Nereye baş koyarsam koyayım secde edilen o’dur; Altı yönde de tapılacak o’dur. Altı yönden dışarıda da bağ-bahçe gül, bülbül, sema, güzel… Bunların tümü de bahane, maksat hep o’dur O”

Öyleyse secde, o büyük tek varlığa aczini ve teslimiyetini ifade etmenin adıdır. Secde, ibadetin özüdür.

SÜPÜRGE HİZMETİ

Hacı Veli şöyle buyurur; Söyle inanlara; Gönül evlerini alçak gönüllülük aşıklık süpürgesiyle süpürsünler. Hırsı, nasılı, niçini, münafıklılığı, hainliği, çekememezliği, dedikoduyu süpürüp atsınlar. Süpürge, manevi iç temizliğimizin sembolüdür. İnanç, bir iç dünya olayıdır.

MERSİYE

Cemimizde hep birlikte ayağa kalkarak mersiye okuruz. Birlikte ayağa kalkış uyanan enerjiyi sembolize eder. Şehitlere sevgi, insanlığın vefa borcudur. Yüce Kitabımız: “Allah yolunda öldürülmüşleri ölüler sanmayın onlar diridirler. Rablerinin katında rızıklandırılıyorlar.” Bizlerde Kur’an’ın sevmeyi bizlere farz kıldığı Alemlerin Rahmeti Muhammed’in ailesi Ehlibeyt’e mersiye okuruz.

Allah’a muhabbet arttımı, hüzünde artar. Gözyaşı ile içiniz yıkanır, temizlenir. Hüzün bizi Allah’a yaklaştırır.

Bir bilge şöyle der; “Elmas nasıl yontulmadan kusursuz olmazsa, kişide acı çekmeden olgunlaşamaz .” O acı da Muhammed evlatlarının acısı olursa, İmam Hüseyin acısı olursa içinde insan sevgisi olan herkes gözyaşı döker.

CEME BASLAMA NO- 1

Bismişah Allah Allah!

Geldiğiniz Yoldan, Durduğunuz Dardan, Çağırdığınız Pirden Şefâat Göresiniz.

Darlarınız, divanlarınız kabul ola.

Muratlarınız hasıl ola.

Dergâh-ı izzetine yazılmış ola.

Darına durduk, Yâ Allah… yâ Allah… yâ Allah…

Divanına durduk, Yâ Muhammed… yâ Muhammed… yâ Muhammed…

Keremine sığındık, Yâ Ali… yâ Ali… yâ Ali…

İnâyet eyleyin, Yâ Oniki İmamlar.

Yol gösterin, Yâ On Dört Masumu Paklar.

Yardım eyleyin, Yâ On Yedi Kemerbestler.

Ceminize alın, Yâ Kırklar.

Bağışlanma, senin yüzü suyu hürmetine olsun, Yâ Pirim Hünkâr Hace Veli.

Yâ Rabbi! darlarımızı, divanlarımızı dergâh-ı izzetinde Kabul Eyle! Gerçeğe Hû!

DEDE Postuna niyaz eder oturur. Cemaatin rahat oturmasını sağlar.

RIZALIK ALMA NO- 2

Canlar! yolumuz, rıza yoludur. Biz, sizi size teslim edeceğiz.

Sizin özünüze, özünüzdeki Hakk’a teslim edeceğiz.

Özünüzdeki Hak’la dar ve didar olacaksınız.

Aranızda dargın ve küskün olanlar, üzerinde kul hakkı olanlar varsa, bilerek veya bilmeyerek hata ve günah işledi iseniz lütfen hakk meydanına çıkınız ve özünüzü dara çekiniz. Yok ise “Allah Eyvallah” deyiniz.

Birbirinizden razı mısınız?…

Birbirlerinize haklarınızı helâl ediyor musunuz?…

Helal ediyorsanız “edeb erkân, sükutu lisan, mü’mine nişan” (Düzgün oturun, konuşmayın ve barışık olduğunuza dair niyazlaşın anlamındadır).

DEDE. CEM BAŞLAR

Fahri Kainat, Alemlere rahmet Verelim Muhammed Mustafa ve Ehlibeyt’ine Salâvât.”

“Allahümme Salli Âlâ Seyyidinâ Muhammed’in Ve’l Ala Ali Muhammed ve Ehlibeyt.”

İHLAS SURESİ

Esirgeyen Bağışlayan Allah’ın adıyla.

Söyle ki gündüz gece

Tanrı tek. Tanrı Yüce.

O doğmaz, doğurmaz, Kimse ona denk olmaz.

FATİHA SURESİ

Esirgeyen Bağışlayan Allah’ın adıyla.

Hamd evrenler sahibi yüce Allah içindir.

Allah ki acıyandır, koruyandır, sevendir.

Günü gelince ancak,

O’dur hesap soracak.

Tek sana tapan, senden medet umanlarız biz.

Sapıtmışların yoluna düşmekten koru bizi.

Doğru yoldan ayırma bizi. Aman Rabbimiz!

SALAVAT ve SELAMLAMA NO-3

Salat ve Selam Sana Olsun Yâ Muhammed Mustafa.

Salat ve Selam Sana Olsun Ya İmam Aliyyel Murtaza.

Salat ve Selam Sana Olsun Ya Hatice-i Kübra, Fatima-i Zehra.

Salat ve Selam Sana Olsun Yâ İmam Hasan-ı Müçteba.

Salat ve Selam Sana Olsun Yâ İmam Hüseyin-i Deşti Kerbela.

Salat ve Selam Sana Olsun Yâ İmam Zeynel Âba.

Salat ve Selam Sana Olsun Yâ İmam Muhammed Bakır-ı Bekâ.

Salat ve Selam Sana Olsun Yâ İmam Cafer-i Sıtkı Sefâ.

Salat ve Selam Sana Olsun Yâ İmam Musa-i Kâzım-ı Cismi Pak.

Salat ve Selam Sana Olsun Yâ İmam Ali Rıza Şah-ı Horasan.

Salat ve Selam Sana Olsun Yâ İmam Muhammed Taki.

Salat ve Selam Sana Olsun Yâ İmam Şah Ali’yyel Naki.

Salat ve Selam Sana Olsun Yâ İmam Hasan Askeri Gazi.

Salat ve Selam Sana Olsun Yâ İmam Mehdi-i Sahibi Zaman

“Lâ Havle Velâ Kuvvete İllâ Billâhil Ali’yyül Âzim. Sadak Allahül Aliyyül Aziym.”

(Evirip çeviren, kuvvet, kudret sahibi olan ancak Allah’tır.) “Hadis

HİZMETÇİLERİ DAVEY

On iki hizmet görev deyişi (zakir tarafından) okunur:

ON İKİ HİZMET BEYTİ NO- 4

Hakk’tan bize nida geldi Gelin gidelim tarikata

Pirim sana haber olsun Kulak verin marifete

Şahtan bize name geldi Talip girmiş hakikate

Rehberime haber olsun Tarıkçıya haber olsun.

Hak kuluna eyler nazar Mümini çektiler dara

Dört kalıptan adem dizer Münkiri sürdüler zindana

Kalleş gelmiş cemi bozar Hizmet geldi tezekkâra

Gözcü sana haber olsun Tezekkâra haber olsun.

Bu yola giden hacılar Bu yola giden hacılar

Kırklar güruh-u Naciler Kırklar güruh-u Naciler

Cem kilidi kapıcılar Müminler Müslim bacılar

Kapıcıya haber olsun. Peyik sana haber olsun

Mümin yolun yakın ister Yola gider haslar hası

Münkirlerden sakın ister Giymiş hakikat libası

Delil yanmaz yağın ister Doldur ver bir engür tası

Çerağcıya haber olsun. Sakkacıya haber olsun.

Mümini çekti meydana Zakirin zikri saz ile

Münkiri sürdü zindana Kuran okur avaz ile

Tekbir verildi kurbana Mümin müslim niyaz ile

Kurbancıya haber olsun. Zakir sana haber olsun.

Mümini çektiler dara Şah Hatayi’m varı geldi

Münkiri sürerler nara Varı geldi varı geçti

Hizmet verildi Selman’a Sefil bülbül zara düştü

Süpürgeciye haber olsun. İznikçiye haber olsun.

NO- 5

DEDE ON İKİ HİZMETÇİLERİN DUASINI VERİR

Bismişah Allah Allah!

Hizmetleriniz kabul ola. Muratlarınız hasıl ola.

Vakitler hayrola, Hayırlar fethola, Şerrler defola.

Hazır gaip, zahir, batın cem erenlerinin nur cemalları aşk ola.

Yüce Allah cümlemizi Ehlibeyt’e nail eyleye.

Hizmet sahiplerinin hüsnü himmetleri üzerinizde hazır ve nazır ola.

Hak – Muhammed – Ali utandırmaya.

Cehennem narına yandırmaya.

Oniki İmamlar yardımcınız ola.

Niyet ettik vaktin hayrına, girdik Oniki imam yolunda İmam Cafer kavline.

Kıblegâhımız Muhammed, secdegâhımız Ali,

Pirimiz, üstâdımız Hünkâr Hacı -ı Veli.

Gerçekler demine, evliya keremine, gönüller birliğiyle Hû diyelim. Hû…

Oniki hizmet sahipleri rükuya eğilirler; duası verilir.

DEDE DUA VERİR

Tecellanız, temennanız kabul,

Yüzünüz ak, gönlünüz pak ola.

Yüce Allah da cümlemizin yardımcısı ola.

Gerçeğe Hû.

Secde yapıp niyaz olunur. Oniki hizmet sahipleri görevlerine başlarlar. Post serilir. Görevli duasını yapar:

POST GÖREVLİSİ NO- 6

Bismişah Allah Allah!

Cem birliğine, sohbet sırlığına, evliya keremine, uğur açıklığına, dest post eyvallah Pirim.

DEDE DUASINI VERİR

Bismişah Allah Allah!

Erenler postu geldi.

Hizmetler yerin aldı.

Mümin müslim ikrar verdi.

İkrarınızda daim olasınız.

Hakk didarın göresiniz.

Post sahiplerinin himmet ve hidayetleri üzerinizde hazır ve nazır ola.

Gerçeğe Hû.

TEZEKKAR GÖREVLİSİ

“Bismişah Allah Allah!

Mânayı marifet, sırrı hakikat, geldi hizmeti Muhammed. Sükut et ey cemaat.”

(Üç kere tekrarlar ve her söyleyişte “Allah – Muhammed – Ya Ali” diyerek leğene üç kere su damlatır.)

Dedenin önüne kadar gelerek dara durur ve görevli şu duayı okur:

Bismişah Alah Allah!

Ben Gulâm-ı Kamberiyem.

Etmezem Adülerden hayf.

Pirimiz, Üstadımız Kırklar Meydanında Selman-ı Pak. Ber Cemali Muhammed, Kemal-i İmam Hasan, İmam Hüseyin, İmam Ali’yi Pir Bilip Verelim Muhammed Mustafa ve Ehlibeyt’ine Salavat.

GÖREVLİ GÖREVİ BİTİNCE DUSSINI OKUR

Bismişah Allah Allah!

Haydar’ın Râhında tenim oldu pak.

Yüzüm sürüp dergâhına eyledim hak.

Kırklar Meydanında Pirimiz, Üstâdımız İbriktar Selman-ı Pak. Şeyenlillah, Allah Eyvallah nefes pirdedir.

NO- 7

DEDE TEZEKKAR HİZMETİN DUASINI VERİR

Bismişah Allah Allah!

Hüda Hakk’ına kabul et, hizmetimizi ey Şah.

Bi hakkı Murtaza ve Ali Dergâhına,

Hüseyni Kerbela nuru Hakk’ı için,

Bu dergâhtan ayırma ey Gani Şah.

Erenlerden haklı hayırlı himmet, şeyenlillah

Allah Eyvallah, Gerçeğe Hû.

ÇERAĞ HİZMETLİSİ GELİR

Esirgeyen Bağışlayan Allah’ın Adıyla.

Tanrı, göklerin, ve yerin Nuru-dur. Onun nurun örneği, içinde çerağ bulunan bir kandile benzer. Kandil, bir sırça içerisindendir. Sırça inciden bir yıldız gibidir ki, Doğuya da Batıya da nispeti olmayan bereketli bir zeytin ağacından yakılır. Bu ağacın yağı, neredeyse ateş dokunmasa bile ışık saçar. Nur üzerine Nurdur o. Allah, dilediğini kendi Nuruna kılavuzlar. Allah insanlara örnekler verir. Allah, her şeyi bilmektedir. (Nur, 35)

“Bu ışık Allah’ın yüksek tutulmasına ve içlerinde adının anılmasına izin verildiği evlerde yakılır. Onlar buralarda sabah akşam onu tesbih Ederler.” (Nur, 36)

ÇERAĞÇI ÇERAĞ DUSINI OKUR

Çerağı ruşen, Fahri dervişan, Zuhuru iman, Himmeti piran,

Piri Horasan, Küşad-ı meydan, Kuvve-i Abdalan, Kanuni evliya,

Verelim Muhammed Mustafa ve Ehlibeyt’ine Salavat.

(Salavatı bütün cemaat verir.)

NO- 8

ÇERAĞCI DEVAM EDER

Bismillâhirrahmanirrahim.

Lâ Feta İllâ Ali, Lâ Seyfe İllâ Zülfikar.

Yaratanın nuru aşkına; Ya Allah… Ya Allah… Ya Allah.

Peygamberliğin nuru aşkına; Ya Muhammed… Ya Muhammed… Ya Muhammed.

Velayetin nuru aşkına; Ya Ali… Ya Ali… Ya Ali.

Çün Çerağı uyandırdık Fahr Hüdanın aşkına.

Seyyid-ül Kevneyn Muhammed Mustafa’nın aşkına.

Saki-i Kevser Ali’yyül Murtaza’nın aşkına.

Hem Hatice-i Fatima Hayrün Nisanın aşkına.

Şah Hasan, Hulki Rıza, Hem Şah Hüseyn-i Kerbela.

Ol İmam-ı Etkıya Zeynel Abanın aşkına.

Hem Muhammed Bakır Ol Kim Nesli Pak-i Murtaza.

Cafer-üs Sadık İmam-ı Rehmüna’nın aşkına.

Musa-i Kâzım Serfiraz-ı Ehl-i Hak.

Hem Ali Musa Rızayı Sabiran’ın aşkına.

Şah Taki ve Bâ Naki Hem Hasan-ül Askeri,

Ol Muhammed Mehdi-i Sahibi Liva’nın aşkına.

Pirimiz, Üstadımız Hünkâr Hacı i Veli’nin aşkına.

Haşredek yanan yakılan Aşıkanın aşkına.

Allah Eyvallah, Hû…

NO-9

ZAKİRCİ SAZI İLE SÖYLER

Hata ettim Hüda yaktı delili

Muhammed Mustafa yaktı delili

Ol Ali Abâ’dan Haydar-ı Kerrar

Ali’yyül Murtaza yaktı delili

Hatice-Tül Kübra Fatima Zehra

Ol Hayrün Nisa yaktı delili

Hasan’ın aşkına girdim meydana

Hüseyn-i Kerbela yaktı delili

İmam Zeynel, İmam Bakır-ı Cafer

Kâzım Musa Rıza yaktı delili

Muhammed Taki’den hem Ali Naki

Hasan-ül Askeri yaktı delili

Muhammed Mehdiyi Ol Sahib-zaman

Eşiğinde Ayet yaktı delili

Bilirim Günahım hadden aşubdur

Hünkâr-ı Evliya yaktı delili

Oniki İmamdır bu nur Hatayi

Şir-i Yezdan Ali yaktı delili

NO- 10

DEDE ÇERAĞCININ DUADINI VERİR

Bismişah Allah Allah!

Allah’tan bize ulaşan çerağımız sonsuza dek kılavuzumuz olsun!

Çerağımız yansın yakılsın, Allah’ın nuru aşkına!

Çerağımız yansın yakılsın, Peygamberliğin nuru aşkına!

Çerağımız yansın yakılsın, velâyetin nuru aşkına!

Çerağımız yansın yakılsın, Ehlibeyt’in nuru aşkına!

Çerağımız yansın yakılsın, Pir Hünkâr Hacı i Veli Aşkına!

Çerağımız yansın yakılsın, yolumuz, birliğimiz, dirliğimiz ve ülkemizin aydınlığı aşkına!

Allah Allah!

Yarab! Bizleri ilâhi nurundan feyz alan kullarından eyle.

Peygamberlerin, Ehlibeyt’in, velilerin ilmini yol göstericimiz eyle.

Çerağ gibi ışık vermemizi, nurundan nasiplenmemizi mazhar eyle.

Mum gibi Hakk aşkına eriyip insanlığa ışık saçanlardan eyle.

Yoluna hizmet edenleri himmetlerinden mahrum eyleme.

Sonsuza dek bu çerağ yolumuzun ve yaşantımızın ışığı ola.

Yüce Allah da cümlenizin yardımcısı ola. Gerçeğe Hû.

SÜPÜRGECİ HİZMETİ

Bismişah Allah Allah!

Üç bacı idik, Gürüh-u Naci idik, Kırklar Ceminde süpürgeci idik. Süpürgeyi süpürdü Selman, körolsun Yezidi Mervan, zuhura gelsin Mehdiyi sahibi zaman. Allah Eyvallah, nefes pirimdedir.

DEDE SÜPÜRGECİ DUASINI VERİR

Bismişah Allah Allah!

Sahibi Selman, Mülkü Süleyman, Cennette Rıdvan, Carımıza Yetişsin Şah-ı Merdan.

Hayır hizmetleriniz kabul, muratlarınız hasıl ola. İsteğinizi dileğinizi Hakk – Muhammed – Ali vere. Gerçeğe Hû!

DEDE GELEN LOMALARA (Aiyazlara) toplu dua verir.

GÜZCÜ DARA DURUR DUASINI YAPAR NO-11

Bismişah Allah Allah!

Allah’tan ola hidâyet.

Muhammed Mustafa’dan ola şefaat.

Ali’yyel Murtaza’dan ola himmet.

Pirimiz, üstâdımız Gözcü Karaca Ahmet.

Allah Eyvallah, nefes pirdedir.

DEDE GÖZCÜNÜN DUASINI VERİR

Bismişah Allah Allah!

Hizmetiniz kabul, muradınız hasıl ola.

İsteğinizi, dileğinizi Hakk – Muhammed – Ali vere.

Gözcü Karaca Ahmet Sultanin himmetleri üzerinizde Hazır ve nazır ola. Gerçeğe Hû!.

DEDE TÜBE DUASINI OKUR

Esirgeyen Bağışlayan Allah’ın Adıyla. ,

“Ey iman edenler! etkili öğüt veren bir tövbe İle Allah’a yönelin. Umulur ki Rabbiniz, çirkinliklerinizi ve günahlarınızı örter ve sizi altından ırmaklar akan cennetlere yerleştirir.

O gün Allah, peygamberi ve onunla birlikte inananları utandırmayacaktır. Onların ışığı önlerinden ve sağ yanlarından

koşup gelir. Şöyle derler; “Ey Rabbimiz! ışığımızı tamamla ve bizi bağışla! sen her şeye kadirsin. her şeye gücün yeter. (Tahrim,Ayet-8

Eksikliklerimize tövbeler olsun; Tövbe Günahla-rımıza Estağfirullah, Estağfirullah, Estağfirullah.

Allahümme Yarabbi! Benlikten, yaramazlıktan, kibri hasetten, gönlümüzle, gözümüzle, kalbimizle, dilimizle, cemi azalarımızla yapmış olduğumuz günahların cümlesine, tövbe günahlarımıza estağfirullah, estağfirullah, estağfirullah.

Tövbe ettik, pişman olduk, döndük senin ululuğuna, yü-celiğine, rahmetine ve birliğine sığındık. Her türlü gazayı, belayı, acıyı, afeti, tufanı, gamı, gaseveti def etmeye, günahları affetmeye kadirsin. Af eyle ey Yüce Allah’ım.

NO-12

Merhametin sonsuzluğuna sığınarak, kul beşerdir hata işler, sultan olan da bağışlar niyetiyle, özümüzü dara çekip, tövbe edip sana yalvarıyoruz.

Tövbe günahlarımıza estağfirullah, estağfirullah, estağfirullah.

Bismişah Allah Allah!

Gece gündüz hata etmektir işimiz.

Tövbe günahlarımıza estağfirullah (3 kez hep birlikte

Muhammed Ali’ye bağlıdır başımız. tekrar edilir.)

Tövbe günahlarımıza estağfirullah

Hasan Hüseyin sır içinde sır ise,

İmam Zeynel nur içinde nur ise,

Özümüzde kibir benlik var ise,

Tövbe günahlarımıza estağfirullah.

Muhammed Bakır’ın izinden çıkma,

Yükün Cafer’den tut gayriye bakma,

Hatıra değip gönüller yıkma,

Tövbe günahlarımıza estağfirullah.

Benim sevdiceğim Musa-i Kâzım,

İmam Rıza’ya bağlıdır özüm,

Eksiklik noksanlık hep kusur bizim,

Tövbe günahlarımıza estağfirullah.

Muhammed Taki İle varalım şaha,

Ali Naki emeğimizi vermeye zaya,

Ettiğimiz kem işlere bed huya,

Tövbe günahlarımıza estağfirullah.

Hasan Askerinin gülleri bite,

Mehdi gönlümüzün gamını ata,

Ettiğimiz yalan gova gıybete,

Tövbe günahlarımıza estağfirullah.

Şah Hatayi’m eder Bağdat Basra,

Kaldık zamaneye böyle asra,

Yâ Ali Kerem kânisin kalma kusura,

Tövbe günahlarımıza estağfirullah.

NAD-İ ALİ NO-13

Bismillahirrahmanirrahim..

Nad-ı Ali’yyen mazharul acaib

teciduhu avnen leke fin nevaib

li külli hemmin ve gammın seyenceli

Ve bi nuru azametike Yâ Allah..Yâ Allah..Yâ Allah..

Ve bi nuru nübüvvetike

Yâ Muhammed… Yâ Muhammed.. Yâ Muhammed..

Ve bi nuru velâyetike Yâ Ali.. Yâ Ali.. Yâ Ali..

Edrikni Yâ Fatima.. Yâ Fatıma.. Yâ Fatıma

Edrikni Yâ Hasan.. Yâ Hasan.. Yâ Hasan..

Edrikni Yâ Hüseyin.. Yâ Hüseyin.. Yâ Hüseyin..

Edrikni.. Edrikni.. Edrikni..

Lâ feta illâ Ali. Lâ seyfe illâ Zülfikar..

Lâ gaza illâ gaza, el murtaza bil iktidar

her gaza ve bela nerden gelirse defeyle yâ perverdigâr.

Münkirin boynundan gitmesin tığ ile teber.

Lâ fetâ illâ Ali, lâ seyfe illâ Zülfikar..

Cem birliğiyle tüm cemaat secdeye eğilirler. Dede secde (Gülbank) duasını verir;

İlahi Yarabbi!

Sevgileri ve yücelikleri üzerimize vacip olan Muhammed ,Ali hürmetine cümle insanlığa yardım eyle…

İlahi Yarabbi!

Bu okunan Nâd-i Ali duasının azameti, fazileti, mucizatı, kerameti, hikmeti ve hürmeti hakkı için; şu anda başını secdeye koymuş ve teslim olmuş canların, dualarını kabul eyle.

Bizlerin de gönüllerimizi ve düşüncelerimizi nurlandırıp, aydınlatarak ilahi nurundan feyz almamızı nasip eyle.

Zor ve sıkıntılı anlarımızda, o olağanüstü hallerin sahibi ve hakk’ın kudret sırrı, İmam Ali’nin Velayeti hakkı hürmeti için dualarımızı kabul eyle.

NO- 14

DEDE DUA VERİR 1- Birinci secde.

Bismişah Allah Allah!

Vakitler hayrola. Hayırlar feth ola. Şerler def ola. Müminler şad ola.

Hakk – Muhammed – Ali gözcümüz, yardımcımız, bekçimiz ola.

Oniki İmamlar, On Dört Masumu Paklar, On Yedi Kemerbest efendilerimiz katarından, didarından ayırmaya.

Üçlerin, Beşlerin, Yedilerin, Kırkların ve Rica-ül Gayp Erenlerinin, Kutb-ül Aktab Efendilerimizin hayır himmetleri üzerimizde hazır ve nazır ola.

Yüce Allah dertlerimize dermen, hastalarımıza Şifa ihsan eyleye. Bizleri dermansız dertlerden, görünür, görünmez afetlerden saklayıp koruya.

Geçmişlerimize râhmet eyleye.

Yüce Allah yurdumuzu, ulusumuzu, varlığımızı, birliğimizi, dirliğimizi sonsuz eyleye. Ordumuzun kılıcını keskin, sözünü üstün eyleye.

Dualarımızı dergâh-ı izzetinde kabul eyleye.

Duası bizden, kabulü Allah’tan ola.

Gerçeğe Hû.

ZAKİRLER Düvaz İmama başlar.

NO-15

BİRİNCİ DÜVAZİMAM

İkinci Düvazimam

Muhammed Mustafa Ey Şah-ı Merdan

Ali’yyel Murtaza sana sığındım.

Hatice Fatıma, Hasan Mücteba

Hüseyin’i Kerbela sana sığındım.

İmam Zeynel İle Muhammed Bakır

Cennet Bahçesinde Bülbüller Şakır

Cafer’i Sadık’a Erdik Çok Şükür

Kâzım, Musa, Rıza Sana Sığındım.

Muhammed Taki’ye Ver Bir Salavat

Ali’yyel Naki’den Umarız İmdat

Hasan Al Asker’i Elaman Mürvet

Mehdi Sahip Liva Sana Sığındım.

On Dört Masumu Pak Güruhu Naci

On Yedi Kemerbest derdim İlacı

Pirim Hacı Bektaş Serimin Tacı

Hünkâr’ı Evliya Sana Sığındım.

Virdi Derviş Senin Kulun Kurbanın

Yarın Arasatta Ulu Divanın

Senin Mücrimlere Çoktur İhsanın

Pirim Süca Baba Sana Sığındım.

NO-16

İKİNCİ DÜVAZİMAM

Medet Allah, ya Muhammed, yâ Ali!

Bizi dergâhından mahrum eyleme

Pirim Hünkâr Hacı -ı Veli

Bizi dergâhından mahrum eyleme.

Ademi Safiyullah atam hakkı için

Muhammed Mustafa Hatem hakkı için

Eyyüb’e Verdiğin sitem hakkı için

Bizi dergâhından mahrum eyleme.

Hasan’ın aşkına çekelim zarı

Şah Hüseyin dinimizin serveri

Âlemin nurusun Cenab-ı bari

Bizi dergâhından mahrum eyleme.

Zeynel’in canına kıldılar ceza

Muhammed Bakır’dır sırrı Murtaza

İmam Cafer, Kâzım, Musa-i Rıza

Bizi dergâhından mahrum eyleme.

Derviş Muhammed’im Ey Gani Kadir!

Taki, Naki, Asker Rehnumanımdır,

Muhammed Mehdiye niyazım budur

Bizi dergâhından mahrum eyleme.

No- 17

DEDE SECDE DUASINI VERİR 2-İkinci secde

Bismişah Allah Allah!

Hayırlar tümden feth olsun.

Günahlar hepten def olsun.

Ya Rabbim! bağışla bizi.

Bezm-i elest ikrarına bağışla.

Künt-ü Kenzine bağışla bizi.

Ulu Divan hakkı için bağışla.

Nimetin vahdetin için bağışla.

Kudretinle rahmetinle bağışla.

Kemaline, cemaline bağışla.

Resul, Nebi, Veli hakkı için bağışla.

Ahmet’i Muhtar için bağışla.

Ali’yyül Murtaza için bağışla.

Ehlibeyt ve nesli için bağışla.

Üçler, Beşler, Yediler hakkı için bağışla.

Onikiler, Kırklar hakkı için bağışla.

Masum-u Pak hürmetine bağışla.

On Yedi Kemerbest hakkı için bağışla.

Hüseyn-i Kerbela acısına bağışla.

Şüheda Hakkı İçin Bağışla.

Katarın Didarın hakkı için bağışla.

Mürşit, Pir, Rehber hakkı için bağışla.

Hızır Aşkına, hazır aşkına bağışla.

Aşk İçin, muhabbet için bağışla.

Hikmet için, hizmet için bağışla.

Dua, şükür, kerem aşkına bağışla.

Kuran hakkı derman için bağışla.

Ber Cemalı Muhammed Mustafa için bağışla.

Ber Kemalı İmam Hasan, İmam Hüseyin için bağışla. .

Gerçeğin demi için bağışla.

Duası bizden, kabulü Allah’tan ola. Gerçeğe Hû.

NO-18

ZAKİRCİ TEVİD OKUMAYA BAŞLAR.

TEVHİD 1

Medet Ey Allah’ım medet

Gel dertlere derman eyle

Yetiş Yâ Ali Muhammed

Gel dertlere derman eyle.

Allah Allah, Allah Allah!

Allah Allah, Allah Allah!

Hasan, Hüseyin aşkına

Yardım ederler düşküne

İmam Zeynel’in aşkına

Gel dertlere derman eyle.

Allah Allah, Allah Allah!

Allah Allah, Allah Allah!

İmam Bakır’ın katına

Cafer’in ilmi zatına

Musa, Rıza hürmetine

Gel dertlere derman eyle.

Allah Allah, Allah Allah!

Allah Allah, Allah Allah!

Şah Taki’nin hem Naki’nin

İmam Hasan-ül Askeri’nin

Yargılamak senin şanın

Gel dertlere derman eyle.

Allah Allah, Allah Allah!

Allah Allah, Allah Allah!

Gelip Hak’tan dilek dile

Mehdi sahip zaman gele

Dedemoğlu secde kıla

Gel dertlere derman eyle.

TEVHİD 2 NO- 19

Muhammed’i candan sev ki,

Ali’ye Selman olasın.

Ehlibeyt’e gönül ver ki

Ali’ye Selman olasın.

Allah Allah, Allah Allah!

Allah Allah, Allah Allah! (nakarat)

Muhammed’i hazır bil ki

Canı Hakk’a nazır bil ki

Her gördüğün Hızır bil ki

Ali’ye Selman olasın. (nakarat)

Muhammed’e gönül kat ki

Ceht edip rehbere yet ki

Bir gerçekten etek tut ki

Ali’ye Selman olasın. (nakarat)

Hasan ile girdim ceme

Hüseyin sırrını deme

Musahipsiz lokma yeme

Ali’ye Selman olasın. (nakarat)

Zeynel Bakır, Cafer, Kâzım

Rıza’ya bağlıdır özüm

Hatırın kırma şahbazın

Ali’ye Selman olasın. (nakarat)

Taki’ye, Naki’ye eriş

Askeri’de biter her iş

Mehdi’nin sırrına karış

Ali’ye Selman olasın. (nakarat)

Şah Hatayi’m özün ırma

Gerçekler gönlünü kırma

Her Ademe sırrın verme

Ali’ye Selman olasın. (nakarat)

SECDEYE varılır ve dede secde(Gülbang) duasını verir;

NO-20

DEDE SECDE DUASINI VERİR 3- Üçüncü secde.

Ey ilahi!

Ey Evvellerin evveli, ahirlerin ahiri!

İlahi yarab, ilah sensin, mabut sensin, Aliyy sensin, cömertlerin cömerdi, yücelerin yücesisin.. Azimsin, kerimsin… Senden başka tapılacak mabut yoktur.

Bin bir ismin yüzü suyu hürmeti hakkı için yardımlarını bizlerden esirgeme ya Rabbi!

Bedbahtlıklara yol açan hatalarımızı iyiliğe çevir ya Rabbi!

Bereket ve nimetlerinle bizleri ödüllendir ya Rabbi!

Alemlerin rahmeti Hz. Muhammed Mustafa’nın ve Ehlibeyt’inin şefaatlerine bizleri nail eyle ya Rabbi!

Veballerimizi ve eksikliklerimizi Muhammed Ali dergâhında sırrı Kerbela hakkı için bağışla ya Rabbi!

Analar anası cennet seyyidesi Hz. Fatima-tüz Zehranın, güzellikler ve iyilikler abideleri olan evlatları İmam Hasan, İmam Hüseyin ve Kerbela’nın yüz akı Hz. Zeynep’in yüzü suyu hürmetine bizleri onların dostlarından ve izleyicilerinden eyle ya Rabbi!

Bizlerin hayat ve yaşantılarını Hüseyn-i hayat eyle ya Rabbi!

Şuanda yüzümüz yerde, özümüz darda, Allah- Allah diyen dillerin, mesrur olan gönüllerin hakkı hürmetine cümle alemlere yardım eyle ya Rabbi!

Dualarımızı ve ibadetlerimizi tüm insanlığın huzuru, mutluluğu ve esenliği için vesile kıldık kabul eyle ya Rabbi!

Duası Bizden Kabulü Allah’tan Ola. Gerçeğe Hû.

(Secdeden sonra zakir 3. tevhidi cemaatle birlikte söyler.)

TEVHİD 3 NO- 21

Şu aleme nur doğdu / Lâ İlâhe İllâllah

Muhammed doğduğu gece / Lâ İlâhe İllâllah

Yeşil kandilden nur indi / Lâ İlâhe İllâllah

Muhammed doğduğu gece / Lâ İlâhe İllâllah

Hak Lâ İlâhe İllâllah—– İllâllâh Şah İllâllah

Lâ İlâhe İllâllah— İllâllah Şah İllâllah

Sen Ali’msin Güzel Şah Şahım Eyvallah Eyvallah

Huri kızların hepisi / Lâ İlâhe İllâllah

Muhammed dinin tapusu / Lâ İlâhe İllâllah

Açıldı cennet kapısı / Lâ İlâhe İllâllah

Muhammed doğduğu gece / Lâ İlâhe İllâllah

Nakarat

Muhammed anadan düştü / Lâ İlâhe İllâllah

Kafirlerin aklı şaştı / Lâ İlâhe İllâllah

Bin bir putlar yere geçti / Lâ İlâhe İllâllah

Muhammed doğduğu gece / Lâ İlâhe İllâllah

Nakarat

Huri kızları geldiler / Lâ İlâhe İllâllah

Muhammed dinin sordular / Lâ İlâhe İllâllah

Nurdan kundağa sardılar / Lâ İlâhe İllâllah

Muhammed doğduğu gece / Lâ İlâhe İllâllah

Nakarat

Muhammed kalktı oturdu / Lâ İlâhe İllâllah

Alemi nura batırdı / Lâ İlâhe İllâllah

Yer gök salavat getirdi / Lâ İlâhe İllâllah

Muhammed doğduğu gece / Lâ İlâhe İllâllah

Nakarat

Şah Hatayi’m ey kardaşlar / Lâ İlâhe İllâllah

Güzel olur hep bu işler / Lâ İlâhe İllâllah

Secdeye indi hep başlar / Lâ İlâhe İllâllah

Muhammed doğduğu gece / Lâ İlâhe İllâllah

DEDE, Secde gülbankını verir:

NO- 22

DEDE SECDE DUASINI VERİR. 4- Dürdüncü secde

Bismişah Allah Allah.

İlahi Yâ rabbi!

faziletin, şefkatın, rahmetin, doksan dokuz Esma’ül- Hüsna’nın hürmeti hakkı için, secdeye başını koyup, varlığını varlığında yok eden canları rahmetin ve kereminle lütfuna mazhar eyle.

İlahi Yâ rabbi!

Arş yüzünde olan cümle meleklerin ve onların ulularının ettikleri ibadetler ve yapmış oldukları hizmetlerin hakkı hürmetine bizlere, ailemize, ülkemize ve tüm insanlığa yardımlarını esirgeme.

İlâhi Yâ rabbi!

Peygamberlerin evveli Adem (A. S) ve keremler sahibi Hz. Muhammed Mustafa arasında geçen yüz yirmi dört bin peygamberin, cümle nebilerin, cümle velilerin, cümle evliyaların, Kerbela’da şehit olan 73 şühedanın, aşıkların, sadıkların, erenlerin kerametleri, ta’at ve ibadetleri, gözyaşları Hakk’ı hürmetine gönüllerimiz deki muratlarımıza vasıl eyle.

İlâhi Yâ rabbi!

Tevhidimiz oldu tamam, yardımcımız Oniki İmam. ibadetlerimiz kabul, muratlarımız hasıl ola. Yüce Allah, zikirlerimizi dünyada dilimizden kesmeye, Ehlibeyt’in katarından ayırmaya. Duası bizden, inayet imam Ali’den, şefaat Muhammed Mustafa’dan, kabulü de Allah’tan ola. Gerçeğe Hû!

ZAKİRCİ MİR-AC-LAMAYI OKUMAYA BAŞLAR.

ZAKİRCİ“Mir’ac”lamayı okumaya başlar. NO- 23

Geldi çağırdı Cebrail

Hak Muhammed Mustafa’ya

Hak seni Mirac’a okur

Dâvete Kadir Hüdaya.

Evvel emânet budur ki

Piri, rehberi tutasın

Kadim erkâna yatasın

Tariki müstakiyme.

Muhamed sükuta vardı

Vardı Hakk’ı zikreyledi

Şimdi senden el tutayım (Cemaat el tutuşacak)

Hak buyurdu vedduha.

Muhammedin belin bağladı (Cemaat bel bağlayacak)

Anda ahir Cebrail

İki gönül bir oluben

Hep yürüdüler dergâha.

Gördü bir biçare derviş

Hemen yutmak diledi

Ali yanımda olaydı

Dayanırdım ol Şahıma.

Gel benim sırr-ı devletlim

Sana tabiyim ey habibim

Eğiliben secde kıldı ( Cemaat secde kılacak )

Eşiği kıblegâhına. Doksan bin kelam danıştı

İki cihan dostu dostuna

Tevhidi armağan verdi

Yeryüzündeki insana DEVAM EDER

Muhammed ayağa kalktı (Tüm cemaat ayağa kalkar) NO- 24

Hep ümmetini diledi

Ümmetine rahmet olsun (Üç kere tekrar edilir)

Anda dedi kibriya.

Eğiliben secde kıldı (Secde kılınacak)

Hoşkal sultanım dedi

Kalkıp evine giderken

Yol uğrattı kırklara. (bu dörtlük iki kere okunacak)

Vardı kırklar makamına

Oturuben oldu sakin (Edeb – Erkân oturulacak)

Cümleside secde kıldı (Secde kılınacak)

Hazreti Emrullaha.

SEMAHA KALKILIR

Muhammed sürdü yüzünü Ol şerbetten biri içti

Hakka teslim etti özünü Cümlesi oldu hayran

Cebrail getirdi üzümü Mümin müslüm üryan büryan

Hasan Hüseyin ol Şaha. Hep girdiler semaha

Canım size kimler derler Cümlesi de el çırpıben

Şahım bize Kırklar derler Dediler ki Allah Allah

Cümleden ulu yolumuz Muhammed-de bile girdi

Eldedir külli varımız. Kırklar ile semaha

Madem size Kırklar derler Muhammed’im coşa geldi

Niçin noksandır biriniz Tacı başında düştü

Selman şeydullaha gitti Kemeri kırk pare oldu

Ondandır eksik birimiz. Hepsi sardı kırklara

Selman şeydullahtan geldi Evveli sen ahiri sen

Hü deyip içeri girdi Zahiri sen batını sen

Bir üzüm tanesini koydu Cümle sırlar sana ayan

Selmanın keşkullahına. Dedi Şah-ı Evliya

ŞAH Hatayi-m vakıf oldum— Hakkı inandıramadım

Ben bu sırın ötesine — Özü çürük ervaha.

NO-25

DEDE semah duasına başlar:

Bismişah Allah Allah!

Semahlar saf ola. Günahlar af ola. Döndüğünüz çarkı pervazlar Hakk için ola. Hakk için ola, seyir için olmaya. Yardımcınız On iki İmamlar ola. İsteğinizi, dileğinizi

Hakk – Muhammed – Ali vere. Semahınız kırklar semahı ola. Semahı bizlere bağışlayan Muhammed Mustafa’nın şefaatı üzerimizde hazır ve nazır ola. Gerçeğe Hû!

Semahçılar rükuya durur. Dede duasına devam eder:

DEDE

Bismişah Allah Allah!

Tecellanız, temannanız kabul ola. Hakk’ın dergâhına yazıla. Yüzünüz ak, gönlünüz pak ola. Yüce Allah da cümlenizin yardımcısı ola.

Gerçeğe Hû…

Semahçılar yerine otururlar. Gözcü meydandadır. Yere niyaz olur ve diz üstü oturarak şu duayı verir:

Allah – Muhammed – Yâ Ali.

Dar çeken, didar göre. Didar gören cehennem narı görmeye. Sofular safaya vara.

Tüm cemaat hep birlikte rahat otururlar. Yörelere göre istek semahı yapılır

SIRA- Saka suyunda. Saki suyu temiz sürahiye koyarak bir elinde bardak bir elinde sürahiyi meydanda dara durur ve duasına başlar.

NO- 26

SAKİNİN DUASI

Esirgeyen Bağışlayan Allah’ın adıyla

Bütün canlıları sudan yarattık. (Enbiya 30)

Allah her istediğine şifa verir. (Hadis)

Selamullah Alâ İmam Hüseyin.

Evlâd-ı İmam Hüseyin.

Lütfuna muhtacız eyle ihsan yâ Hüseyin.

Derdimize senden derman eyle derman yâ Hüseyin.

Gayri’ye muhtaç eyleme sevenleri el-aman.

Sen Medet kıl bizlere her vakit yâ Hüseyin.

Sed hezaren lânet olsun ol güruhu dalâle.

Ahd-i bozup şehit kıldılar, onlar seni yâ Hüseyin.

İsmi pakın aşkı için zikredeni koyma zulmette hergiz.

Bermurad et dide-i giryan ile ağlayanı yâ Hüseyin.

İznin ile su tapşırdım aşkına vermek için.

Aşkınla içenlere kıl ab-i hayat yâ Hüseyin.

Ber Cemal-i Muhammed, Ber Kemal-i İmam Hasan, İmam Hüseyin, İmam Ali’yi pir bilip verelim Muhammed Mustafa’ya ve Ehlibeyt’ine salavat. (Cemaat hep birlikte salavat getirir.)

DEDE darda duran sakilere ve cemaata duasını verir:

DEDE NO-27

Bismişah Allah Allah!

Erenler şemile pervana geldim

Baş açık yalın ayak ben divana durdum

Şerha şerha kattım ol tez iktidarım

Derem derem bir yudum su ver

Kerbela’ da Mervanlar elinde şehit olan imamlar aşkına

Saki İmam Hüseyin, cennet mekânı İmam Hüseyin

Oniki İmamlar Hak’ın Sevgili Yâri

Onlar Birlemiştir Haliki Perverdigârı

Susuz Şehit Ettiler Ali Evlâd-ı Ol Hanedânı

Derem Derem Bir Yudum Su Ver

Kerbela’ da Mervanlar elinde şehit olan imamlar aşkına

Saki İmam Hüseyin, cennet mekânı İmam Hüseyin

Onlar Çok Çektiler Mihnet İle Belâyı

Onlara Nasip Eyle Bu Kevser Sülâleyi

Susuz Şehit Ettiler Ali Evlâdı Ol Hanedanı

Derem Derem Bir Yudum Su Ver

Kerbela’ da Mervanlar elinde şehit olan imamlar aşkına

Saki İmam Hüseyin, cennet mekânı İmam Hüseyin

Şah Muhammed Şah Ali’dir Şahımız

Şah Hüseyin’e Kurban Olsun Canımız

Erenler Dergâhı Bizim Dergâhımız

Derem Derem Bir Yudum Su Ver

Şah Hatayi’m Yana Yana Yürek Döndü Bir Yana

Lânet Okuyalım Yezit Oğlu Bir Mervan’a

Bir Yudum Su Vermediler Ali Oğlu Ol Hanedâna

Derem Derem Bir Yudum Su Ver

Kerbela’ da Mervanlar elinde şehit olan imamlar aşkına

Saki İmam Hüseyin, cennet mekânı İmam Hüseyin

DEDE Devamla: NO- 28

Selâmullah Yâ Hüseyin, Selâmullah Yâ Hüseyin,

Selâmullah Yâ Hüseyin.

Ahmet’i Muhtar Aşkına

Sadık’ı Sıtkı Selman-ı Pak Aşkına

İmam Ali’yyel Murtaza Aşkına

İmam Hüseyn-i Kerbela Aşkına

Sakkahüm Yâ İmam Hasan, Sakkahüm Yâ İmam Hüseyin

Kıl Şefaat Katresi Düşene Yâ Hüseyin

Yardım Eyle Allah Allah Diyene Yâ Hüseyin

Selamullah Yâ Hüseyin, Selâmullah Yâ Hüseyin,

Selamullah Yâ Hüseyin

Nur Ola Allah

Sır Ola Allah

İçenler Şifa Bula Allah

Derdimize Derman, Hastamıza Şifa Senden Ola Allah

Hazreti İmam Hüseyin’den Gelen Engür Suyu Ola Allah

Gerçeğe Hû…

Sakiler suyu cemaata dağıtırlar. Allah’tan Şifa olsun diye içilir. Görevliler dara durur.

DEDE Görevlilere duasını verir:

Bismişah Allah Allah!

Aşk olsun içene Rahmet olsun göçene

Hazreti İmam Ali ve İmam Hasan’a

Hazreti İmam Hüseyin’i Veliye

Gittiği yer dert görmeye Erenler kerem eyleye

Şeyen Lillâh Allah Eyvallah Gerçeğe Hû

ZAKİR MERSİYE OKUMAYA BAŞLAR…

Bütün cemaat ayağa kalkar el ele tutuşur.

MERSİYE NO- 29

Bu gün matem günü geldi

Ah Hasan’ım vah Hüseyin’im

Senin derdim bağrım deldi

Ah Hasan’ım vah Hüseyin’im

Şehit olmuş Şah-ı Merdan, Şah Hüseyin’im, vah Hüseyin’im

Bizimle gelenler gelsin

Serini meydana koysun

Hüseyin’le şehit olsun

Ah Hasan’ım, vah Hüseyin’im

NAKARAT Bir su verin masum cana

Kerbela-nın ünü yazı Zalim içti kana kana

Yüreğimde çıkmaz sızı Fatma Ana yana yana

Kafir yezit bastı bizi Ah Hasan’ım vah Hüseyin’im

Ah Hasan-ım vah Hüseyin-im

NAKARAT İmam Hüseyin Ata düştü

Kerbela’nın yazıları Atı Medine-ye kaçtı

Şehit düştü gazileri Kafir gelip kanı içti

Fatma Ana kuzuları Ah Hasan-ım vah Hüseyin-im

Ah Hasan’ım, vah Hüseyin’im

NAKARAT Boz bulanık puslu dağlar

Kerbela’nın önü düzdür Virandır bahçeler bağlar

Geceler bana gündüzdür ŞAH Hatayi-m durmaz ağlar

Şah Kerbela’da yalnızdır Ah Hasan’ım, vah Hüseyin’im

Ah Hasan’ım, vah Hüseyin’im

NAKARAT Şehit olmuş Şah-ı Merdan

Gökte yıldız paralandı Şah Hüseyin-im, vah Hüseyin-im

Şehribanu karalandı

Şah Hüseyin yaralandı

Ah Hasan’ım, vah Hüseyin’im

ZAKİR DEVAM EDER NO- 30

MERSİYE

Durdum divanına ellerim bağlı

Yetiş imdadımıza imam Hüseyin

Bu aşkın elinden ciğerim dağlı

Yetiş imdadımıza imam Hüseyin

Macerayı Kerbela’nın bir günü

Mülkümüz şu dünyada fanidir fani

Yetiş Hızır yetiş car günün bugün

Yetiş imdadımıza İmam Hüseyin

Demanı der Kuran Hak Kur’anullah

Sevenin gönlünde gitmiyor billah

Cümlemizin muradın ver Allah Allah

Yetiş imdadımıza İmam Hüseyin

Cemaat ayakta iken oturur ve zakir ara vermeden salavatlara geçer:

Yâ İmam-ı Müttakin Server Muhammed Mustafa’nın Aşkına verelim salavat.

Allah’ümme Salli Âlâ Seyyidina Muhammed’in ve Âlâ Ali Muhammmed ve Ehlibeyt.

Yâ İmam-ı Muttakin Server Muhammed Mustafa’ya ve Ehlibeyt’e verelim salavat.

(Salavat cemaatla birlikte verilir.)

ZAKİR devam-eder.

ZAKİRCİ DEVAM EDER

NO- 31

ZAKİR DEVAM EDER

Çekelim aşkın yayın

Ceme girmesin hayın

Tevhid kararın buldu

Yol erkân yerin aldı

Müminler ah çekip ağladı

Ah Hasan’ım, vah Hüseyin, şah Hüseyin.

Evveli Hû diyelim, Ahırı Hû diyelim

Lanet zalimin canına

Gerçeğe Hû diyelim, Hû…

Hatayi’yim handan gelir

Cesetler de candan gelir

Bu yola meyil verenler

Serin verir serden gelir.

Hatayim uluya gider

Ululardan uluya gider

Gafil olmayın gaziler

Bu yol Şah-ı Merdan’a gider.

Alemlere Rahmet verelim Muhammed Mustafa’ya ve Ehlibeyt’ine salavat. (Zakirle birlikte tüm cemaat salavat verir.)

NO- 32

DEDE SECDE DUASINI VERİR 5- Besinci secde

Bismişah Allah Allah!

Yârabbi! Ellerimizi Açtık, Boynumuzu Büktük, Başımızı Secdeye Koyup Sana Yalvarıyoruz. Dualarımızı Dergâh-ı İzzetinde Kabul Eyle Yârabbi.

Sana Açılan Ellerimizi Boş Çevirme Yârabbi!

Ey Yüce Allah’ım!

Sana hamd olsun ki bizleri sana kul, habibin Muhammed Mustafa’ya ümmet, veli ve vasi olan Ali’yyül Murtaza’ya talip ve soyuna taraf kıldın Yarabbi!

Hatice-i Kübra ve cennet Seyyidesi Fatıma-i Zehra’nın hürmetine, râhmetini bizlerden esirgeme Yarabbi!

Rahman ve rahim olan adın yüzü suyu hürmetine, İmam Hasan ve şehitler Şahı İmam Hüseyin’in sevgisi ile gönüllerimizi nurlandır Yarabbi!

Hüseyin ve Zeynep’in Hakkı hürmetine, bizleri onların dostlarından ve izleyicilerinden eyle Yarabbi!

Bizlerin hayat ve yaşantısını Hüseyni hayat eyle Yarabbi!

Yakınlarım deyip salatı ve sevmeyi bizlere farz kıldığın Ehlibeyt’in ve Oniki İmamların yüzü suyu hürmetine yardımlarını bizlerden esirgeme Yarabbi!

Bereket ve nimetlerinle bizleri ödüllendir Yarabbi!

Merhametinin sonsuzluğuna sığınarak, kul beşerdir hata işler, sultan olan da bağışlar niyetiyle, özümüzü dara çekip, tövbe edip, sana yalvarıyoruz, hatalarımızı Affeyle Yarabbi!

Dualarımızı kabul eyle Yarabbi!

Esma-i Hüsnaların yüzü suyu hürmetine sana sığınanları her türlü kazalardan, belalardan, görünür görünmez afetlerden, acılardan emin Eyle Yarabbi!

Yarabbi, sen evvelsin, ahirsin, zahir ve batınsın, dua edenin duasını kabul edensin.

Alemlere rahmet olarak yarattığın Muhammed Mustafa’nın, masum ve pak olduğuna şahadet ettiğin Ehlibeyt’in yüzü suyu hürmetine,

NO- 33

yurdumuzu, ulusumu-zu, varlığımızı, birliğimizi, dirliğimizi sonsuz eyle Yarabbi!

Ordumuzu denizde, havada, karada muzaffer eyle Yarabbi!

Ülkemizin iç ve dış düşmanlarına fırsat verme Yarabbi!

Hastalarımıza, yolculuk edenlerimize, darda, zorda olan cümle insanlarımıza yardım senden olsun Yarabbi!

Aramızda olmayıp da gönülleri ile aramızda olanların da niyetlerini ve dualarını kabul eyle Yarabbi!

Duası bizden kabulü Allah’tan ola. Gerçeğe Hû…

SÜPÜRGECİLER meydandadır. Dualarını verirler:

Bismişah Allah Allah!

Hüseyni Kerbela için gözlerim yaştır.

Zalimlerin bağrı kara taştır.

Erenler yolunda Ali’yyül Murtaza Baştır

Kırklar meydanı’nda pirimiz üstadımız Seyyidül Farraştır.

Eyvallah Pirim. Nefes Pirimdedir.

DEDE süpürgecilerin duasını verir:

Bismişah Allah Allah!

Hayır hizmetleriniz kabul ola.

Muradınız hasıl ola.

İsteğinizi, dileğinizi Hakk Muhammed Ali vere.

Hizmetlerinizden de şefaat bulasınız. Gerçeğe Hû…

Lokmacılar meydandadır. Elinde lokma dara durarak

duasını verir:

LOKMALAR GELİR NO- 34

Bismişah Allah Allah!

Evvel Allah diyelim. Kadim Allah diyelim.

Geldi Hakk sofrası, Hakk versin biz yiyelim.

Demine Hû diyelim. Allah eyvallah. Nefes pirdedir.

DEDE lokma duasını verir:

Bismişah Allah Allah!

Niyazınız nur ola. Şah zuhur Ola. Yiyene helal, yedirene delil ola. Dertlerimize derman, hastalarımıza şifa Allah’tan ola. Erenler kerem eyleye. Lokmalarınız Hakk dergâhında kabul ola.

Şey’en lillah, Allah eyvallah. Gerçeğe Hû…

Lokmalar eşit olarak herkese dağıtılır. Hizmet (Dağıtım) bittikten sonra hizmetli razılık ister:

Canlar; “Göz nizam el terazi / Herkes oldu mu hakkına razı?” (Üç kez tekrar eder.)

Cemaat: Biz razıyız, Hakk da senden razı olsun.

Lokmacı: Allah da sizlerden razı olsun.

ÇERAĞCI çerağları sır eder (Söndürür) ve şu duayı okur:

Esirgeyen Bağışlayan Allah’ın Adıyla

Yaratanın nuru aşkına; Yâ Allah, Yâ Allah, Yâ Allah.

Peygamberliğin nuru aşkına; Yâ Muhammed, Yâ Muhammed, Yâ Muhammed.

Velayetin nuru aşkına; Yâ Ali, Yâ Ali, Yâ Ali.

DEDE duasını verir:

Bismişah Allah Allah!

Batın oldu çerağı nur-u Ahmet

Zahir oldu şems-i mah-ı Muhammed

Allah Eyvallah. Hû Dost…

NO- 35

POST kaldırılır. DEDE duasını verir:

Bismişah Allah Allah!

Post kadim ola. İnkar yok ola. Burada sorulan ahirette sorulmaya.

Müminler abâd, münâfıklar ıslah ola. Gerçeğe Hü…

Oniki hizmette görev alanların tümü dardadır. (Oniki hizmet sahiplerine toplu dua verilir.) Dede duasını verir:

Bismişah Allah Allah!

Hamdülillah vâsıl-ı didar-ı Hakk olduk bugün.

Külli müşkil hâl olup esrar-ı Hakk olduk bugün.

Bade-i aşk-ı ilâhi şükür nûş kıldık bugün.

Mâsivadan el çekip mest-i ebed olduk bugün.

Ey Yüce Allah’ım!

Senin rızan için yaptığımız ibadetleri, okuduğumuz duvazları, tevhidleri, verdiğimiz gülbankları, döndüğü-müz semahları ve getirilen lokmaları dergâh-ı izzetinde kabul eyle. Yarabi.

Bizleri sevgin ve rahmetinle ödüllendir.

Allah’ım!

Sen, bizleri senden, Hakk – Muhammed – Ali yolundan ve Hakk kitabından, Hakk Resulun Muhammed Mustafa’dan ve onun temiz ve masum Ehlibeyt’inden ayırma.

Bizlere Hakk erenlerinin izinden yürümeyi nasip eyle.

İbadetlerimizi sırrı Kerbela Hakkı için kabul eyle.

Hakk – Muhammed – Ali yoluna hizmet edenlerin de hizmetlerini kabul eyle.

Hizmet sahiplerinin keşfi kerâmetlerini üzerimizde hazır ve nazır eyle. Erenlerden haklı, hayırlı himmet, şey’enlillah,

Allah eyvallah. Gerçeğe Hû…

Oturan, duran, kovsuz, gıybetsiz, sırrı sır ederek evine varana, Hakk – Muhammed – Ali yardımcısı, gözcüsü olsun. Gerçeğe Hû…

Cemaat meydana niyaz ederek edebince ayrılır. Cem bitmiştir.

Bism-i Şah Allah, Allah!..

Yarabbi! Ellerimizi açtık, boynumuzu büktük sana yalvarıyoruz. Dualarımızı dergahı izzetinde kabul eyle. Sana açılan ellerimizi boş çevirme Yarab..

İlahi Yarabbi! Senin rızan için oruç tuttuk, alemlerin rahmeti Muhammed Mustafa’nın ve Ehlibeytin muhabbeti için, matem tuttuk. Oruçlarımızı ve matemimizi kabul eyle Yarab

Rahman ve rahim olan adın yüzü suyu hürmetine, Ehlibeyt sevgisiyle gönüllerimizi nurlandır ve bu sevgiyi yol göstericimiz eyle, onları bizlerden hoşnut eyle. Himmetlerini üzerimizde hazır ve nazır eyle. Cümle insanlığın barışına, dostluğuna, kardeşliğine vesile eyle Yarab.

İlahi Yarabbi! Alemlere rahmet olarak yarattığın ve pak olduğuna şehadet ettiğin Ehlibeytin’in yüzü suyu hürmetine yurdumuzu, ulusumuzu, varlığımızı, birliğimizi, dirliğimizi sonsuz eyle Yarab. Ordumuzu karada, denizde, havada muzaffer, sözünü üstün kılıcını da keskin eyle. Yurdumuzun iç ve dış düşmanlarına fırsat verme.

İlahi Yarabbi!

Ülkemizin bütünlüğü, huzuru ve Hakk yolunda canlarını feda eden; Bedir’den Kerbela’Ya- Kerbela’dan Çanakkale’ye tüm şehitlerimizin ruhlarını şad eyle.

Ülkemizin ulusal kurtuluş savaşının büyük önderi Mustafa Kemal Atatürk’ün ve silah arkadaşlarının ve cephane taşıyan fazilet sembolü olan analarımızın bu vatan için şehit düşen Mehmetçiklerimizin ruhlarını şad eyle Yarab.
İlahi Yarabbi!

Bu mübarek günlerin yüzü suyu hürmetine cümlemizi her türlü kazalardan, belalardan, savaşlardan, afatlardan emin eyle.

Nimet-i Celil, bereketi Halil, Habib-i Hûda Resul-u Kibriya Server-i Enbiya Muhammed Mustafa, Şah-ı Ali’yyel Murtaza, Şehid-i Hüseyin-i Deşti Kerbala hürmetine lokmalarımızı,aşuremizi dergah-ı izzetinde kabul eyle. Duası bizden, kabulü Allah’tan ola.

Aşuremizin ve dualarımızın kabulü için

CENAZE ERKÂNI

Cenaze namazı farz-ı kifayedir. Yani, Müslümanların bir kısmının bu vazifeyi yapmaları halinde, diğer Müslümanların üzerinden bu farz kalkmaktadır.

Ölmek üzere olan bir hastanın yanında bulunanlar hastaya sabırlar dileyerek Allah’a sığınmasını, Allah’tan kendisi hakkında hayırlar dilemesini ve tevbe etmesini telkin ederler. (Hastayı incitmeden, gücendirmeden)

Yanında, hastanın duyacağı kadar sesli olarak Kur’an okunur. tövbe istiğfar edilir. Kelime-i şahadet getirilir. Tevhit ve salâvat-ı şerife okunur. (Hastaya sen de oku denilmez, isterse, hasta kendisi okur.)

Hastanın başında Kur’an okuyan kimse, hastanın duyamayacağı şekilde Yavaş sesle “Ya Rabbel Alemiyn! Bu okuduğum Kur’an hürmetine bu hastaya hayırla, şifalar ihsan eyle. Eğer ömrü tamam olmuşsa, sana dönüşünü kolaylaştır. Ehlibeyt’in aşkı hürmetine kusurlarını af eyle Yarrabi” diye dua eder.

Ölüm olayının gerçekleşmesi anında hastanın başında feryat edip bağırıp çağırarak ağlanmaz. Sakin ve telaşsız bir şekilde hasta yakınlarına sabır dilenip, metanet telkin edilerek merhum için gereken hizmetler yapılır.

Ölüm anından itibaren yapılacak hizmetler şunlardır:

Defin öncesi hizmetler

Çene bağlama, göz kapatma, ayak başparmaklarının bağlanması:

 Nabız kontrol edilir. Öldüğünden emin olunur.

 Eğer yan üzere yatıyorsa sırt üstü yatırılır. Elleri yanlarına uzatılır. (İstenir ve uygun görülürse iç çamaşırları hariç elbisesi soyundurulur)

 Bir eşarp vb. ile çenesi bağlanır.(Çene altından sarılan eşarp, tepesinden bağlanır. Böylece ağzın açık kalması önlenmiş olur.)

 Elle hafifçe aşağı doğru sığınarak göz kapakları kapatılır.

 Ayakları yan yana getirilir, ufak bir bez parçası ile ayak baş parmaklar birbirine bağlanır.

Rahat döşeğine alma

Cenaze bekleyecekse bir MORG ‘a kaldırılır. Morg olmayan yerlerde ise bulunduğu mekandan soğuk bir yere, zemine yatırılır veya soğuk bir odaya alınır. (Elbiseleri çıkarılmadı ise burada çıkarılabilir)

Evde veya köyde ise toprak zemin veya beton ıslatılarak serinletilir. Zemin üzerine bir çarşaf vb. serilir ve cenaze onun üzerine konur. Daha sonra mevtanın üzerine yine ince bir örtü örtülür.

Sıcak mevsimlerde ise plastik torbalara buz konur ve buz torbaları mevtanın midesi ve karnı üzerine, örtünün altına konarak mevtanın soğuk kalması sağlanır.

(Diğer ayrıntılar uygulamalı verileceğinden

Yazılmamıştır.)

CENAZE NAMAZI

Razılık: Yüce Allah buyurur ki: “Ey can! Razı etmiş ve edilmiş olarak dön Rabbine.”

Sizler de aramızdan ayrılarak Hakk’a yürüyen bu canımıza razılık vereceksiniz.

(Razılık alınır)

Ey Cemaat! Aramızdan ayrılıp Hakk’a yürüyen bu canımıza dünya ve ahiret (Uhrevi ve dünyevi) haklarınızı helal ediyor musunuz?

(3 kez sorulur) Cemaat:

Helal olsun! derler.

Hakk – Muhammed – Ali şahadetlerinizi kabul eylesin!

Dede duaya başlar, Cemaat da “Allah Allah” der:

Bismillahirrahmanirrahim.

Elhamdülillâhillezi kalefi kitabihielkerim.
Küllü nefsin zaikatül mevt sümme ileynâ tûrcaun.
Esselatü vesselamü ala seyyidina Muhammedin ellezi kale fi şanihi inneke meyyitüne ve innehüm meyyitüne musıybetün ve ala alihi vesahbihil ecmain
Ellezine iza esabethüm musıybetün kalu innâ lillahi ve innâ ileyhi raciun.

Türkçesi: “Her can, ölümü tadacaktır; sonra bize döndürüleceksiniz.”

Kâinatın yaratıcısı ve sahibi olan, ruhların alıcısı ve rahmeti sonsuz olan yüce Allah!

Sana dönen bu canımızın kusurlarını affeyle.

Suçlarını bağışla ve hatalarını iyiliğe çevir.

Kabrini pür- nur eyle.

Cennetinle, cemalinle sevindir. Makamını cennet konaklarından eyle.

Alemlerin rahmeti Muhammed Mustafa ve Ehlibeytinin şefaatlerine mazhar eyle.

Kevserin sakisi olan Şah-ı Velâyet Ali’yyel Murtaza’nın elinden susuzluğunu gider. İmam Hasan ve şehitler şahı İmam Hüseyin’in sevgisine mazhar eyle.

Pirimiz Hünkar Hacı Bektaş-ı Veli’nin himmetlerine nail eyle.
Hz. Piri kendisinden hoşnut eyle.

Ruhani huzurlarında bulunduğumuz gerçek erenlerin, Hakk velilerinin yüce şefaatleri ile ruhunu şad eyle.

Bizler dahi bu Hakk’a yürüyen can kardeşimizin hali ile hallendiğimizde sonnefesimizde “Lâ ilâhe illâllah, Muhammed’in Resulullah, Ali’yyül veliyullah” diyerek son nefesimizi tamamlamayı nasip eyle. Merhumun geride kalan ev halkına, Yakınlarına, sevenlerine ve gönül dostlarına sabır, sağlık ihsan eyle.

Cümlemizi Güruh-u Naci den, katar-ı Ehlibeytten ayırma Yarab!

Ülkemizin selameti için, dualarımızın kabulü için, özellikle Hakk’a yollayacağımız bu meftanın ruhu için ve Allah rızası için El-Fatiha…
Fatiha okunur ve cenaze namazına başlanır.

CENAZE NAMAZI

Önce cenaze namazına niyet edilir. “NİYET”

Dede cenazenin göğsü hizasında durur ve şöyle der;

ÇAĞRI: ER KİŞİ (veya kadınsa) HATUN KİŞİ NİYETİNE;

Allah rızası için salâta

Hz. Muhammed ve Ehlibeyt için salâvata

Meyyit için duaya

Uyun On İki İmama

Namaza başlanır – (4 TEKBİR)

1–ALLAH’Ü EKBER. (Eller kaldırılır) Birinci Tekbir

“Sübhaneke allahümme ve bi-hamdike ve tebarekesmüke ve teala ceddüke (ve celle senaüke) ve la ilahe gayruk.”

Türkçesi: Allahım! Seni tesbih ve sana hamd ederim. İsmin kutlu şanın yücedir. Senden başka Tanrı yoktur.

2–ALLAH’Ü EKBER. (Eller kaldırılmaz) İkinci Tekbir

a) “Allahümme salli âlâ Muhammed’in ve âlâ âli Muhammed. kemasalleyte alâ İbrahime ve alâ âli İbrahime inneke hamidun mecid.”

Türkçesi: Allah’ım! İbrahim’e ve İbrahim evladına rahmet ettiğin gibi Muhammed’e ve Muhammed evladına da rahmet et. Şüphesiz sen övülmüşsün, yücesin.

b) “Allahümme barik âlâ Muhammedin ve âlâ âli Muhammed. Kema barekte âlâ İbrahime ve âlâ âli İbrahime inneke hamidun mecid.”

Türkçesi: “Allah’ım! İbrahim’e ve İbrahim evladına bereket verdiğin gibi Muhammed’e ve Muhammed evladına da bereket ver. Şüphesiz sen övülmüşsün, yücesin.”

3–ALLAH’Ü EKBER. (Eller kaldırılmaz) Üçüncü Tekbir

a) Allahümmağfir lihayyina ve meyyitina ve şahidina ve gaibina ve zekerina ve ünsana ve sagirina ve kebirina.allahümme men ahyeytehü minna feahyihi alelislam ve men teveffeytehu minna feteveffehu alel’iman ve husse hazel meyyite birrevhi verrahati vel mağrifeti verrıdvan allahümme inkane muhsinen fezid fi ihsanihi ve inneke müsien fetecavez anhü ve lakkıhil’emne vel büşra vel’keramete vezzül’fa birahmetike Ya erhamerrahimin”

Türkçe’si :

“Allah’ım! Bizim dirimizi, ölümüzü, burada bulunanımızı, bulunmayanımızı, küçüğümüzü, büyüğümüzü; küçük günahımızı, büyük günahımızı bağışla.

Allah’ım! İçimizden yaşattıklarını İslam üzere yaşat! Hakk’a yürüyen bu canımızı da iman üzere senin katına gelmeyi nasip eyle. Bu kulunu cennet kokusu ile, esirgemek ile, kendisinden hoşnut olmak ile yarlığa.

Allah’ım! Bu kulun iyilik işlemiş ise ona ödülünü artır, kötülük işlemiş ise onu bağışla. Ona, esirgemekle güvenliği, müjdeyi yüksek mertebeyi ihsan eyle. Ey esirgeyenlerin esirgeyicisi olan Allah!”

b) “BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM”.

Elhamdü lillahi rabbil âlemin. Errahmanir rahim. Maliki yevmid din, İyyake na’büdü ve iyyake nesta’ıyn. İhdinas sıratâl müstakıym. Siratââllezine en’amte aleyhim. Gayril mağdubi aleyhim ve leddââlin.

Türkçesi:

Esirgeyen Bağışlayan Allah’ın adıyla.

Hamd evrenler sahibi yüce Allah içindir.

Allah ki acıyandır, koruyandır, sevendir.

Günü gelince ancak,

O’dur hesap soracak.

Tek sana tapan, senden medet umanlarız biz.

Sapıtmışların yoluna düşmekten koru bizi.

Doğru yoldan ayırma bizi. Aman Rabbimiz!

4–ALLAH’Ü E KBER. (Eller kaldırılmaz) Dördüncü Tekbir

Önce sağa “esselamü aleyküm ve rahmetullah”

Sonra sağa “esselamü aleyküm ve rahmetullah”

Ve “EL FATİHA” denir ve cenaze namazı biter.

(Cenaze yolda giderken ve mezara indirilirken )

“BİSMİLLAHİ VE BİLLAHİ VE ALA MİLLETİ RESULİLLAH”
CENAZE’NİN TOPRAĞA VERİLME ANINDA OKUNACAK DUALAR

Cenaze kabre yaklaştırılır. Yakınlarından iki kişi kabre iner. Cenazeyi alır ve kabrin sağ kıble tarafına yatırılır. Ellerin yanlarda olup olmadığı kontrol edilir. Baş ve ayak tarafındaki bağlar çözülür. Sol omuzu altına bir miktar yumuşak toprak koyarak hafifçe sağ tarafına kıbleye yönlendirilir ve yüzü kıbleye hafifçe çevrilir. Sonra, tuğla, kerpiç veya mertekle (tahta vs) üstü örtülür ve toprak atılmaya başlanır. Toprak atılmasıyla beraber, toprakla örtme işlemi bitinceye kadar, dede veya hoca Kur’an okumaya başlarlar.

Bism-i Şah Allah, Allah!..

Kulyuhyihelllezi en şeehâ evvele merreh, ve hüve bi külli halkın alim. Ellezi ceale leküm mineş şeceril ahdari nâren fe izâ entüm minhü tukıdun. Eveleysellezi halakas semâvâti vel arda bi kadirin alâ en Yahluka mislehüm, belâ ve hüvel hallakul alim. İnnemâ emruhu izâ erade şey’en en yekule lehu kün fe yekün. Fe sübhanellezi biyedihi melekutü külli şey’in ve ileyhi türceun.

Esirgeyen bağışlayan Allah’ın adıyla;

Üzülme Ya Muhammed! Çabaları nafile..

Bir eski mezar görse bir münkir gelir dile

“Bu mu dirilecekmiş? Bir avuç kemik kaldı!”

Hey bir damla pıhtıdan yaratılan zavallı!

Seni öyle var eden, bunu diriltir elbet:

Yeşil ağaçtan kızıl ateş yaratan kuvvet…

Cümle yaratıkları, yeri-göğü var eden?

O, her şeyi yaratan, gören, bilen, bildiren;

Ol deyince olduran, öl deyince öldüren.

Onunla var oldunuz, onunla gerçeksiniz,

Ondan kopup geldiniz, O’ na döneceksiniz.

İhlas Suresi

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

Kul hüvallahü ehad. Allahüssamed. Lem yelid ve lem yûled ve lem yekül lehü küfüven ehad.

Türkçe’si:

Esirgeyen bağışlaYan Allah’ın adıyla;

Söyle ki gündüz gece Tanrı tek Tanrı yüce.

O doğmaz, doğrulmaz, kimse ona denk olmaz.

Felak Suresi:
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

Kul eüzü bi-rabbil-felak. Min şerrima halak. Vemin şerri -ğasikın iza vekab.Ve min şerrin-neffasati fil-ukad. Ve min şerri-hasidin iza hased.

Türkçe:

Esirgeyen bağışlayan Allah’ın adıyla;

Sabah aydınlığını yaratan Rabbe sığın

Umulmayan şerrinden nice yaratıkların

Şerrinden, kötülüğü gizleyen gecelerin;

Şerrinden, dişi sinsi ve kaypak nicelerin;

Şerrinden, kıskançlıkla Yanan hasetçilerin.

Nas Suresi:

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
Kul eüzü bi-rabbin-nasi, melikin-nasi, ilahin-nas. Min şerril-vesvasil- hannas. Elleziy yüves-visü fiy sudûrin-nas. Minel cinneti vennas.

Türkçe’si:

Esirgeyen bağışlayan Allah’ın adıyla;

Tanrı yardımıyla canlar, iz’anlar

Açılıp da dalga dalga insanlar

Doğru yola akın eder görürsen;

Allah’ına şükret, tövbe et ki sen,

Tövbe için bu en uygun zamandır.

Allah günahları bağışlayandır.

Fatiha Suresi

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
Elhamdü lillahi rabbil âlemin. Errahmanir rahim. Maliki yevmid din, İyyake na’büdü ve iyyake nesta’ıyn. İhdinas sıratâl müstakıym. Siratââllezine en’amte aleyhim. Gayril mağdubi aleyhim ve leddââlin.

Türkçe’si

Esirgeyen bağışlayan Allah’ın adıyla;

Hamd, evrenler sahibi yüce Allah içindir;

Allah ki acıyandır, koruyandır, sevendir;

Günü gelince; ancak

O‘dur, hesap soracak…

Tek sana tapan, senden medet umanlarız biz;

Sapıtmışlar yoluna düşmekten koru bizi,

Doğru yoldan ayırma bizi, aman Rabbimiz!

“Tanrı hakimdir, hikmet sahibidir”
DUA

Bismillahirrahmanirrahim.

Elhamdülillâhilleziy kaâle fi kitabihil keriym. Küllü nefsin zaikat’ül mevt ve sümme ileyhi tûrce’ün.

Kâinatın Yaratıcısı ve sahibi olan, ruhların alıcısı ve rahmeti sonsuz olan yüce Allah!

Sana varan bu canımızın kusurlarını affeyle.

Suçlarını bağışla ve hatalarını iyiliğe çevir.

Okuduğumuz Kur’an-ı Kerimin Hakk’ı hürmetine Kabrini pür- nur eyle.

Cennetinle, cemalınla sevindir. Makamını cennet konaklarından eyle.

Alemlerin rahmeti Muhammed Mustafa ve Ehlibeytinin şefaatlarına mazhar eyle.

Kevserin sakisi olan Şah-ı Velâyet Ali’yyel Murtaza’nın elinden susuzluğunu gider. İmam Hasan ve şehitler şahı İmam Hüseyin’in sevgisine mazhar eyle.

Pirimiz Hünkar Hacı Bektaş-ı Veli’nin himmetlerine nail eyle.
Hz. Piri kendisinden hoşnut eyle.

Ruhani huzurlarında bulunduğumuz gerçek erenlerin, Hakk velilerinin yüce şefaatları ile ruhunu şad eyle.

Bizler dahi bu Hakk’a yürüyen can kardeşimizin hali ile hallendiğimizde son nefesimizde “Lâ ilâhe illâllah, Muhammedün Resulullah, Ali’yyün veliyullah” diyerek son nefesimizi tamamlamayı nasip eyle. Merhumun geride kalan ev halkına, Yakınlarına, sevenlerine ve gönül dostlarına sabır, sağlık ihsan eyle.

Cümlemizi Güruh-u Naci den, katar-ı Ehlibeytten ayırma Yarab!

Sübhane rabbike rabbil izzeti ammâ yasifune ve selamün âlel mürselin, vel-hamdülillahi rabbil alemin.
Tüm geçmişlerimizin ve özellikle Hakk’a yollayacağımız canımızın ruhu ve Allah rızasına el- fatiha.

Fatiha okunur……

TALKIN

Bismillah ve billah ve ala milleti Halilullah ve ala ümmeti Habibullah

Allahümme salli ala seyyidina Muhammed’in ve ala ali Muhammed.

Bismillahirrahmanirrahim

Velated’u ma’allahi ilahen ahar, la ilahe illa hû. Küllü şey’in halikün illa vecheh, lehülhükmü ve ileyhi türce’ûn. Külli men aleyha fan, ve yabkaa vechü rabbike zülcelali vel’ikram

Türkçe’si:

Esirgeyen bağışlayan Allah’ın adıyla; Yemin olsun ki Allah’ın adı ile başlıyorum. Ey İbrahim’in milleti ve ey Muhammed’in ümmeti.

Allah’ın selamı efendimiz Muhammed’in ve onun yüce soyunun üzerine olsun.

Esirgeyen Bağışlayan Allah’ın adı ile Allah’tan gayrı mabuda tapma, Ondan başka tapacak yoktur. Allah’ın cemalinden başka her şey helak olur. Hüküm ancak onundur. Siz Ona döneceksiniz. Yeryüzünde her şey fanidir. Azamet ve heybet, nimet ve ikram sahibi olan Allah’ın yüzü bakidir.

“BİSMİLLAHİ VE BİLLAHİ VE ALA MİLLETİ RESULİLLAH”

Ey….?…doğma …..?…. Dünya menzili fanidir, ahret menzili bakidir. Yüce Tanrı’nın hükmü yürüdü, dünya günlerinin sonunda, ahret günlerinin başındasın. Rabbin katında sana, Rabbini, Dinini, Peygamberini, Kitabını, Kıbleni, İmamını sorarlar. Yaşamında inandığın gibi, korkmadan serbestçe söyle ki Rabbim Allah’ tır. Dinim İslam’ dır. Peygamberim Hz. Muhammed’dir. Kitabım Kuran’ dır. Kıblem makamı İbrahim’dir. İmamım Hz. Ali’dir. Ehlibeyt’ in bendesiyim. Onlara inandım. Onlara ikrar verdim. Allah’ a hamd olsun. Onların soyuna salat ve selam olsun

CENAZEDEN SONRA VERİLEN LOKMA DUASI

Bism-i Şah Allah, Allah!..

Elhamdülillah… Elhamdülillah… Elhamdülillah…

Nimeti Celilullah, Bereketi Halilullah, Şefaat eyle Ya Resulullah

Her kim bize verdi taam. Cehennem olsun haram.

Es selatu ve-selam.

Yiyenlere helal ola, yedirenlere delil ola.

Arta bal ola, kazananlar sağ ola.

Bir lokmanız binbir kadayı ve belayı def etmiş ola.

Geçmişlerinizin ruhları şad ola.

Hakk’a yürüyen canımızın da ruhunu şad eyle, yerini cennet eyle ve rahmetinle ödüllendir Yarabbi.

Verdiğiniz lokmalarınızın yüzü suyu hürmetine yüce Allah sizleri her türlü kazadan, beladan , görünür görünmez afatlardan emin eyleye.

Alemlerin Rahmeti Muhammed Mustafa’nın ve Ehlibeyit’inin şefaatları üzerimizde hazır ve nazır ola.

Duası bizden kabulü Allah’tan ola.

Lokmalarımızın kabulü, tüm geçmişlerimizin ruhları ve özellikle Hakk’a uğurladığımız canın ruhu için Allah rızasına

El Fatiha….

SEYYİD NESİMİ (1369 – 1417)

Harf gizemciliğinin kurucusu ve büyük üstat olan Esterebatlı Fazlullah’la tanıştıktan sonra ona duyduğu derin aşk ve muhabbetle kendinden geçmiş, adeta bendine sığmaz bir ırmak gibi taşmıştır. (bende sığar iki cihan, ben bu cihana sığmazam.) Onun bu ruhaniyet’ini şu dizelerinden de anlamak mümkündür: “Derya-yı muhit cuşa geldi, Kevn ile mekan huruşa geldi. Sırr’ı ezel oldu aşikara, arif nice eylesin mudara.” demiştir. Seyit Nesimi “Ey Nesimi, bu gün Tanrı sırlarını yakından bilen kişi sensin. Sen bu sırrın manasını kudret diliyle söylerken sarhoşsun.”Allah aşkı, tüm varlıkların yaratıcı ile beraber bulundukları ezel meclisinde başlamış, alem içindeki akıbet sırrını kavrayan ermişlerde ilahi aşk şarabıyla kendilerinden geçmişleridir. Nesimi “Alemin yaratılan ve yaratan diye ikiye bölünemeyeceğini Allah’ın varlığı içinde eriyip yok olanlar (Fenafillah) Allah’tan başka bir şey görmez gönlünde şüphesi olmayan kişi bilir ki Allah birdir.varlık ancak birdir. Birlik ve benlik ancak tanrıya yaraşır biz, siz, onlar hepsi bir şeydir.sonsuza değin var olan Allah’tır.bu makamda yol ve yolcu birleşir. Enel Hak (hak bende) sözü bu alemde yalnızca bir sestir” Nesimi: “Daim Enel Hak söylerem Hakk’dan çü Mansur olmuşam / Kimdir beni berdar iden bu şehre meşhur olmuşam.” Dizeleriyle inancını dile getirmiştir. Kimi bilgeler, Nesim’i ve benzeri Batıni sufilerin içsel cezbe hallerini şu sembolik anlatımla dile getirirler: “ Aşk vadisine giren gönüller, tanrının sırlarını taşıyamaz hale gelince çaresiz kalırlar, inleyip sızlanırlar. O zaman da gizlenen, gün gibi ortaya çıkar.” Fazlullah’ın kurucusu olduğu hurufiliğe göre, kainatın erişilmez kuvvet ve kudreti olan Allah harflerde ve insanın suretindeki belirgin hatlarda tecelli etmiştir. İnsan yüzünde 1 saç, 2 kaş, 4 kiprik’ten oluşan 7 kıl kümesi vardır. Çocuk anadan bu 7 hat üzeri doğar. İnsan yukardan aşağıya bölünmesini ifade eden hattı üstüva iki yanında kalan hatlar 32 rakamına ulaşır. Bu itibarla insan yüzü Allah’ın cemali’nin aynada görünen aksidir. Bu inançla secde insanadır. İnsan, bundan dolayı sadece kainatın değil aynı zamanda Allah’ın da zuhur ettiği bir aynadır. Fazlullah’ın kur’an’a getirdiği bu yepyeni ve aşkınsal yorum şeriat ulamasının toplum üzerindeki hakimiyetini sarsmış ve Fazlullah’ı bundan dolayı korkunç bir işkenceyle öldürmüşlerdi. Büyük üstadın bu korkunç akıbetinden sonra onun izinden giden hurufiler, Timur’un baskısından kaçarak Osmanlı topraklarına sığındılar fakat burada da yine şeriat ulemasının verdiği fetvalarla kimileri idam edilirken kimileri de diri diri yakılmak suretiyle katledilmişlerdir. Fazlullah’ın dışında genç Nesimi’nin etkilendiği ikinci kaynak, kendinden yüzlerce yıl önce yaşamış olan aşk şehidi Hallac’ı Mansur’dur. Gazel türünde yazdığı yüzden fazla deyişinde Hallac’ın ismi ve meşhur sözü olan Enel Hak ben hakk’ın kendisiyim- cümlesi geçer. Mansur Enel hak söyledi, haktır sözü, hak söyledi“ sözleri bütün şiirlerine yayılmıştır. Hz. Ali ve Hz Muhammed’i bir birinden ayrılmaz bir bütün olarak gören Nesimi, Hz. Ali’ye Kur’an’da geçen tanrısal sıfatları yüklemekte hiçbir sakınca görmediğini görürüz ve Oniki imamlara duyduğu derin ve samimi inancı bütün şiirlerinde göze çarpar. Oruç, namaz, hac gibi şeriat kurallarını gereksiz ve anlamsız görür. Allah’a ulaşmak ve onun ilahi sırlarına ermenin yolunun derin bir aşk ve sevgiyle ulaşabileceği inancı tamdır, o bundan asla şüphe etmez. Bu yolda ilerleyen herkesin aynı menzile erebilme fıtratına sahip olduğunu çekinmeden dile getirir. Şeriat baskısından bunalan Nesimi, hurufiliği yaymak için üstadı Fazlullah’ın katledilişinden sonra Anadolu’ya gelir ve on yıl kadar bir süre Anadolu’nun çeşitli illerinde dolanır. Kendisinden yarım asır önce yaşamış olan Yunus Emre ve Mevlana’nın şiir ve rubailerini inceler. Alevi-Bektaşi felsefesine yeni boyutlar kazandırır. Ancak Osmanlı topraklarında da etkisi hızla yayıldığı için şeriat mollaları onu rahat bırakmazlar. Özellikle Vahdeti Vücut inancı şeriat mollalarının saltanatını sarsmaya başlar. Vahdeti Vücud (varlık birliği) inancında kainat, Mutlak Varlık’ın zuhurudur. Bütün alem, Mutlak Varlığın bilgisinde sabit olmuş, bu subut kainatı izhar etmiştir. Göklerin dönüşünden unsurlar meydana gelir; göklerle unsurların birleşmesinden cansızlar,bitkiler ve canlılar zuhur eder canlıların kemali insanda zahir olur. insan en son ve en olgun yaratıktır. Kainatın özüdür. Tanrının tecelli yeridir. Seyyid Nesimi, Vahdeti Vücud inancını, yani Allah’ın insanda tecelli ettiği fikrini harflerin esrarına dayanarak dile getirmekteydi. O bunun böyle olduğuna öylesine inanmaktaydı ki, hiçbir şey onu bu inancından döndürmeye yetmedi. Sonunda din softaları, onu halk huzurunda derisi yüzülerek öldürülmesi yönünde fetva verdi. Nesimi’nin yüzülmesine fetva veren müftü, Nesimi yüzülürken sağ elinin şehadet parmağını sallayarak, « bunun diyormuş, kanı da pistir. Bir uzuva damlasa, o uzuvun kesilmesi gerekir”. Ve tam bu sıra Nesimi’nin bir katre kanı müftünün şehadet parmağına sıçramış. Meydanda bulunan hal ehli bir can; müftü efendi fetvanıza göre parmağınızın kesilmesi lazım. Müftü, “nesne gerekmez“ demiş. „Biraz suyla temizlenir » Bunu duyan Nesimi kanlar içinde: Zahidin bir parmağın kessen döner Hakk’dan kaçar Gör bu miskin aşıkı ser-pa soyarlar ağlamaz Nesimi Halep’te katledildiğinde henüz kırk yaşları civarındaydı. Türkçe bir divanının yanısıra farsça ve arapça da şiirler yazmıştır. Gömülü olduğu yerin değil de, yüzülerek katledildiği yerin türbeye dönüştürülmesi oldukça anlamlıdır. Nesimi’nin bu korkunç akıbeti Alevi toplumunda derin bir üzüntü yaratmış ve onu ölümsüzleştirmek için cem ayinlerinin önemli bir öğesi haline getirmişlerdir. Nesimi darı ona duyulan derin saygı ve sevginin bir ifadesi olarak yüzyıllarca Alevi cemlerinde uygulana gelmiştir. KİME NE Ben yitirdim ben ararım o yar benim kime ne Gah giderim öz bakıma gül dererim kime ne Gah giderim medreseye ders okurum hak için Gah giderim meyhaneye dem çekerim kime ne Sofular haram demişler şarabın bir katresine Ben doldurur ben içerim günah benim kime ne Ben melamet hırkasını deldim taktım eğnime Ar-ı namus şişesini taşa çaldım kime ne Ah Yezid seccadeni al yürü mescit yoluna Pir eşiği benim kabem kıblegahım kime ne Kelp rakip böyle diyormuş güzel sevmek pek günah Ben severim sevdiğimi günah benim kime ne Nesimi`ye sordular ki yarin ile hoş musun Hoş olayım olmayayım o yar benim kime ne ALi EVVEL ALi AHİR Gözün aç gör ey talip Alidir her kan-ı server Muhammed aşk ile derya Alidir kıymeti gevher Muhammed ilme kan oldu oldu Ali nutk-ı beyan oldu Ana her sır beyan oldu Alidir hace-i kanber Ali’dir cümlenin canı Muhammed’dir Ali kanı Hakikattir Ali şanı Alidir yar-ı peygamber Hezaran türlü cümbüşler Ali emri ile işler Varır yazlar gelir kışlar Alidir cisme can perver Ne bilsin cahil ü nadan Muhammed ya Ali kimdir Muhammed serveri dindir Alidir cümleye rehber Ali evvel Ali ahir Ali zahir Ali batın Ali şems-i münneverdir Alidir nur ile enver Alidir her şey için can Alidir yar ile mihman Ali rahim Ali rahman Alidir cümleye server Ali vahid Ali ehad Ali ferd ü Ali samed Alidir cümleye rahmet Alidir şaf’ i mahşer Ali sultan Ali süphan Ali cennet Ali Rıdvan Ali dindir Ali iman Alidir sak-i Kevser Alidir ol veliyyu’llah Alidir mazhar-ı Allah Ali nurundan eyva’llah münneverdir yedi kişver Alidir Haydar-ı Kerrar ol aldı kal’a-i Hayber Alidir katil-i küffar Alidir miri her leşker Nesiminin dil ü canı münevverdir Ali nuru Ali vala Ali a’la Alidir server-i safder BENDE SIĞAR İKİ CİHAN Bende sığar iki cihân ben bu cihâna sığmazam Cevher-i lâmekân benim kevn ü mekâna sığmazam Kevn ü mekândır âyetim zâta gider bidâyetim Sen bu nişân ile beni bil ki nişâne sığmazam Kimse gümân ü zann ile olmadı Hakk ile biliş Hakkı bilen bilir ki ben zann ü gümâna sığmazam Sûrete bak vü ma’nîyi sûret içinde tanı kim Cism ile cân benim velî cism ile câna sığmazam Hem sadefim hem inciyim haşr ü sırât Bunca kumâş ü raht ile ben bu dükâna sığmazam Genc-i nihân benim ben uş ayn-ı ayân benim ben uş Gevher-i kân benim ben uş bahr ile kâna sığmazam Arş ile ferş ü kâf ü nûn bende bulundu cümle çün Kes sözünü uzatma kim şerh u beyâna sığmazam Gerçi muhît-i a’zâmım adım âdem durur âdemim Dâr ile kün fekân benim ben mu mekâna sığmazam Cân ile hem cihân benim dehr ile hem zamân benim Gör bu latifeyi ki ben dehr ü zamâna sığmazam Encüm ile felek benim vahy ile melek benim Çek dilini vü epsem ol ben bu lisâna sığmazam Zerre benim güneş benim çâr ile penc ü şeş benim Sûreti gör beyân ile çünkü beyâna sığmazam Zât ileyim sıfât ile Kadr ileyim Berât ile Gül-şekerim nebât ile piste-dehâna sığmazam Şehd ile hem şeker hem şems benim kamer benim Rûh-ı revân bağışlarım rûh-ı revâna sığmazam Tîr benim kemân benim pîr benim civân benim Devlet-i câvidan benim îne vü âna sığmazam Yer ü gökü düzen benim geri dönüp bozan benim Cümle yazı yazan benim ben bu dîvâna sığmazam Nâra yanan şecer benim çarha çıkar hacer benim Gör bu odun zebânesin ben bu zebâne sığmazam Gerçi bugün Nesîmîyim Hâşîmîyim Kureyşîyim Bundan uludur âyetim âyet ü şâna sığmazam

Kaynak: Nesimi Divanı

ŞAH HATAYİ (Şah İsmail) (1487 – 1524)

Yedi Ulu’lardan Şah Hatayi; 1487 yılında İran-Erdebil’de doğdu. Anadolu’daki Alevi cemlerinde nefesleri en sık yer alan ululardandır. Babası Şeyh Haydar, anası Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan’ın kızı Alemşah Halime Begüm Sultan’dır. Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan Selim’le 19 Mart 1514’de yaptığı Çaldıran’daki savaşı kaybetti. Bu onun için sonun başlangıcı oldu. 1524’de 37 yaşında iken Azerbaycan’da Hakk’a yürüdü. Cenazesi Erdebil’e götürülerek, dedesi Şeyh Safiyüddi’nin türbesi yanında toprağa verildi. Şah Hatayi çok iyi bir eğitim almıştır. Hz. Ali ve Hacı Bektaş Veli üstüne pek çok içtenlikli nefesler yazmıştır. Hatayi hâl çağında Hakk gönül alçağında Binbir Kabe yapmaktır Bir gönül al çağında.

FUZULİ (1504 – 1556 )

Fuzuli, divan edebiyatımızın derinlik, samimilik ve içlilik yönünden en büyük şairlerinden biridir. Doğum tarihi kesin olarak belli değildir. Doğum tarihi kesin olarak belirtilmediği gibi de doğum yeri olarak Hille, Bağdat ve Kerbela gösterilir. Ancak Fuzuli, Türkçe Divanı’nın mukaddemesinde Kerbela’da dünyaya geldiğini belirtir. Bu da bizlere Fuzuli’nin Kerbela’da doğduğunu kanıtlar. Fuzuli’nin kökeni, Irak’a yerleşmiş olan Oğuz Türklerinin Bayat boyundandır. Babasının adı Süleyman, Fuzuli nin asıl adı ise Mehmet’tir. Tek bilinen çocuğunun ismi Fazlı’dır. Fuzuli ismini diğer şairlerin şiirleriyle karıştırılmaması için kullanmıştır. Böyle bir takma adı başka kimsenin beğenmeyeceğini düşündüğü için kullandığını, Farsça Divanı’nın girişinde açıklamıştır. Ama “İşe yaramayan”, “gereksiz” anlamına gelen “fuzuli” sözcüğünün başka bir anlamı da “erdem” dir. Fuzuli’nin yaşamı konusunda bilgileri veren kaynaklar birbirini tutmamaktadır. Onunla ilgili güvenilir bilgileri, yapıtlarının incelenmesinden ve bazı şiirlerinin açıklanmasıyla alıyoruz. Yapıtlarından anlaşıldığına göre Fuzuli iyi bir öğrenim görmüş; özellikle İslami bilimler, tasavvuf, astronomi ve İran edebiyatı konularına çalışmıştır. İslam bilimleri içerisinde hadis, fıkıh, tefsir ve kelam üzerinde durduğu, gene yapıtlarında yer alan kavramların incelenmesinden ortaya çıkmaktadır. Türkçe, Arapça ve Farsça divanlarında bulunan şiirleri bu üç dili çok iyi kullandığını, onların bütün inceliklerini kavradığını göstermektedir. Fuzuli eğitime ve bilime olağanüstü bir önem vermiştir. Ona göre şiirin özünü sevgi, temelini bilim oluşturur. “Bilimsiz şiir temelsiz duvar gibidir, temelsiz duvar da değersizdir” anlayışından yola çıkarak sevgiyi evrenin özünü kuran bir öğe diye anlamış, bu nedenle de “Evrende ne varsa sevgidir, sevgi dışında kalan bilim bir dedikodudur” yargısına varır.Ona göre gerçek varlık Tanrı’dır, bütün nesneler ve onları kuşatan evren, Tanrı’nın bir görünüş alanıdır. Bu nedenle yaratılış, tanrısal varlığın görünüş alanına çıkışı, bir ışık (nur) olan Tanrı özünden dışa taşmasıdır: “Zihî zâtın nihân u ol nihandan mâsivâ peydâ” ( senin özün gizlidir, bu görünen evren o gizli özünden var olmuştur). Fuzuli’nin anlayışına göre insan “seven bir varlık”tır, bu sevgi Tanrı ile insan arasındaki bağın özünü oluşturur. Ayrıca insanın Tanrı’ya yaklaşmasını sağlar. Varlık türlerinin en yetkini, en olgunu olan insan Tanrı’nın gören gözü, konuşan dili ve duyan kulağıdır. Fuzuli daha çok ‘gazel şairi’ olarak tanınmıştır. Gazellerinin konusu olan aşk, tasavvufi aşktır. Gençlik hevesiyle söylediği şiirlerinde beşeri aşkı anlatmıştır, oysa daha sonra insani aşkı bırakıp ilahi aşka uzanmıştır. Tasavvuf, Fuzuli’nin şiirlerinde çok önemli bir unsurdur; bütün sevgililer ilahi sevgili, yani Tanrı’dır. Fuzuli, acı ve ıstırap şairidir. Aşkı bu yönüyle görür ve onu bu yönüyle ele alır. Ayrılığı, derdi ve elemi arar; kavuşmayı istemez. Acı çekmenin insanı olgunlaştırdığı, yücelttiği fikrindedir. Bu bakımdan acı çekmekten de hoşlanır. İnsanın yeryüzünde yaşadığı sürece, ruhunun kutsallığına yaraşır biçimde davranması; doğruluk, iyilik, erdem, güzellik gibi değerlerden ayrılmaması, özünü bilgiyle süslemesi gerekir. Fuzuli “maarif” adını verdiği gönül bilgisini kişinin özünü ışıklandırması için bir kaynak olarak yorumlar; “Ey güzel zâtın maârif birle tezyîn edegör” dizesiyle bu konudaki görüşünü açıklar. Onun ahlak ile ilgili görüşlerini doğruluk, iyilik ve erdem oluşturur. Şiir, Fuzuli için, düşünceleri, duyguları ortaya koymaya, insanı anlatmaya, kimi sorunları sergilemeye yarayan bir yaratıdır. Şiir,yalnız şiir olsun diye söylenmez; bir varlık görüşünü dile getirmeyi amaçlar. Şiiri oluşturan öz ve anlam sözdür, söz ile kişi kendini ortaya koyar. “Artıran söz kadrini sıdk ile kadrin artırır, Kim ne mikdar olsa ehlin eyler ol mikdar.” Bu dizelerinde sergilenen düşünceye göre sözün değerini arttıran, kendi değerini arttırır, kişinin kendi neyse söylediği sözle açığa vurduğu da odur. Söz kişinin aynasıdır. İnanç bakımından Fuzuli’nin Oniki İmam’a derin bir sevgisi vardır. Necef’te Hz. Ali, Kerbela’da Hz. Hüseyin’in türbesinde hizmet etmiştir. Yaşamının çoğunu Kerbela’da, o kutsal topraklar üzerinde geçirmesi, birçok şiirlerinde tasavvuftan kaynaklanan bir sevgiyi, bir üzüntüyü işlemesi, Oniki İmam’a olan sevgisinden kaynaklanmaktadır. Kalbi Ehlibeyt ve Oniki İmam sevgisi ve aşkı ile doludur. Fuzuli’ye göre Hz. Ali erdemli, gönül bilgisiyle dolu, olgun, yetkin bir kişidir ve Peygamber’den sonra İmam (halife) olması gereken kimsedir. Bu görüşü benimsemeye, İslam ülkelerinde, mufaddıla (erdeme bağlı olma) denir. Fuzuli de bu erdemden yana olanlar arasındadır. Ona göre Hz. Ali erdem bakımından, bütün halifelerden ve Peygamber’in yakınlarından üstündür. Bu konudaki inancını Hadikatü’s-Süedâ ( Mutluların Bahçesi) adlı yapıtında bütün açıklığıyla ortaya koymuştur. Türkçe ve Farsça divanlarında Hz. Ali ve onun soyundan gelen imamlara bağlılığını konu eden birçok şiiri vardır. Şukr-ı Hudâ ki sâye fekendest ber serem Ikbâl-i müstedâm-ı tü yâ Murtazâ Ali Behr-i necât ber heme çün tâat-ı Hudâ Farzest ihtirâm-ı tü yâ Murtazâ Ali Manend-i Kâ’be ma’bed-i ins u melâikest Her câ buved makaam-ı tü yâ Murtazâ Ali Her lehze miresed be Fuzuli hezâr feyz Ez han-ı âm-ı lütf-ı tü yâ Murtazâ Ali Yani Fuzuli şöyle demek istemiştir: “Şükür olun Tanrı’ya ki ya Murtaza Ali, senin daimi ikbalin, başıma gölge salmıştır. Sana hürmet etmek kurtuluş için Tanrı’ya ibadet gibi herkese farzdır. Makamın neresiyse orası, Kâbe gibi insanların, meleklerin ibadethanesidir. Lütfunun umumi ve şamil sofrasından Fuzuli’ye her an binlerce feyz erişmededir.” Bir ara Bağdat’ı ele geçiren Şah İsmail Safevi’ye yazdığı övgünün kaynağı da Ehlibeyt’e olan sevgisindendir. Oniki İmamlar’a olan sevgi ve türbedeki yapmış olduğu hizmetler karşılığında kendisine verilen çok az bir ücretle geçimini sağlıyordu. Daha sonraları, Bağdat’ı ele geçiren Osmanlı Padişahı Kanuni Sultan Süleyman’a övgüler yazmış ve onların ilgilerini üzerinde toplamıştır. Kanuni Sultan Süleyman’ın da kendisine bağladığı dokuz akçe maaş bir süre sonra kesilince, ilgisizlik ve yoksulluk ulu ozanı yürekten yaralamıştır. Bu olay üzerine de dönemin Nişancı Paşasına yazdığı “Şikâyetname” adlı Türkçe mektuplarıyla ayrıca ün kazanmıştır. Hâkir bakma bana kimseden sığınma kemem Fakir-i Padişah asa geda-yı muhteşemem Ne mülkü mal bana çarh verse memnunem Ne mülk ü maldan azade kılsa mahzunem Fuzuli Anadolu Aleviliğinde de oldukça önemli bir ozandır. Alevi cem ibadetlerinde bu ulu ozanın, yazmış olduğu beyitler, nefesler ve mersiyeler eşliğinde ibadetler yapılır. Fuzuli’nin, Oniki İmam’a kalbinde derin bir sevgi, aşk beslemesi, Hz. Ali ve Hz. Hüseyin’in türbelerinde hizmet etmesi, tasavvuf ehli olması, Aleviler tarafından kendisine karşı beslenen sevgiyi daha da fazlalaştırmıştır. Fuzuli Alevilerce yedi ulu ozandan biri olarak kabul edilir. Fuzuli’nin kaç sene yaşadığı ve kaç yaşında Hakk’a yürüdüğü kesin olarak belli değildir. Ancak Feridun Fazıl Tülbentçi, Mısır basması bir divanın arkasında Fuzuli’nin, Safari’nin yirmi yedinci günü vefat ettiğinin kayıtlı olduğunu görmüştür. Bu tarih;de 11 Ocak 1556’ya rastlar. O yüce ozanın kabrinin nerede olduğu kesin olarak bilinmese de, bazı kaynaklara göre Hakk’a yürüdüğü zaman İmam Hüseyin’in türbesinin girişine gömülmesini istemiş ve bu vasiyeti üzerine, türbenin girişine defnedilmiştir. Kesin olan şudur ki, Fuzuli’nin kabri Kerbela’dadır. 1556 yılında Irak’ta baş gösteren bir veba salgını sonucu Hakk’a yürümüştür. Fuzuli’nin bilinen eserleri şunlardır; 1)Türkçe divân 2)Farsça divân 3)Arapça divân 4) Leyla ve Mecnun 4) Bengü Bâde 5)Rind ü Zâhid 6) Sihhat u Meraz 7) Sâkiy-nâme 8) Şâh u Gedâ 9) Enîsi-ül Kalb 10) Terceme-i Hadîs-si Erbain 11) Hadîkat-us Suadâ 12) Risâle-i Muammeyât 13)Mektupları 14)Şikâyetname16) Cümcüme- Nâme 17)Sohbet-ül Esmâr 18)Çağatayca-Farsça Manzum Lügat 19) Risâle-i Mevlânâ Fuzuli 20) Matma’-ul İ’tikaad.

Kaynak: Fuzuli Divanı-Abdülbaki GÖLPINARLI Kaynak: internet sitesi www kim kimdir.gen.tr. Kaynak: internet sitesi www.dusle.com

YEMİNİ (15. yüzyıl sonu-16 yüzyıl başı)

Alevi ve Bektaşi toplumunun 7 ulu ozanlarından birisidir. 15.yy. sonları, 16. yy. başlarında yaşamış olduğu beyitlerde anlaşılmaktadır. Kimi kaynaklarda asıl adının Ali, kimi kaynaklarda Mehmet olarak geçmektedir. İster Ali Yemini olsun, isterse Mehmet Yemini olsun… Bektaşi ulu tekkesi olan, Akyazılı İbrahim dede zaviyesinde çok hizmette bulunmuştur. Yemini mahlasını da burada yazdığı beyitlerde kullanmaya başlamıştır. Yemini’nin yaşamı Tuna Irmağı boylarında bulunan Akyazılı adlı dergahta Ehlibeyt’e bağlılık, onlara sadakat ve postnişine hizmetle geçmiştir. Alevi, Bektaşi inancında dede himmet desturunda, dededen oğul hizmettir. Hizmetle Hakk’a erişilebileceğine gönülden inanan Yemini, hizmetinin karşılığını kainat durdukça anılmakla işte böyle almıştır. Akyazılı sultanın ardalarından olan Yemini’den Demir Baba Vilayetnamesinde de söz edilmiştir. Orda Hafız kelam Yemini olarak ismi geçmektedir. Hafız kelam olarak söz edilmesi, kendisine ait çok beyiti ezbere bildiği ve okuduğu gibi, diğer ulularında beyitini ezbere okuduğundan ve hatta Kuran-ı ezbere okuduğu bilgisi yaygındır. Onun için Hafız olarak ayrıca adlandırılmış olabilir. 1519’da yazdığı “Faziletname” (Erdem Kitabı) 7300 beyitten oluşmuştur. Bu kitaba bazıları ahlak kitabı ismini de vermiştir. Hz. Muhammed ve O’nun Ehlibeyt’ini güzel sözlerle metheden, erdemliklerinden, kerametlerinden söz eden ve aynı zamanda Ehlibeyt ve o kutsal soyu öven sözleri ezbere okuduğu içinde, Hafız kelam Yemini olarak da bilgisi ve inancıyla kendisini erişilmesi gereken noktaya taşımıştır. Alevi ve Bektaşilerde kutsal sayılan Mesnevi tarzındaki bu kitapta, Tanrı birliğinin harflerle açıklanabileceğine inanılarak yazılmıştır. 7 ulu ozanımızı saydığımızda; – Şah Hatayi – Pir Sultan Abdal – Kul Himmet – Yemini – Virani – Fuzuli – Seyyid Nesimi’lerdir. Bunların hepside birbirinden feyz almış, Ehlibeyt yolundan sapmamışlardır. Sonuçta doğruya ve gerçeğe erenlerden olmuşlardır. Yemini, Hz. Ali’nin Faziletnamesi adlı kitabında Hz. Ali’den söz ederken Şahı Merdan olarak söz eder. Bu şanı boşu boşuna almadı. Hz. Ali İslam’ın ulu ışığı, yaşamsal ve tinsel kaleyi ele geçirdi. Ancak inkar kalesine giremedi. Hz. Ali düşünceleri, bedenimizi, gönlümüzü arıtmaktadır. Sevgi çerağımızı yakmaktadır. Hz. Ali’yi anmak bizim ibadetimiz olarak belirtilmiştir. Faziletname’de ayrıca Hz. Ali’nin her türlü çıkarın üstünde bir kişiliğe sahip olduğu; zengin, fakir ayrımı yapmaksızın eşitlik gözettiğini yazmıştır. Kitapta: “Hz. Ali ne kadar yüce olursa olsun, O’nu yadsıyan, kötüleyen, küçük düşürmek isteyenler sürekli var olacaktır” diye yazmıştır. Hz. Ali’nin varlığı ile İslam’ın kutsiyetini anlayanlar olabileceği gibi, O’na karşı gelenler, O’nu istemeyenler o zaman olduğu gibi, bu günde yine var olacağından bahsetmektedir. Ayrıca Faziletmane’de ahde vefasızlıktan, yalancı, inkarcı ve çıkarcı din adamları şeyhlerin ve mollaların dini o zaman kendi çıkarları doğrultusunda kullandığı gibi, bugünde kullandığını acı bir gerçek olarak bahsetmiştir. Hz. Muhammed, Hz. Ali, Hz. Fatıma, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’in Ehlibeyt olduğunu onların, masumu pak ve tertemiz soy olduğunu, büyük bir sevgi ve muhabbetle yazmıştır. Ayrıca devletin malı, mülkü, hazinesi ellerinde olduğu halde bu dünyadan göçerken onların dünya malında gözü olmadığının ispatının, hiç birisinin geride kalan malı mülkü olmayışıdır. Onların sevdasının Hak sevdası, insanlık sevdası, güzel ahlak sevdası oluşudur. Hz. Ali için övgüleri arasında, – Tanrı tüm varlıklarının görüşünü Ali gözüyle göstermek istemiştir. – Ali’nin yolu peygamberin yoludur. Çünkü O, emanet aldı. O, emanete sahip çıkandır. – Muhammed’in nurunun beyanıdır. – Ali’nin doğumu kötülüğün yok olması manasındadır. Çünkü Ali’nin olduğu yerde kötülük olmaz. – Muhammed’le Ali’nin kardeşliği, güzel ahlakla onun tamamlayıcısı ve devam ettirici birlikteliğidir. – Hz. Muhammed peygamberler sultanı, kıyamet günü ümmetinin yardımcısıdır. Ali onun güvenliğidir. Yüzünün nuru yeri göğü aydınlatmıştır. Yüce sözleri ile kuran ortaya çıktı. Oruç, dua, secde onun ilkeleridir. Her kim ki Mustafa’nın insanlığa getirdiklerini anlar, bilir, gerçekten ona inanırsa mutlu olur. Ali sevgisi kime ki cana yakin olursa ona iki cihanda mutluluk olur. – Mala, mülke tutkulu kim varsa öldü gitti. Ali ve değerleri hiç ölmedi. Yolundan gidenler ölmez. – Kâbe’de ki putlar, Hz. Ali ile birlikte kırıldı yok edildi. İnsandaki kâbe gönül ise, Ali’nin girdiği gönülde put, hurafe, benlikler yok olur. – Ali’yi öldürmek, iyilikleri yok etmektir. – Öldürülen Ali olsaydı, bugüne kadar yok olurdu. Yemini’ye Göre 12 İmamların Durumu 1-Ali’yi yanlışlıklar devam etsin diye yok ettiler. Onu yok eden Mülcem cezasını buldu. Yemini der Haydar’a canı gönülden bağlan. Çünkü Ali, ab-ı Kevser çeşmesinin sakisidir. 63 yaşında şehit edildi. 2-Hz. Hasan 47 yıl yaşadı. Muaviye tarafından zehir içirilerek şehit edildi. 3-Hz. Hüseyin Kerbela’da yezid tarafından yoldaşları ve çocuklarıyla birlikte 58 yaşında şehid edildi. 4-İmam Zeynel Abidin, Velit İbni Yezid tarafından 57 yaşında şehid edildi. 5-İmam Bakır, Abdulmelik İbni Mervan tarafından 59 yaşında şehit edildi. 6-İmam Cafer, Velid Bin Melik tarafından 60 yaşında şehid edildi. 7-İmam Musa Kazım Abbası halifesi Ebu Mansur tarafından 55 yaşında şehid edildi. 8-İmam Ali Rıza Abbasi halifesi Memun tarafından 55 yaşında şehid edildi. 9-İmam Muhammed Taki Abbasi halifesi Muttasım tarafından 58 yaşında şehid edildi. 10-İmam Ali Naki Mutasım tarafından 41 yaşında şehid edildi. 11-İmam Hasan-ül askeri Mutasım tarafından 28 yaşında şehid edildi. 12-Muhammed Mehdi şehid edileceği zaman kayboldu. Mehdi ahır zaman kurtarıcısıdır. O, gelecek Haydar’ın değeri anlaşılacak. Kötülükler giderilecek Hz. Muhammed Mustafa’nın gerçek ilim şeriatı Hz. Aliyyel Murteza’nın erdemleri yürürlük kazanacaktır. Mehdi imana gelmeyenleri, dine davet edecek ki cümlesi Hakk’a kul, Resule ümmet, Hz. Ali’ye talip olalar. Yol erenlerinin sultanı Ali’dir. Ali ve evlatları şehid oldular. Şehid olan kişiye sonsuz mutluluk vardır. Mansur’u dara çekerken dediler: Halin nicedir? Dedi: Aşıkların miracıdır bu, demeyin ki mihnet ile acıdır bu. O gerçek ulular bin türlü bela ve eziyetle göçüp gittiler. Ancak dünya yanlışa gidenlerin dünyası oldu. İşte Yemini hazretleri, bu methiyeleri yazarken bile sadece zerresini yazdm. Aslı olanların hali üzerindedir. Yemini Ali ve Ehlibeyt yolundadır. Ali’yi gece gündüz dilinden düşürmez. Duası her zaman şöyle olmuştur: Ey ulu Tanrı, bizleri rızıklarınla rızıklandır. Ali soydaşlarının yardımından yoksun etme. Ben evrende amaçsız biriydim. Beni Ali’nin yolundan ayırma Yarabbi. Bizler olgunlukta, bilimde fakiriz. Eksiklerimizi Ehlibeyt yolunda tamam eyle Yarabbi. Bilgisiz, amaçsız, avare bir kimse idim. Gönlümün isteklerine tutsak olmuştum. Halsiz, perişan, yorgun, hasta idim. Bilgisizlik derdi beni yakmıştı. Ali’nin sevgi ve ışığına ilettin, şükürler olsun Yarabbi. Bu ışığı aldıktan sonra kendime geldim. Gönlüm sevinçle doldu. İçime Murteza ışığı doldu. Işığı söndürme Yarabbi. Kabul ede niyazımı, duamı Desin Allah Allah seven gerçek imamı. Son sözüm budur ki: Bu ölümlü dünyada gerçek, sadık bir dost istersen kendinde başkasını bulamazsın. Dahi sözün budur dinle ey yâr, Sana yâr ol, sana yâr ol, sana yâr. Türk divan edebiyatının sanki ustalığını yapan Yemini’nin beyitleri genellikle hece ölçüsü ile yazılmış olmasına rağmen aruz ölçüsü de kullanıldığı bazı beyitlerinde anlaşılmaktadır. Genellikle Farsça ağırlıklı olarak, Osmanlıca dille yazılarını yazmış olan Yemini’nin her sözünde çok anlam ve ifadeler yer almıştır. Bazı beyitlerini gazel türünde yazsa da yüce Allah’a aşkla ulaşılacağını, özellikle dile getirmiştir. Yemini’nin Beyitlerinden Lam eliften arşa pervaz eyledim Kaf u nun’dan başıma tac eyledim Bey-i mamur içre mesken tutalı Ey Yemin-i günde bir hac eyledim Suretin nakşında gördüm Fazl-ı İsm-i a’zamı Zülf ü kaş-u kirpiğindedir Süleyman hatemi Limeallahın hayealidir yüzün vech-i ilah Gösterir mir’at mü’min on sekiz bin alemi Kim ki sacid olmadı hüsnün önünde ey sanem Sen anı merdıd-i şeytan bil değildir ademi Arif-i nefs olmayınca nefsini bilmez Fakıh Ger olursa Haydari vü sende-püş-i edhemi Ey Yemini tayyib ü tahir olunmaz şöyle bil Her kim içmez saki-i kevserden ab-ı zemzemi Bu yazıyı derlerken Yemini’yi 7 ulu ozan arasına alınmasının gerçekten hak ettiği bir mertebede olduğunu bir kez daha gözlemlemiş oldum. Ulu olmak, bağlanmak olduğunu, yaşamak olduğunu, gönülle yazıp dil ile tasdik etmek olduğunu görmüş oldum. Aşk-ı niyazlarımla…

Kaynaklar 1-A. Celalettin Ulusoy – Yedi Ulular 2-Yemini – Hz. Ali’nin Faziletnamesi (Can Yayınları)

VİRANİ (16.yüzyıl)

Doğum ve ölüm tarihi belli olmayan Virani’nin; 16. yüzyılda Eğriboz adasında doğduğu söylenir. Virani; bir süre Necef’te Hz.Ali’nin türbesinde türbedarlık hizmeti vermiştir. Virani; Balkanlarda Demir Baba’dan babalık icazeti almış, Hz. Ali tutkusunu dile getiren çok sayıda şiir yazmıştır. Gel Dilber Ağlatma Beni Şah’ı Merdan Aşkına Dü cihanın Rehnüması Şiri Yezdan aşkına Şahım Hasan Pir Hüseyin Kerbela Meydan İçin Lütfedip Bağışla Cürmüm Ali Süphan Aşkına. Bazı araştırmacılar, yazılarında Virani’nin aruz vezni ile 300’e yakın şiir söylediğini ve koca bir divan oluşturduğunu bildirerek Ozan’ın az çok öğrenim görmüş olduğunu belirtirler. Virani’ye göre, evrende ve bütün nesnel varlıklarda görünen Hz. Ali’dir.

PİR SULTAN ABDAL (16. yüzyıl)

Pir Sultan Abdal’ın 1500 yıllarında doğduğu tahmin ediliyor. Doğduğu yeri ise kendisi şiirlerinde, “Benim Aslım Horasan’dan Hoy’dandır” diyerek belirtiyor. Asıl adı Haydar olan Pir Sultan Abdal’ın Sivas’ın Yıldızeli’ne bağlı Banaz Köyü’nden olduğu söylenir. Pir Sultan’ın yaşamı Alevi Bektaşi toplumunun söylencelerine dayanır. Şiirlerinden ise Safevi Devleti hükümdarı Şah İsmail’in oğlu olan Şah Tahmasb zamanında yaşadığı anlaşılır. Pir Sultan Abdal, döneminin toplumsal sorunlarına eğilmiş, bunları kendisine konu edinmiş, çıkış yolları aramış, yer yer şiirini sanatını da bu uğurda aracı yapmış bir ozandır. Bu nedenle halkla, halkın sorunlarıyla özdeşleşmiş ve bütünleşmiştir. Pir Sultan Abdal, Osmanlı zulmüne karşı Anadolu halkının sıkılmış yumruğudur. Haksız gidişe “dur” diyen bir haykırıştır. Pir Sultan’ım Yaratıldım Kul Diye Zalim Paşa Elinden Mi Öl Diye Dostum Beni Ismarlamış Gel Diye Gideceğim Amma Yol Bozuk Bozuk

KUL HİMMET (16. yüzyılın ikinci yarısı)

Kul Himmet; Tokat’a bağlı Almus ilçesinin bugünkü adı Görümlü Kasabası olan Varsıl Köyü’ndendir. 16. yüzyılın ikinci yarısında yaşamıştır. Kul Himmet bütün nefeslerinde Hz.Ali, 12 İmamlar ve Hacı Bektaş Veli’yi büyük bir içtenlikle anlatır. Kul Himmet’in nefesleri de diğer ulu ozanların nefesleri gibi her Alevi ceminin vazgeçilmez nefesleri arasındadır. Kanber’i durur sağında Salınır cennet bağında Mûsâ ile Tûr dağında Ben dedem Ali’yi gördüm. Yüce dağlar coşkun coşkun Kul Himmet’im aşka düşkün Cümle meleklerden üstün Ben dedem Ali’yi gördüm. İyi bir tekke ve tarikat eğitimi gören Kul Himmet’in, Pir Sultan Abdal’a bağlı olduğu, onun çevresinde yetiştiği, müridi olup O’nu izlediği şiirlerinde açıkça ortaya çıkar. Halk ozanlarında Alevi Bektaşi olmayanlar bile onun etkisinde kalmış, ona yakınlık göstermiştir. Kul Himmet; tarikat ışığında beliren insan sevgisini Hacı Bektaş Veli üzerinde yoğunlaştırarak nesnel duruma getirmiş, tanrı kavramını bir varlık olan insanla özdeşleştirmiştir. Alevi inanç ve felsefesinde önemli bir yere sahip olan Seyit İmadeddin Nesimi, kimi kaynaklara göre 1370 yılında Şirvan da kimi kaynaklara da ise Şamahı’da doğduğu varsayılmıştır. Babası Şirvan’ın tanınmış şahsiyetlerinden Seyit Muhammed’dir. Yedi ulu Alevi ozanından biri kabul edilen Nesimi’nin asıl adı Hüseyin’dir. Daha gençlik yıllarında derin bir aşk ve muhabbete tutulmuştur. Devrin önemli medreselerinde eğitim görmüş, tanınmış bilge filozoflarıyla sıcak ilişkiler kurmuştur. Tarikat ve meşayıh sırlarında derin irfanı vardır.