Ana Sayfa / Uncategorized / ON İKİ İMAM EFENDİLERİMİZİN ÖVGÜSÜ

ON İKİ İMAM EFENDİLERİMİZİN ÖVGÜSÜ

ON  İKİ  İMAM  EFENDİLERİMİZİN  ÖVGÜSÜ

Esirgeyen bağışlayan Tanrı Adıyla Başlarım

Hamd Allah’a salat ve selam Hz. Muhammed Mustafaya  olsun.

Şurasını iyi bil ki, Ulu Tanrı,ya Muhammed, iki cihanda benim dilediğim sensin. Seni,kendi varlığım için yarattım ve on sekiz bin alemi senin için yarattım. Eğer sen olmasaydın,yerleri ve gökleri ve ikisi arasındaki varlıkları yaratmazdım. Buyurur.

 

Şu halde, bu delil ile bizlere farz oldu ki,O’nu can-ü gönülden sevelim ve de O’nun soyunu ( Ehl-i Beytini) sevip muhabbet edelim. Çünkü Resulullah efendimiz, evrenin var olmasının sebebidir.

Yine Ulu Tanrı buyurur ki:

Ya Muhammed,ululuğum ve celalim Hakkı için her kim seni ve evladını sevip muhabbet eylese,yerle ve gökler kadar günahı da olsa bağışlarım. Rahmetim ona esirgemem. Ve her kim ki seni ve evladını sevmezse,yerler ve gökler kadar ibadet etmiş olsa da,onun yeri cehennemdir,sonsuza denk oradan çıkmaz.

Yine Hz. Resul buyurur ki:

Bir kimse gönlünü Resul’ün evlatlarından başkasına teslim eylese ya da bağlandığı kimsenin meşrebi (soyu) Hz. Resul-e çıkmazsa, o kişinin şeyi (önderi) şeytandır. Bundan Allah’a sığınırım.

HAK  İLE  HAK  OLMAK

Server-i kainat ve alemlere rahmet olan Hz. Muhammed Mustafa (a.s) vefatlarına yakın buyurdular ki:

Müminler ölmezler, sadece yokluk (fena) yurdundan ölümsüzlük (Beka) yurduna taşınırlar. Bu bir evden bir eve göçmeye benzer.

İşte o vakit Allah’ın Aslanı İmam Ali (K.V.) yi çağırıp dedi ki:

Ya Ali. Hakka yürüme vaktim gelmiştir. dünyadan ahrete göçüyorum ve sana birkaç vasiyet ediyorum. Gerektir ki kabul kılasın, iki cihanda aziz ve muhterem olasın. Çünkü TARİKAT içinde gerekli şeylerdir ki Cebrail bana Allah’tan vahiy getirmiştir.

İmdi ŞERİAT, Peygamberlerin. TARİKAT, evliya’nın (Erenlerin)dır. MARİFET, onların yoluna  salik olup gitmektir. HAKİKAT,vuslat makamdır, Hak  ile Hak olmaktır.

Ya Ali,biz bu cevherleri sana yadigar olarak verelim. Gerçek mümin ve itikattı temiz olan kardeşlere inci-mercandır. Ne mercan ki,her biri bir candır. Sımsıkı saklayıp,bu söz incisini can kulaklarına yerleştireler,peygamberin sırrını bilip duyalar,erenlerin erkanına uyanlar. Müminlikte temiz inançlı olan muhibler,mahşer gününde kıyamet kopunca bizim sancağımızın altında bulunup,sefaatımızdan mahrum kalmayalar,inşallah.

Ya Ali,Hakk’a talip olup,Erenlere dost olan kimselere telkin edip,bu vasiyetleri söyleyesin. Güçleri yettiğince, Erenlerin EDEB ve ERKANI’ndan işiteler, bilip,öğrenip,erenlerin yolunu tutup gideler ve ona göre amel edeler. Ve de her kim bu vasiyetleri dinleyip, vasiyetini tutarsa,o benim dostumdur,ben ondan hoşnut olurum,yarın Hakk’ın cemalini gösteririm. Ve her kim bu vasiyetleri işitip tutmazsa, Erenlerin EDEB’ini saklayıp,bununla amel etmezse,o benim düşmanımdır.

İşte o vakit bu vasiyet-nameyi, müminlerin Emri İmam Ali (k.v.) ye teslim eyledi ve nice nice türlü öğütler edip, bununla ilgili hadis-i şeriflerde buyurdu.

Ben ilmin şehriyem, Ali o şehrin kapısıdır.

Ali ile ben, ikimiz bir nurdan yaratıldık.

O Allah’ın Aslanı Şah-ı Merdan Ali, Hz. Peygamberin mübarek ağzından buyurduğu vasiyet ve öğütlerini kabul edip, yüzünü yere sürdü ve hepsini o’nun huzurunda yazdı, değerli ve ulu bir kitap eyledi. Her zaman okuyup, Onunla amel ederdi.

Ondan İmam Hasan ve İmam Hüseyin ve İmam Zeynel Abidin hazretlerine erişti. Ta ki bu vasiyetler, Peygamber oyundan Seyyid SAFİYÜDDİN’e geldi. O da okuyup onunla amel kıldı, bu şerefli ilim,gerçek ilim imiş. dedi. kendisine mürit olup iradet getiren taliplerine telkin edip,bu vasiyet-name  gereğine  onları irşat ederdi. Bize de onlardan yadigar kaldı. ERENLERİN MENAKIBI budur, bilesiniz. Talipleri eğitesiniz.

Şeyh Safi buyurur ki.

Eğer bir talip bu vasiyetleri dinlerse, ne anlama geldiğini bilse, kendisi de uysa,erenlerin edebini yerine getirse,o talip Hak Taala Hazretlerinin güvenliği içinde olup,dünya ve ahret korkularından kurtulur. Kıyamet günü bizimle haşr olur. Ve eğer bir talip, bu vasiyetler okunurken kulak tutup dinlemezse,manasını anlamasa,gözü gönlü yabanda olsa,Erenlerin edebi’ni yerine getirmese,o talipten Allah bizar olur,melekler bizar olur. Resulullah bizar olur ve tüm peygamberler ve erenler bizar olur.

 

TALİP  HAKKI  ŞUDUR  Kİ.

Talip Hakkı şudur  ki:

1 – Edeb  bekliye. 2 – Avamda uzak dura. 3 – Mahremini bile. 4 – Tüm kötülüklerini terk ede. 5 – Erenleri her yerde hazır bile. 6 – Hakk’a ve halka yaramaz iş yapmaya. 7 – Her nerede olursa olsun, mürşidinin korkusunu çeke, yanı: ister gizli,ister açık olsun,ben bu işi yaparsam,mürşidim görür ve bilir diye o işi yapmaya. Çünkü erenler, talibinin gözüne ve gönlüne günde yetmiş kez bakar.

Gönül  sarayını  pak  et  ki  mihman-hane-i  Hak’dır.

Vakit olur ki tahtını görmeğe  sultan gelir.

Demek ki saray silinmiş, süpürülmüş olursa, sultan’ın hoşuna gider. Toprak o talibin başına ki, erenleri hazır ve nazır bilmeye ve gönül aynasını silmeye.

Hangi talibin ki gölü temiz değildir, ondan peygamberler ve erenler bizar olur.

Bir kişi ikrarı saf ve itikattı dürüst olmasa, o kişinin imanı dürüst olmaz. Din dahi, imandandır ve iman iki türlüdür.

1 – Tahkiki  İman.

2 – Taklidi  İman.

Takik şudur ki, talibin gönlü pak ola. Taklid de şudur ki,gönlü hile, kin,kıskaçlık ve kuruntu ola.

Mürşit Hakkı  şudur  ki:

Erenler menzilinde otura. Talibin gönlüne nazar ede. Levh-i mahfuz’a ve levh-i insana bakıcı ola. Yanı, huzuruna gelen her kişinin,velayet nuru ile durumunu seze ve ona göre eğite. Ve gönlü pak olmayan talibi yanında saklamaya.

Talibin  gönlü nasıl  olursa,  pak olur:

Beyniyaz’ın lokmasını yememek gerek. Talip olan kişi, halkın avamı (cahil ve kendini bilmezi) ile oturup durmamalı,alım-verim etmemelidir. Yabancı (Ehl-i Beyt dostu olmayan)ların  kadını ile evlenmeye ve yemeğini yemeye, kendi öz cevherini yezitlere harcamaya ve kendi lokmasını da onlara yedirmeye. Bir kişi münkür ve munafık ekmeği yerse,kursağında iken ölürse,imansız ölür.

 

BE  NİYAZ  KİMLERDİR.

Beyniyaz şunlardır ki, Hak sevgisini, peygamber mihrini ve erenlerin muhabbetini gönülden çıkara ve bunların yerine dünya tamahı, kin,kibir kıskançlık ve kötü düsenceler doldura ve gönlünde büyüklük taslaya,Hakk’a baş eğmeye ve hak sözüne karşı gelip,baş indirmeye.

NİYAZ   NEDİR.

Niyaz,Hakk’a baş indirip,SECDE etmektir. Bir kişi secde’yi terk etse, Haktala’ya kulluk etmemiş olur,şeytan gibi lanetli olur.

İmdi talip olan kişi çalışıp, çabalayıp, gücü yetiğince güzel-günüle girmelidir. Çünkü, gönül Hakk’ın evidir, hem, ev sahibi evinin dışında değildir. Bir kişi Hakk’ın evine girse, Hak ile birlikte olur.

SECDE   NEDİR.

Tarikat içinde secde kılmak nedir.

Tarikat içinde secde kılmak, NİYAZ MAKAMI’dır,yanı teslim olmaktır. Teslim’den kastedilen ise, başımı yolunuza koydum,artık benim değildir. Çünkü, ER MEYDANI HAK MEYDAN’dır. Bu meydana giren kişi, başını top eyleyip, kendi varlığını meydana feda edip,baş ve candan geçmektir. Böylece bu kişi, isteği ile kendisini gerçekten erenlere teslim etmiştir. Tarikat yolunda inancını güçlü kılıp, gönlüne kuruntu getirmemektir. Amma, edeb ile olmasa,o kimsenin teslim-i tamam olmaz.

ADEME  SECDE  NEDİR.

Hak Taala, Hz. Adem’in kalbini, kudret eliyle yapıp, meleklere (Adem’e secde ediniz) buyurunca,emir Hakk’ın emri oldu. Ve kendini Adem’in kalbinde gizledi ve melekler kendisine secde etiler. O vakit, lanetli iblis, kibirlenip secde etmedi. Kovuldu. Nedeni şudur ki, iblis Hz. Adem’i Hak’tan ayrı gördü,yüce Tanrıyı Adem’in mazharında (içinde) görmedi ve tanımadı,gerçeği anlayamadı ve lanetli oldu. Bilmedi ki (Hak Adem’dedir) başkasına secde etmek kafirliktir. Eğer, Adem’den gayrı Hak olsaydı, ona secde eden mutlak kafir olurdu. O halde, kesinlikle anlaşıldı ki secde Hakk’a yapılır. Hak’dan başkasına secde etmek reva değildir. Eğer secdeyi Halk için ederse,kişi kafirdir.

 

ZİKİR   NEDİR.

Yol kardeşi olanTalipler her gün sabah olunca yerinde kalkıp,elini yüzünü yıkayıp,on iki İma-ı ve on Dört Masumı Pakları zikir edip Ehl-i Beyt’i şefaatçı getirip,Şah’ı kerem’e gelinceye kadar tüm yol uluları mürşitleri, pirleri zikir etsin (ansın) onların aydınlık ruhlarından himmet ve yardım dilesin. Ve Ehl-i Beyt’in düşmanlarına Teberra edip, Muhammed Ali dostlarına Tevella eylesin. On iki İmam’a ikrar edip, mürşide iradet getirsin.

ABDEST  NEDİR.

Şeriat Abdesti su ile alınır. Tarikat Abdesti, Pir elinden biat etmektir. Marifet Abdesti, Nefsini bilip, Rabbini Tanımaktır. Hakikat Abdesti, öz kendi ayıplarını görüp, başkasının ayıbını örtmektir.

İBADET.

Bir kişi zahir ehli olsa, yanı Şeriat kavminden olsa, ilk önce ana lazım olan,iman getirip, Allah’ı bir bilmektir.

Yine Tarikat içinde de bir kişi dervişlik,sofuluk davasında olsa,yol oğluyum dese,ilk iş olarak ona lazım olan,Mürşide bağlanmak,Pirini tanımak,el verip etek tutup İkrar-vermektir. Çünkü İkrar İmandır.

Ve Şeriat ehli olan kimseye lazım olan şunlardır.

Namaz kılmak, oruç tutmak,Hacca gitmek,gücü yeterse de malının zekatını vermek.

Tarikat  ehli olan kimseye lazım olan ise.

(kendi varlığından sıyrılıp, bütün anlamıyla yok olan bir can olup),bir kez can-ü gönülden yüzünü yere koyup niyaz eylese (Tanrıya yalvarıp yakarsa), Hak katında makbule geçer.

Ve Şeriat-a göre, Namazı cemaatla kılmanın hayrı ve sevabı çoktur derler, nerede camaat  çoksa,oraya giderler.

Tarikat-a  göre ise. Mürşit huzurunda cem olup (Toplanıp) sohbet halkasında (cemde halka ceminde) oturmak, günahını ele alıp (söylemek) ve bin günaha bir özür niyaz eylemek (dilemek),de öyledir.

Bir Talibin, günahını ele vermesi,nizamda tartılmak gibidir. Peymançe yerine (meydana) geçip DARA durması, sıratı geçmek gibidir. Ve de öz sitemine (cezasına) razı olup Erkana düşmek (Tarık altına düşmek),teslim olmak yanı, ölmeden önce ölmek gibidir.

Üzerinde Zülfikar yürütmek, yaptığı amellerin cezası çekmek gibidir,yanı: Erkan’dan geçmek,günahlarından yarlığanmak  gibidir.

Pir huzuruna geçip gülbenk ( dua) almak, Hak taala Hazretlerinin katında kabul ve makbul olmak gibidir.

HAC  VE  KABE

Ve şeriat kavmi,gücü yeterse Hacca giderler,yol yürürler gidip beytullah’ı  (kabe’yi ) ziyaret ederler. Ve hem cehennem ateşinde kurtulmak için, Kabe’nin içine girmeye çalışırlar.

Nitekim  Hak  Taala  buyurmuştur:

Her kim benim evimin içine girerse,her türlü beladan emin olur,dünya ve ahret korkularından kurtulur. Şimdi iyi bilmeli ki, Hak Taala’nın Beytullahi (evi) müminlerin gönlüdür. Hz. Resul buyurmuştur.

Müminin gönlü, Allah’ın evidir. Müminin gönlü, Allah’ın Arşıdır.

Müminlerin gönlü, Hakk’ın nazargahı’dır. (baktığı, göründüğü, ve bulunduğu yerdir.) Hadis (Temiz) gönül-e yetmiş kez bakar, inayet, merhamet ve şefkatiyle nazar eder. Her kimin gönlünde Hak Korkusu yahut sevgisi var, İse, o bakışın eseri görünür. Ve eğer yok ise, sınık dil’dir,(kalbi temiz değil, bozuktur),o kimse taş gönüllüdür. Taşa su etki etmez, ona da söz etki etmez.

         Şurası  iyi  bilinsin  ki:

Tarikat için de Hacca gitmek,Talibin (eğitici mürşidin ) gönlüne girmektir.  Zahiren Kabe-ye giden ayağı ile yürür gider. Amma,Gönül Kabesi’ne yüzü özerine yürür gider.

Amma arif olan kişi Hakk’ı bilir, kendisine secde kılar. Hakk’ı bilmeyen sonuna denk müşkül (zorluk, şüphe) içinde kalır. Hemen (çalışıp) bir Gönül ele getirmeğe gayret eyle ki Kabe’ye varasın, Hakk’ı kendi evinde göresin.

Ve dahi Talip o kimsedir ki gündüz kesrette olursa, gecesi vahdet’te ola. Zira, gece velayet , gündüz nübüvvettir. Yanı, gece, Evliya pazarı, gündüz Halk pazarıdır. Eğer bir Talip her gün Halkın yüzüne bakıp onlarla oturup kalksa, o Talip, yetmiş derece menzil almaktan geri kalır. O halde Talip olan kişi gerektir ki gündüz Halk ile ilişki kurarsa gece Hak ile birlikte ola.

Ve bir Talip kendi lokmasını bir münkire ve bir münafığa yedirse, benim etimi yedirmiş gibidir. Ve yine bir Talip kendi züriyetini bir münkire verse On iki İmam’ın etini yedirmiş gibi günah kazanır.

TALİBİN   NİŞANI  NEDİR.

Talibin nişanı, evliya eteğini tutmak, İKRAR verip can-ü gönülde iman getirmektir. Yanı, her fiiline ve her haline beli (eyvallah) deyip inanmaktır. Menakıb-ı şerif (BUYRUK) dinleyip, erenler nefesinin anlamını kavrayıp, ona göre amal etmektir. Cümle varlığını onların yoluna harcamaktır ve kendini yok bilmektir.

Bir talip evliya-yi bulmasa ne yapsın.

O talip gitsin,(bilgili dedelerin) ilmini dinlesin, hakikatli sözünü anlasın, erenlerin sözünü dilmenmiş gibi olur ve onunla amel eylesin, erenlerin dostu olur ve mahrum kalmaz.

Talibin dünya hali bildirildi, peki, ahret halleri nedir.

Talip olan kişiye lazım olan şudur ki erenlerin edebini gözleye, velilerin izini izleye, namahrem kimselerde sakına, erenlerin sırrını açığa çıkarmaya, el verip etek tuttuğu kimsenin aslının doğruca Ehl-i Beyt-e çıktığını bile, ona göre biat ve ikrar kıla (bağlana). Eğer bir kişi boş etek tutarsa, mahremini bilmese, o talip den Allah ve melekleri, bütün evliya ve peygamber’ler bizar olur.

İMAM  CAFER-İ  SADIK  buyurur  ki:

Bir kişi Hakk’a talip olsa, Evlad-ı Resul’den başkasına kendini teslim eylese yanı bilmediği yerden biat ve ikrar kılsa (el etek tutsa) onun meşrebi ve tuttuğu eteğin silsilesi Evlad-ı Resul’e ve Muhammed Ali Hazretlerine çıkmazsa, o kişinin şeyhi şeytan olur. Mahşer gününde erenler katarından ve Hak didarından mahrum kalır.

Hz. Peygamber  buyurdu  ki:

Benim evladımdan  başkalarını  pir  edinenlerin  piri  şeytandır.

1-Gönül ne durursun sende varsana.                                                          Mürşidi kamile varmayınca olmaz.                                                   Varıp eşiğine yüzün sürsene.

Mürşidi kamile varmayınca olmaz.

2-Mürşidin arayan gitti arayı.                                                                      Arayanlar buldu derde çareyi.                                                                    Yüz bin okur ise akda karayı.                                                                       Mürşidi kamile varmayınca olmaz.

 

3-Bu dünya durdukça eğer dursa da.                                                              On dünya dolusu kitap görsen de.                                                             Her harfine bin bir mana versen de.

Mürşidi kamile varmayınca olmaz.

 4-Halil yaptı kabe’yi oldu delil.                                                                       Farz oldu varmayanlar oldu melil.                                                             Muhammed-e Rehber oldu Cebrail                                                           Mürşidi kamile varmayınca olmaz.

5-HATAYİ sözün manası ver dedi.                                                               Yar ile eteğin ahde dur dedi.                                                                       Cebrail Musa’ya Hızır-a var dedi.                                                                Mürşidi kamile varmayınca olmaz.

Benim evladıma (Ehl-i Beyt-e) tabi olanlar, yol erkan içinde erenler zümresi ile beni isteyip bulanlar. FIRKA-İ NACİ-dır.

Ey Allah’ım Ali’ye ve evladına dost olana sende dost ol. Ali ve evladına düşman olana sende düşman ol. Ali ve evladına yardım edene sende yardım et. Ali ve evladına hile (oyun) yapana sende hile yap.

Ve  Hz.  İmam  Ali  buyurur  ki:

Dört Kitap’ta dört nesne vardır. Her kim onun hükmünü yerine getirirse, dünyada ve ahrette kurtuluşa erer. Tevrat’ta yazar ki: Her kim kanaat ederse, ganimet bulur. Ve Zebur’da yazar ki: Çok konuşmayan kurtuldu. Ve İncil’de yazar ki: Her kim, bir tarafa çekilip yalnızlığı seçerse, esenlik bulur. Ve Kur’an-ı Kerim’de buyurur ki: Her kim Allah Taala Hazretlerine tevekül eder, sığınırsa, bütün dileklerine erişir.

MÜRŞİT VE REHBER OLMADAN ERKAN (CEM) SÜRÜLMEZ.

Ve dahi bu erkan da bu meydandan mürşit huzurunda üç talip bir araya gelince ÜÇLER MAKAMIDIR. Ve beş talip bir araya gelince BESLER MAKAIDIR. Ve yedi talip bir araya gelince YEDİLER MAKAMIDIR. Ve kırk talip bir araya gelince KIRKLAR MAKAMIDIR. Rehber Muhammed, mürşit Ali makamıdır ki Muhammed Ali Kırklar başıdır. Rehber, Mürşit taliplerin başıdır. Başsız ayak yürümez, olmaz. Rehbersiz mürşitsiz  bir araya gelip ERKAN sürülmez, hatadır. Bundan Allah’a sığınırız. Bu şeytan hareketidir. Ayağını başsız etmeyesin, sonra pişman olmayasın.

BİR MÜRŞİDE BAĞLANIP DÖRT KAPIYI İYİCE BİLMELİDİR.

  1. İmam  Ali’yel-mürteza  buyurdular  ki:

Mürşit olmasaydı, ben Hakkı bilmezdim. Demek ki bir kişinin mürşitsiz Hakka erişmesi mümkün değildir. Mürşidi olmayan insan Hakkı bulamaz ve Hak yoluna gelemez. Sebebine gelince. Mürşidin eline yapışmadıkça ben Tarikata girdim dese, amel olunmaz. Mürşit eline yapışınca yola girdim, yola yapıştım. Der, gerçektir.

 

BİRİNCİ  KAPI, MÜRŞİT  KAPISIDIR.  

Bir talip bir mürşide bağlanmadıkça yoldayım diyemez, ikrar ve iman sahibiyim, diyemez. Ve ehli Tarikat içine giremez, ve erkan yerine (cem evine) gelemez,  ve rehber olamaz, ve mürşit olamaz ,ve meşreb tutamaz ,ve musahip olamaz. Sözün kısası, mürşit birinci kapıdır ki, o kapıya girmedikçe bir şeyin sahibi olamaz, hatta keramete ayak basa, budalalar gibi Muhammed Ali bendelerinin eteğine yapışamaz.

Şu halde mürşit ilk kapıdır, farz’dır. O kapıya girmedikçe yanı mürşit eteğine yapışmadıkça, bir hale ve bir sırra eremez, yanı eğer talip Muhammed Ali’nin halinden ve sırrından ve erkanından ve kesfinden ve kerametinden ne ki var ise, kamillerin sohbetine girip, nazarlarını alıp, muhabbet ve hizmet ile tümünü tahsil edip öğrense de, o talip bir mürşidi kamile gelmedikçe ve ondan el-etek tutmadıkça bu hale ve bu sırra eremez. Bir talip onun bu kemaline (olgunluğuna ve bilgili oluşuna) bakıp eteğine yapışsa, sahih değildir. Ve tarikat erenleri onun kemaline ve irfanına bakıp boş adam değildir diye onunla arkadaş olup, birlikte oturup durup, tarikat haline girseler, cenabet ve merdud (yoldan çıkmış) olurlar. Nedenine gelince. Çünkü, serseri ile birlik olup, kemalinin hatırı için düşman ile muhabbet edip, Teberra’ya düştüler, yezide tabi olurlar.

Şimdi, anlaşıldı ki, mürşit talibin tavlasıdır. O tavlaya bağlanmayan yularsızdır, uğru (hırsız) hayvandır. Uçarsa dahi eteğine yapışmak şeytanın eteğine yapışmak gibidir. Ve mürşidinden başka yol aramak, tavlasından boşanıp yularını kırmak gibidir. Yanı, ikrarından düşer, yol ararken yoldan çıkar. Talibin mürşit bağından ayrılmayıp, destur (izin) alıp halife olana kadar kapıda hizmet eylemek üzerimize farz oldu. Meşreb, musahip kapısına mürşidin emriyle varıp, girip görüp, yine mürşit emrinden dışarı çıkmayıp, mürşit kapısından durmak, cümle taliplere farzdır. Ayrılmayıp durup rıza gözleye. Çünkü rıza gözleyenin imanı rızaya erer. Denilmiştir.

Rızadan  dışarıya  ayak  basmayanlar  denilmiştir.

Talip olan kişi. Kimsenin aybını görmeye göz ile gördüğünü eteğiyle  örte.   

 

Kaynak: MENAKIBÜL  ESRAR  BEHÇET-ÜL  AHRAR.

BÜYÜK  BUYRUK. Yazılış  Tarihi: 1241.

Çeviren: Mehmet  yaman  dede.                 12/05/2016

Hakkında Cemal SEVİN

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir