Ana Sayfa / Köşe Yazısı / TASAVVUFTA AŞK

TASAVVUFTA AŞK

Ey Niyazi ibtidasız zevk buldun aşktan.

Yarın ispatında La’sız zevk buldun aşktan.
Daim-u baki fenasız zevk buldun aşktan.
Ey Fuzuli intihasız zevk buldun aşktan.
Aşk: İleri derecede üstün bir sevgidir ki, bu ancak tasavvufla uğraşanlar, Ahmet Yesevi, Lokman Perende, Hacı Bektaşı Veli, Mevlana, Yunus Emre, Mühyiddin-i Arabi, Muhammed Nurul Arabi, Mısri Niyazi, Hallacı Mansur, Seyit Nesimi, Fazlullah-ı Hurufi, Virani ve benzeri gibi büyük düşünürler tarafında Allah anlamında yani Allah hakkında kullanılır. Büylece Allah-a ait bir isim olarak kabul edilmiştir.
BEYT.
Ey Niyazi mürşid istersen bu yolda aşka uy.
Enbiya vü evliyaya aşk olubdur rehnuma.
(Rehnuma, yol gösteren.)
Alevi-Bektaşilik: Aşk yoludur, sevgi yolu, vahdeti vucut yoludur, tasavvuf yoludur. Tasavvuf kelimesinin anlamı, kısaca Hz. Peygamber’in sofasında oturanlar anlamında geliyor. Bu yolun yolcusu, yani düşünür anlamında demek oluyor. İslam da ilk tasavvuf ise kırklar Cem’inden başlar. Bu yolda gönül tahtında sultan olunur.
İnsan bu sayede bir ışık olabilir. Nefsi ile savaşır, kendini her türlü kötülükten kurtarır. Tanrısıyla arasındaki dış ilişkileri kırar. Hak ile hak olur.
Bir diğer tarifle tasavvuf kamil insan olmak, bütün dertlere derman olmak ilmidir. Canı canana verip, kurtulmaktır. Mustasavıflar dünyadaki güzellikleri sevmekle Allah-ı sevdiklerine inanırlar. Cezbe, kulun Allah’la birleşmesidir. Hakk’ın kulu sevmesidir. Salikin kalbine Hak vergisidir.
Gazali: Arifler Hakikat zirvesine yükselerek miraçlarını tamamladılar da vucüdda Allah’tan başka bir şey olmadığını apaçık gördüler, demiştir.
Tasavvuf teşkilatınca medresenin karşısına bir teke ile çıkmış oldu. Bu iki müessese arasında derin bir uçurum, büyük bir ayrılık vardır. Medrese: zahir ehli ve kaal ehli olanlar için, Tekke: Batın ehli ve hal ehli olanlar içindir. Medrese: Allah’tan korkmayı. Tekke: Allah-ı sevmeyi öğretiyor.
Medrese: Müslümanların bile pek azını cennetlik sayarken. Tekke: Bütün dünya milletlerine bir bakacak kadar geniş tolerensa sahiptir. Medrese: şiir ve musikiyi haram sayarken. Tekke: vecd ve hale götüren bu aletlere dört elle sarılır.
Musiki bütün mukaddes dinlerde vardır. İslam dinin de ise Alevi-Bektaşi ve Melami tarikatlarınca yaşatılmıştır. Bilhassa Türkler için Horasan sofilik akımlarının merkezi idi. Ahmet Yesevi bunların en büyüklerindendir. Sonraları Bektaşilik, Haydarilik, Yesevilik’ten doğmuştur. Anadolu’ya ve Rumeli’ye göçebe halinde gelen Türk halk tabakasına hitap eden pek geniş bir tarikat olmuştur. Nihayet Pir Hünkar Hacı Bektaşi Veli geniş halk tabakasına irşatlarda bulunmuştur. Böylece Türkler tasavvufta çok büyük gayret gösterdiler. Nefsi ile mücadele ede ede böylece mağrifet kazanarak hakikat inancına sahip olarak nefsini tanımasını bildiler.
Tasavvuflara göre asıl kitap, sevenlerin yüzüdür. Hakikat orada okunacaktır. İnsan gönlünde hakikati bulduktan sonra her yer mabed ve mihrab her yer bir tur, her dem bir mir’ac olur. O insan her zaman Hak ile iç içedir. İnsan riyadan uzaklaşınca her hali ibadet, her bulunduğu yer ma’bed olur.
Aşk, Enel’aşk şarabını içip, Muhabbet burçlarını Mir’aç eden Hak ile Hak olmak, hakikate varıp kendi hakikatini bulmak nedir, bunu anlar. İnsan aşk içinde benliğini ortadan kaldırır, benlik senlikten sıyrılır, tamamen o olur. Kur’an, secde, mihrap, minber nedir daha iyi anlar.
Her yoldan bir noktaya, bir nur’a varılacağını aşk öğretir. Aşık, maşuk ve aşk birbirlerine kaynaşmıştır. Aşık ölmeden ölmüş, candan geçmiş, baştan ayağa gönül yarasının merhemi olmuştur. Can ile cananın perdesi yoktur. Kainatı gönül denilen noktaya toplamıştır.
Aşk çiğ olanı pişirir. Ben sen nedir yakar, menziline ulaşır. Bütün farkları siler. Canı tohum, gönlü başak olur. Kıblesi dosttur. Emel defterini dürmüştür. Can eker, kucak kucak gönül biçer. Aşık Veysel de bunu şöyle anlatır.
Güzelliğin on pare etmez.
Bu bendeki aşk olmasa.
Eğlenecek yer bulaman.
Gönlümdeki köşk olmasa.
Hulasa aşkı bilmeyen Hakkı da bilmez. Aşk insanı ham-ervah olmaktan kurtarır. Kamil insan haline getirir. Kamil insana göre, Tanrı sevgi, sevgi Tanrıdır. Her kim sevgide ise Tanrı da ondadır. İmam Ali: seviniz, seviliniz, Yunus Emre: sevelim, sevilelim demiş. Evet her şeyi ve güzelliği sevelim.
Aşk, aşıkın gönlüne hem derttir hem derman. Allah gibi gizli lutfedicidir. Durmaksızın nur saçar, vurduğu yeri kemale getirir. Gönül ikliminin padişahı aşktır. Aşk olunca canan da var olur. İnsanları seveni insanlarda sever.
Mutu kalbe en temutu; ölmeden evvel ölünüz.
Sırrına eren aşık ölüme korkuyla bakmaz. Aşık ölü yıkamaz, diri yıkar. Aşık Kerem de öyle yapmıştı. Kendisini yıkamış, hepsinden soyunmuş, cananına kul köle olmuş, bütün yaratılmışları sever hür insandır. Aşk gönül tahtının sultanıdır. İnsanlık aleminin şerefidir. Aşkın eli, her elin üstünde. O el değince zehirler, Ab-ı hayat olur. Ama bu yolun tövbesi yok. Ne gel bu yola gir, nede geriye dön. Gelme gelme, dönme dönme.
Adem, ahseni takvim üzere tasvir edilmiş, aşk ile ilah, ruh üfrülmüştür. Yaratılışımdaki sebebi bilenin, aşık olmaması imkansızdır. Bu ateş düştüğü yerde güller açtırır. Nemrut ateşini gülistana çevirir. Aşk yolunda ya çırağ ol, yahut bu yoldan ırak ol. Bu aşk öyle garip ki dem gelir sultanlar ona kul olur. Dem gelir kullar ona sultanlık eder. Her ses kur’anlaşır, her Leyla Mevla olur. Bütün dünya milletlerinin dini de onda birleşir, imanı da. Bu aşka can ve gönül yaka yaka düşmeli. Eteği değil, yüreği yanmalı. Muhabbet kuşu bir çeşit kuştur ama muhabbet değildir.
Hz. Ali kerem Allahu veche, ey insan oğlu, kendini ufacık bir parça zannediyorsun, ama büyük alem sendedir buyurarak, insanı değerlendirme yoluna nur seçmiştir. Aşık: bedenin her zerresi gönül kesilmiş kurbandır. O kuyumcudur, demirci değil. İnsan, içinde elmas madeni olan bir dağdır. Aşkın mührüdür.
Aşıkın esrarını aşık gerektir kim bile.
Olmayan aşık ne bilsin aşkın esrarını.
Nesimi
En hiddetliyi sükunete, en cahili ilme ve irfana, olgunluğa ulaştırmak ancak aşk eri, aşık işidir. Ham ervahın gözüne parmak sokulsa görmez. Aşık tohuma baksa ondaki fidanı, meyvesini görür. Aşık aşk harmanında savrulur, elenir, yoğrulur, fırına girer, burada pişer, kavrulur ve başkalarına hazır lokma olmak için meydana gelir. Akar su gibidir. Gönül aynasının pasını silmiş, kırk yıl kazanda kaynamış, canı da can içinde, canı da kalmamıştır.
Onun aynasında yar ne gösterirse o görünür. Sorgu, sualden azade hale gelmiştir. Ondan ne sorgu kalmış nede cevap.
Haşr-ü neşr-in satı geldi ve hem yevm’el hesap.
Uykudan uyan kim o günden ibarettir bugün.
Nesimi
Cennete şarap içenler, denilen erenler meclisinde oturanlar ezdi ve ebedi aşkın kurbanıdırlar. Can evine bak da oradaki sevgiliyi gör. Padişah orada kurulup oturmuşken sen kapının dışında misafir gelecek diye bekleme. Men aref’i bilen onu kendinde başka yerde mi arar. Bu gördüğünü fark etmeyenin göz aramasına benzer.
Sevgili, sana şah damarında daha yakınım derse, bu sesi duyan aşıka veli desek yeridir. O da cananına idrikni gel, diye seslense, sevgilinin lebbeyk ( buyur ) cevabıyla kainata nurlar dolar. Cihan rahmet ışıklarıyla ap aydın olur. Aşk, aşık ve maşuk birbirine karışır. Tek nur gibi cihanı aydınlatır. Aralarında iğne ucu kadar fark kalmaz.
Yüzüne ehli nazar sureti Rahman dediler.
Okuyanlar bu kelamullahı Kur’an dediler.
Nesimi
Enel aşk dediğimizde bunun içindi. Biz onu sevmeye geldik hepsinin bir olduğunu anladık.
Ademdir iki cihanda sultan.
Can derdine Adem etti derman.
Valsına ermek isterim gerçi ki aynıyım anın.
Benden anı kim ayıra fikri mahal içindeyim.
Nesimi
Sevgili onun gören güzü, işiten kulağı, eli, ayağı olur. Aşık sevgili ile görür, işitir konuşur, düşünür, can canan içinde birleşmiştir.
Cevherim, cihanım, cennetim, kıblem, ka’bem, damarımdaki kanım, darı mansurum , derdim ve dermanım, elim, erkanım ve ezanım, gözümün nuru, ey benim enel aşk figanım, gerçeğim, tasavvuf gömleğim, pirim, hünkarım, şahım ve şah damarım, Tanrım , tecelli ummanım, canım cananım, Yüz güzelliği, Fatiha gönlü Ka’be olan insan, yüzün Kur’andır. Ruhunun ummanı, Künt-ü kenzen, kenzendeki cevher sendedir. Kainat senin içindedir. Nefsini bil da arada büyük yapıcıdan başka bir zerrenin bile bulunmadığını anla.
Hakikat sırrı esrarın cihanda ehli hal anlar.
Avam olan ne bilsün halet-i aşk-ı vebal anlar
Seyid Nizamoğlu
Sağım solum gözler idim, dost yüzünü görsem deyu.
Ben taşrada arar idim, ol can içimde can imiş.
Niyazi Mısri.
Vuslata eren hakikata vurgundur. Günüle bağlıdır. Ölümsüz, bakıdır.
Ah eyleme beyhude sakın, canı özersin.
Can içere olan sevgili cananı üzersin.
Memet Hilmi dede baba.
Dost cemalın görmeye.
Her bir azam göz oldu.
Payine yüz sürmeye.
İçim dışım yüz oldu.
Memet Hilmi dede baba.
Yedullah sırrını aşkla gör, el ele vermişler sümme vechullah aşk ile üçü bir olmuşlar.
Kesret perdesini yakıp, vaat et sırrını çözmüş ulu hakikate ermişler. Benlik dağını yıkıp, onun gözüyle başka görür, yoksa ( len tereni ) Musa’ya: ben demekle beni göremesin, diye buyruldu.
Nefsini bilmeyen can olamaz.
Özü hayvan durur insan olamaz.
Ol Heman serseri gezer yabanda.
Vucudu şehrine sultan olamaz.
Hz. Hüseyin Hacı Bektaşi Veli, İnsanı Kamil hale getirmeyi ve kamil insan olmayı öğretti. Hz. Mevlana, insana secde etti. Nefsini tanımayan için karanlıktan başka bilgi yoktur. Nefis kemalin zehridir. Onu zararsız kılmak, yola getirmek için irade lazım. Aşk lazımdır. O zaman zehir, panzehir olur. Yola nefsini bilerek adım at. Kendine inan. Bu bilgi sende oldukça vahdete erersin.
Cehennem azabı nefsini bilmemektir. Mahşer:can ile cananın birleşmiş duygusudur. Zebaniler: aşkı bilmeyenler. Kevser: muhabbet ve sohbettir. Cennet-i ala: aşıkın gönlüdür. Vuslat: çoklukta birlik bulmak. Arş-ı ala: vuslata ermiş aşıkın, insani kamilin sırrıdır.
Sen çıkınca aradan kalır senden yaradan.
Benliği sırtından atıver serden geç, hakikat meydanında serdar ol.
Sen Ev edna sırısın, allemel esma’sın. Küntü kenzen gevherinin hazinesisin. Kendini bildin maksat, ruhundaki içinde ayıp ve kusuru bil. Bunları bilmedikten sonra başkalarının halini bilsende kerametler göstersende ne faydası var. Evvela özünüzü arayın, sonra Hakka yarayın. Kendi özünüzle haliniz nasıl.
Dinlemeyip sağı solu.
Hakikatle içi dolu.
Edep, erkan ile yolu.
Bulan cana aşk olsun.
Aşık Noyan.
Edepli kimse, elinden, dilinden, belinden kimseye zarar vermez. Kimsede ayıp görmez.
Bana yardan vaz geç derler.
Ben geçerim gönül geçmez.
Çekseler de beni dar-a.
Ben geçerim gönül geçmez.
Gevheri.
Yaratıcının ışığı elinde asa, yolun hizmeti ayağında çarık olsun. Vardığın noktada bir sur’et ondan muradın olanı apaçık görürsün. ( Kul Hüvallahü) suresini orada okursun.
Gördüm seni gümansız her dilberin yüzünde.
Hakka yakın görene zann-ü güman gerekmez.
Nesimi
Ey aşık, vucuddun var sanma. Aynada yar yüzünün hayalisin. Sevgiliden başka sevgili yoktur. Ona kavuşur, onunla olur, o olursun. Davaya sahip olursun.
O zaman sevende: sen olmasan yaratmazdım. Hepsini senin için yarattım. Sen Alemlerin rahmetisin. Levlake Levlake Lemma halaktel eflake, vema erselnake illa rahmeten lil alemin hitabi gelir. Ledün ilmini isteyene bir, Elif de yeter. Aşık, kendiden geçen hakikate dost, Hakka akraba olur.
Şeriatın, hile-i şer-iye, sözünü alet eden yobaz-ın, erkeğin kravat takmasını, kadının eli yüzü tertemiz ve anlı açık sokakta yürümesini haram sayan örümcek kafalı mürteci’nin adı, artık sadece tarih sahifelerinde geçmeli.
Erkeklerin kaburga kemiği kadınlardan bir tane fazladır, demektense bunu bir rontgenle bakarak gözle görmek ve böyle olmadığını anlamak daha emin yoldur. Korkuda insanı yoldan çıkarır. Birinci adım korkuyu ayak altına almaktır. Ledün sevdası, suret sevdası değildir.
Ayna gibi saf olsam.
Maksudumu tez bulsam.
Aşk-ı ilahile dolsam.
Doldukça ben taşlanırım.
Useyle Bacı.
Dediği gibi bu yolda taşlansan da korkma. Korkuyu ayaklar altına atacaksın. Kobraya kobra da desen bay kobra da desen yine seni ısırır. Zalim, canı istiyorsa nasıl olsa bir neden ileri sürer. Zulümden, iftiradan Peygamberler bile kendilerini koruyamamışlardır.
Taht-ı aşkın gönlümüzden sönmesin kim şulesin.
Her gören bilsin makam-ı Haktan nur şeydası inşin.
Aşık Noyan
İçine bir damla pislik damlayan kuyu murdar sayılır. İnsan gönlüne kibir, buğz, tama, öfke, gaybet, maskaralık düşse bütün beden kemalden uzaklaşır.
İki dostun bir araya gelmesine muhabbet, sohbet. İki dostun bir arada olduğu yere cennet derler. Aşk yolunda bay ile yoksul, şah ile geda birdir. Muhabbet meclisinde cem’de büyük, küçük, güzel, çirkin bir olur. İşte can muhabbettir. Otları hayvanlar yer, muhabbeti insanlar eder.
Aşıka ne keramet gerek, ne mucize. Bunlarla oyalanıp kalır, daha ileriye gidemez. Peygamberler mucize gösterebilir. Onlar bir cava sahibidirler ve onunla davalarına inandırırlar. Fakat aşk yolu yolcusunun keramete meyli eksiliktir. Çünkü, o davaları terk etmiştir.
Kaf-u nun hitabı izhar olmadan.
Biz bu kainatın iptidasıyız.
Kimseler vasıl-ı didar olmadan.
Kaabe kavseyn Ev ednasıyız.
Harabi
Ben bir gizli hazine idim bilinmeliğimi istediğimde zatımdan zatıma tecelli ederek, kendi nurumdan insanı yarattım. Yaratıcı aşkın cevheri mayası budur. Bu nuru taşıyanın sevgilisi de ona şah damarından daha yakındır.
Hoşca bak zatına, zübde-i alemsin sen.
Merdüm-i dide-i ekvan olan Ademsin sen.
Şeyh Galip
Gönlün yerlere göklere sığmayan o yüce misafire taht kurar. Ermiş insan ise meyvedeki tat gibidir. Böyle aşk, kime rehber olursa onu hazretin visaline götürür. Aşık gönül okulunda ders okurda sözü Kur’an olur. Bakırımızı altına çeviren o nurlu sevgilinin bir tek bakışıdır. Pir Hünkar Hacı Bektaşi Veli buyurmuşlar ki: Adem gerek suya yaraya, su gerek abdeste yaraya, abdest gerek namaza yaraya, namaz gerek Hak Teala ya yaraya. Adem aşık olmayınca onu suda temizlemez, selde de temizlemez.
Bu yolun yolcuları, bütün gıdaları muhabbet, safhaları muhabbet. Muhabbet alır, muhabbet satarlar. Yerlere göklere sığmayan aşk, kendilerine inanan bir fakirin gönlüne girer. Onu padişahlar padişahı eder. Aşıkın gönlü Allah’ın nazar kıldığı bir mescittir. Aşk, aşıkın dinidir. Aşık göz yaşlarıyla abdest alır. Her taraf Kıble, her yer ibadethanedir.
Manasını anlamadan okuduğu Kur’anın anlamı mı olur. Neden o büyük huzurda neler söylediğini bilmeden durursun. Riyasız ve samimi olarak kendi dilinde, kendi gönlünle konuşsan daha mı fena olur. Ezanın Arapça namazın Arapça okunup kılınması hangi Kur’an da yazılı. Arabın Hz. Muhammed’e ve Ali evlatlarına ne zulümler, ne alçaklıklar, ne cinayetler yaptığını ne çabuk unutmuşsun Müslüman kardeşim.
Namaza durduk ise sevdaya el bağladık.
Yar yüzünde ayetler okuyarak çağladık.
Sevdalının hayali mihrap, gönül Ka-bemiz.
Erişilmez bir hazin zevki ile çağladık.
Aşık Noyan
Mensup olduğumuz Türk dilini kullanmakla bu güzel din daha güzel anlaşılır. Taşa duvara secde edeceğine dost yüzüne bak. O Ka-bedir, kıbledir. Dost secde et, o zaman Allah-ı bulursun, sanki onunla oturmuş gibi olursun. Ka-benin duvarları ortadan kalksa insanlar karşılıklı birbirlerine secde ederler.
Tarikatta secde hemen teslim olmaktır. Secde kendi için değil Hak için olmalıdır. Başı yerde, kıçı havada güya tanrısına ibadetlerdeyim sanır. Hz. Mevlana nursuz, Pirsiz namaz kılanlar için söylüyor.
Kıbleye dönüp secde edilir diye öğrettiler. Aşık: her yöne Kıble her toprak Ka-be imiş dedi. Ahmakların namazı sevda-i sehiv, ariflerin namazı vucudunu terk etmedir.
Bir aşık gördüm, Nur ola, sır ola, hayrola, şerler def ola, münkir münafık mat ola, hü dost, diye şakıyordu. Ne yapıyorsun, dedim. Dem çekiyorum dedi. Kalp bununla yıkanır, cilalanır da aynasında yar tecelli eder. Geceler gündüzler onun ışığından nura boğulur.
İsm-i azam İNSAN-dır.
Gözün açık ise gel gir katara.
Bu yol görenindir körün değil.
Girebilir isen gönül evidir.
Giremezsen sakın yerin değildir.
Pir Sultan
Aşıkın gönlündeki cennet kapısında gelme, gelme, dönme yazılıdır. Onun nuru cehennemi söndürür, sevgiliye sahip olur. Bir aşk aşık, maşuk dedikçe ham ervah elinden, dilinden gözünden sakındığı komşu kızını hatırlamış. Şüpheyi terk eden zulümden kurtulur. Şüpheye ye düşüşün iki dünyasında yok demektir.
Cümleler doğrudur sen doğru isen.
Doğru bulunmaz sen eğri isen.
Yunus Emre.
Didara aşk olan mum gibi yana yana erimeli. Varlık, benlikten geçte bu kapıya bir hiç olarak gel gözünü canana aç. El ele el Hakka, dediği elden, mir-açta yüzüne bakan ehl-i dil nazarından almıştır. Her kim talip olursa özünü türap eyleye. Sonra toprağa marifet tohumu eke. Sonra tevhit suyu ile savura, sonra miskinlik orağı ile biçe. Sonra rıza harmanında döve. Sonra şevk yeli ile savura. Muhabbet ölçeği ile ölçe. Sonra takva değirmeninde öğüde. Sonra edep eleği ile eleye. Sonra sabır fırınında pişire.
Hızır’la yoldaş olan gemi delme, Polat gibi delikanlıyı yere serme. Koca duvarı tamir etmenin Ledün’ünü bilmeli. İşin aslını görmeli. Yoksa, Musa gibi sen beni göremesin, hitabına uğrar. Kalbi ölü, nefsi diri olan bir nadandır. Orda ki hayvanı ruh şehvet, hirs, hiddet çamuruyla yoğrulmuştur.
Aşıka bak bir insanı kamildir. Buna kimi, Akl-ı kül, diyor, kimi, cevher-i evvel, hakikat sultanı sırrı ilahi diyorlar. Hak bu sıfattan ve bizi Ehli Beyt yolundan ayırmasın. Bal tabağına koşan sinek gibi aldanma. O lezzetin altında seni kahredecek yılan çöreklenmiş. Faniyi bir yana at. Bakı olan aşka yüz sür. Uykudan uyan. Huzura gel. Kovan içinde böyle, binlerce arı, yüz binlerce çiçekten birer nebze can suyu emecek, kanat çırpacak, gidip gelecek. Sonrada bir damla tatlı bal olacak. Sabretmeden o bekleyiş acısını duymadan erişmenin tadımı olur.
İnşirah suresi ayet. 5 – 6: Hayatta her zorluğun bir kolaylığı vardır. O güçlüğün kolay tarafını ara bul.
Gönlümüz aşk perdesinden ses veren sazlardandır.
Dinimiz geçmiş namazdan mest olup nazlardandır.
Sevginin hiç farkı yoktur tekkemizde Tanrıdan.
Biz elest bezminde mihman ruhumuz hazlardadır.
Aşık Noyan
İkrar verdim dönmem bezm-i eletsen.
Verdiğim ikrarı imandan aldım. ( Ahu Dede )
Nursuz günüle nefis derler. Aşk bilgisi ve nuruyla ışıklanan günüle ruh. İnsan alemin meyvesidir. Bunun kamil olanı aşktır. Kamil insandır. Onun gönlünde cananın muhabbet tahtı kuruludur. Küntü kenzen mahfiyyen sırrını da ancak insanı kamil bilmiştir. İnallahe haleka ademe ala suretihi. Tanrı ademi kendi suretinde yaratı. Nefahtüfıhı min ruhi. Ona ruhumdan ruh üfledim diye buyrulmuştur. İnsanı kamil olan, kimseyi horlamaz. Kimseyi aşağılamaz.
Hazreti pir buyurur ki: Kur’an senin içinde olup sen dışarıda kalmayasın. Yahut sen içinde olup Kur’an dışında kalmasın. İlim iblisin içinde idi, Fakat kendisi dışarıda kalmıştı. İçimde aşk ateşi olanın yüzü safi nur olur. Allah’la beraber Allah’ta gezer. Hal ehli, ham ervaha karşı çok sabırlı ve çok tahammüllü davranır. Eğer ilmi yoksa irfanı vardır. İki yüzlülük bilmez. Yeni doğmuş bir bebek kadar masumdur. ( Mezhebi hüdadır ) Halk onları kendi bildikleri mezhepten zannederler. Bu gönülde kin yoktur. Nemrutun ateşini şerbet gibi içerler. Cihana cenneti nasip kıl ey Yarab, diye dilekte bulundular.
Aşıkın göğsü sır kutusudur. Gördüğünü ört görmediğini söyleme, sırrını saklamak, cananın ruhuna, saygı göstermektir. Nefsinde günüle, oradan içeri ruhuna, oradan sırrına, o sırdan, sevgiliye varırsın. Aşkın her gördüğü taraf kıble, her bastığı toprak mabettir.
O güzeller güzeli yüzdeki fatihanın yedi ayetini gönlünde tecili etmiş bulunca huzura, sükuna kavuşur. Aşkın nefsini düşman bilince başka düşman aramaz. Kainatı dost bilir. Başına elest tacı giyer. Bilene edep kemeri bağlar. Canı cananla nurlanır. Gönül aynasında beden tozunu silmiş, şimşekler gibi pırıltılar vermede.
O cennet ırmağının adı, o Elest bezmi sakisi Ali’nin sunduğu Kevser şarabının tatlı hayalı kulaklarımda. Ab-ı Kevser makamından besteler, nağmeler geliyor. Yusuf’un kokusunu alan, Yakub’un kokladığı rüzgar gibi hasretleri kavuşturur. Vuslata, vahdete erdirir. Feryadından böyle bir rüzgarı var.

Hakkında Cemal SEVİN

Ayrıca Kontrol Ediniz

EHL-İ BEYT SEVGİSİ

Yüce Allah’ın bizlere rahmet olarak gönderdiği sevgili Resule ve onun soyuna. Erişilmez bir mertebe bağışladığı, …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir